Lavinia kitap kapağı

103. bölüm / 102

98.Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 102Şu an: 98.Bölüm
  1. 1 🦋🦋34 kelime
  2. 2 1 bölüm654 kelime
  3. 3 2 bölüm743 kelime
  4. 4 3 bölüm142 kelime
  5. 5 4 bölüm190 kelime
  6. 6 5 bölüm228 kelime
  7. 7 6 . Bölüm376 kelime
  8. 8 7 . Bölüm453 kelime
  9. 9 8 . Bölüm448 kelime
  10. 10 9.bölüm215 kelime
  11. 11 10.bölüm431 kelime
  12. 12 11.Bölüm436 kelime
  13. 13 12. Bölüm441 kelime
  14. 14 13.Bölüm358 kelime
  15. 15 14.bölüm465 kelime
  16. 16 15.bölüm210 kelime
  17. 17 16. Bölüm234 kelime
  18. 18 17.bölüm248 kelime
  19. 19 18.bölüm171 kelime
  20. 20 19.Bölüm239 kelime
  21. 21 20.Bölüm247 kelime
  22. 22 21.Bölüm304 kelime
  23. 23 22.bölüm525 kelime
  24. 24 23.Bölüm169 kelime
  25. 25 24.Bölüm400 kelime
  26. 26 25.Bölüm352 kelime
  27. 27 🦋🦋🦋22 kelime
  28. 28 26.Bölüm190 kelime
  29. 29 27.Bölüm304 kelime
  30. 30 28.Bölüm223 kelime
  31. 31 29.bölüm214 kelime
  32. 32 30.Bölüm465 kelime
  33. 33 31.Bölüm279 kelime
  34. 34 Kitap hakında26 kelime
  35. 35 32.Bölüm339 kelime
  36. 36 33.bölüm235 kelime
  37. 37 34.Bölüm348 kelime
  38. 38 35.Bölümm365 kelime
  39. 39 36.Bölüm640 kelime
  40. 40 37.Bölüm517 kelime
  41. 41 38.Bölüm267 kelime
  42. 42 39.Bölüm618 kelime
  43. 43 40.Bölüm702 kelime
  44. 44 41.Bölüm714 kelime
  45. 45 42.Bölüm814 kelime
  46. 46 43.Bölüm962 kelime
  47. 47 44.Bölüm777 kelime
  48. 48 45.Bölüm937 kelime
  49. 49 46.Bölüm1.101 kelime
  50. 50 47.bölüm867 kelime
  51. 51 48.Bölüm1.333 kelime
  52. 52 49.Bölüm1.039 kelime
  53. 53 50.Bölüm1.716 kelime
  54. 54 51.Bölüm1.268 kelime
  55. 55 52.Bölüm1.339 kelime
  56. 56 53.Bölüm918 kelime
  57. 57 54.Bölüm1.284 kelime
  58. 58 55.Bölüm1.451 kelime
  59. 59 56.Bölüm1.667 kelime
  60. 60 57.bölüm842 kelime
  61. 61 58.bölüm1.492 kelime
  62. 62 59.Bölüm1.124 kelime
  63. 63 60.Bölüm1.331 kelime
  64. 64 61.Bölüm1.746 kelime
  65. 65 62.Bölüm2.260 kelime
  66. 66 63.Bölüm1.830 kelime
  67. 67 64.Bölüm775 kelime
  68. 68 65.Bölüm2.335 kelime
  69. 69 66.Bölüm1.901 kelime
  70. 70 67.bölüm1.962 kelime
  71. 71 68.bölüm2.398 kelime
  72. 72 69.bölüm1.070 kelime
  73. 73 70.bölüm999 kelime
  74. 74 71.bölüm870 kelime
  75. 75 72.bölüm1.110 kelime
  76. 76 73.bölüm1.494 kelime
  77. 77 74.bölüm1.129 kelime
  78. 78 75.bölüm1.754 kelime
  79. 79 76.bölüm1.683 kelime
  80. 80 77.bölüm2.366 kelime
  81. 81 78.Bölüm2.161 kelime
  82. 82 79.Bölüm1.439 kelime
  83. 83 80.bölüm2.683 kelime
  84. 84 81.bölüm2.156 kelime
  85. 85 82.bölüm2.701 kelime
  86. 86 83.bölüm1.718 kelime
  87. 87 84.bölüm2.915 kelime
  88. 88 85.bölüm1.297 kelime
  89. 89 86.Bölüm2.202 kelime
  90. 90 87.Bölüm2.450 kelime
  91. 91 88.bölüm1.271 kelime
  92. 92 89.bölüm907 kelime
  93. 93 90.Bölüm991 kelime
  94. 94 91.bölüm2.097 kelime
  95. 95 92.bölüm1.824 kelime
  96. 96 93.bölüm1.468 kelime
  97. 97 94.bölüm2.273 kelime
  98. 98 95.bölüm2.884 kelime
  99. 99 96.Bölüm1.625 kelime
  100. 100 96.Bölüm1.377 kelime
  101. 101 97.bölüm2.893 kelime
  102. 102 98.Bölüm1.940 kelime · Okuduğun bölüm

Lavinia’dan devam
Fikret hakkında konuştuktan sonra Savaş gitmişti. Ben de odama hiç çıkmak istemediğim için yattığım yerden kalkmamaya karar vermiştim. Ancak bir sağa bir sola dönmekten artık sıkılmıştım.
İç ses: “Hayır, kim bu saatte uyur ki?”
“Ben.”
İç ses: “O yüzden mi acı çekiyorsun?”
“Acı çekmiyorum.”
İç ses: “He he.”
“Benimle uğraşma.”
İç ses: “Gerçekten bu cümleyi bana mı kullandın?”
“Uff, akıl mı bırakıyorsun ki?”
Tam o sırada telefonum çalmaya başladı. Yerimden uzanarak telefonu komodinin üzerinden a
lmaya çalıştım.
“Evet, aldım aldım.”
Biraz daha uzandım.
Biraz daha…
İç ses: “Hayır, bir insan bu kadar üşengeç olabilir mi ya?”
“Sonunda!”
Deyip telefonu elime aldım ama çoktan kapanmıştı bile. Telefonun şifresini girip arayan kişiye baktım.
Kara gözlüm.
Arayanın o olduğunu görünce içimde hemen bir kıpırtı oluşmuştu. Hiç vakit kaybetmeden isminin üzerine tıklayıp geri aradım.
“Alo.”
Kara gözlüm: “Güzelim.”
“Ne yapıyorsun?”
Kara gözlüm: “Çalışıyorum, aynı.”
“Kolay gelsin sana.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Nedense bu konuşmaya istemsizce gülümsemiştim.
Kara gözlüm: “Hadi aşağıya in.”
“Ne?”
Kara gözlüm: “Aşağıya in diyorum. Sana bir sürprizim var.”
“Sen nereden…”
Kara gözlüm: “Hadi güzelim, in aşağıya.”
İstemsizce heyecanlanmıştım. Hemen yataktan kalktım.
“Tamam, iniyorum şimdi.”
Kara gözlüm: “Üstünü değiştirmeyi unutma.”
Bir anda durup kendime baktım.
“Unutmuştum.”
Kara gözlüm: “Biliyorum, o yüzden hatırlattım ya. Benden başka kimse o memelerini göremez.”
“Savaş!”
Böyle deyince utanmıştım.
Kara gözlüm: “Efendim?”
“Teşekkür ediyorum.”
Kara gözlüm: “Öpüyorum seni.”
“Ben de.”
Deyip telefonu yüzüne kapatmıştım.
Hemen banyoya girip ihtiyaçlarımı giderdikten sonra üstümü değiştirdim. Üzerime baktığımda güzel olduğumu düşünmüştüm. Altıma siyah tayt, üstüme de geniş beyaz bir tişört giymiştim. Ayaklarıma beyaz spor ayakkabılarımı geçirdikten sonra saçlarımı da at kuyruğu yapmıştım.
Elim istemsizce boynumdaki morluğa gitti. Bir anda dün akşam yaşadıklarımız geldi aklıma. O dokunuşlar, öpücükler…
İç ses: “Düzgün şeyler kur.”
“Ne? Ne?”
İç ses: “Aslında düşün, düşün ki…”
İç sesimin lafını bitirmesine fırsat vermeden sözünü kestim.
“Tamam, sus be!”
Daha fazla oyalanmadan kapıdan çıkıp aşağıya doğru yürümeye başladım. Merdivenlere gelmiştim ki aşağıdan bir sürü ses yükseldi.
İç ses: “Ne oluyor?”
“Bilmiyorum ki.”
Aşağıya indiğimde kimse bana bakmıyordu. Herkes kendi arasında konuşuyor, bir şeyler tartışıyordu. Ayşe Sultan bile sohbete öyle dalmıştı ki beni fark etmemişti.
“Ayşe Sultan.”
Beni duymamıştı. Bir kez daha seslendim.
“Ayşe Sultan!”
Bu sefer sesim oldukça yüksek çıkmıştı ve herkes bir anda bana döndü.
“Şey, Ayşe Sultan duymayınca biraz sesimi yükseltmek zorunda kaldım.”
Daha lafımı bitirmeme fırsat kalmadan Ayşe Sultan kolumdan tutup beni oturttu.
Ayşe: “Bak kızım, ben kırmızı olsun diyorum ama tabii yine sen bilirsin. Kına ya bu, kırmızı olması lazım. Ama şu masalara da bir türlü karar veremedim. Bir de sen bak bakalım.”
Önüme hemen iki tane katalog bırakmıştı. Ben ise olan bitene hâlâ şaşkınlıkla bakıyordum.
Bir anda nereden çıktığını anlamadığım bir kadın yanıma geldi.
“Merhaba, ben Zeynep. Kınanız için nasıl bir kıyafet düşünüyorsunuz? Taşlı mı, düz mü? Kırmızı mı, mavi mi, yoksa başka bir renk mi olsun?”
Hemen arkasından başka biri söze girdi.
“Merhaba, ben Melih. Dansınız için hangi şarkıyla başlamak istersiniz? Ya da mutlaka sizin için özel bir şarkı vardır. Ona göre bir dans da hazırlayabiliriz.”
Ben ise hiçbirine cevap verememiştim. Ağzımdan yalnızca dört kelime çıkmıştı.
“Pardon, geçebilir miyim?”
İç ses: “Bunlar ne diyor ya?”
“Bilmiyorum.”
Hemen telefonumdan kara gözlümün ismine tıkladım. Çok geçmeden açmıştı.
“Ne oluyor burada Savaş? Bana bir sürü soru sorup duruyorlar ama!”
“Tamam güzelim, sakin ol. Nefes al.”
“Ama…”
“Aması yok. Sen bana kına demedin mi?”
“Evet.”
“Ee güzelim, kına yapacağız işte. Sonra düğün, sonra da gerdek.”
Bir anda söylediği son cümleyle yüzüm kızarmıştı. Bu kadar açık konuşmasına inanamıyordum.
“Şey… Kına.”
“Evet güzelim, kına. Sen şimdilik onları hallet, bitir. Sonra ben akşam gelirim, beraber tekrar bakarız.”
“Tamam.”
“Görüşürüz güzelim.”
“Görüşürüz.”
Deyip telefonu kapatmıştı.
Ben ise etrafıma baktım. Ortalık o kadar kalabalıktı ki herkes durmadan bir şeyler konuşuyordu.
İç ses: “Sen istedin kına diye.”
“Ama ben böyle hiç düşünmemiştim ki. Ben sadece küçük bir şey istemiştim.”
İç ses: “Kızım, artık anla. Savaş’ın lügatinde küçük diye bir şey yok. Ya vardır ya yoktur.”
“Uffff!”
Ayşe Sultan bir anda arkamdan çıkıverdi.
“Oflama kızım, oflama! Hadi gel de kınalığını ölçüp biçsinler bari. Bir yerden başlamamız gerekiyor artık.”
“Ayşe Sultan, ben vazge…”
Daha lafımı bitirmeme fırsat vermeden kolumdan tuttuğu gibi beni çekiştire çekiştire götürdü. Az önce oturduğum yere yeniden oturmaya çalışırken bir kadın yanıma geldi.
“Efendim, böyle bekleyin. Ben ölçülerinizi ayarlayayım.”
“Hı hı.”
İç ses: “Bugün bayağı yoğun bir gün olacak gibi.”
İlk defa iç sesime cevap vermemiştim.
Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama hâlâ devam ediyorlardı. Sürekli birileri yanıma gelip bir şeyler soruyor, ben de bilip bilmediğime bakmadan hepsine cevap vermeye çalışıyordum.
Artık gerçekten yorulmuştum.
Keşke şu an kimseye görünmeden buradan kaçabilseydim.
Ah Savaş, ah! Ben sana böyle mi demiştim? Ben sadece küçük, sade bir kına istemiştim. Sen nasıl oldu da bütün evi organizasyon şirketine çevirdin?
İç ses: “Hiç Zeus’uma atma suçu. Sen istedin, adam da yapıyor.”
“Tamam da ben sadece sade bir şey istemiştim. Her şeyi bu kadar abartması
gerekiyor muydu?”
İç ses: “Senin sade anlayışınla Zeus’un sade anlayışı biraz farklı olabilir.”
“Biraz mı? Bayağı farklı!”
Kendi kendime söylenirken Ayşe Sultan bir anda yanıma geldi. Elindeki telefonu neredeyse gözüme sokacakmış gibi bana uzattı.
Ayşe: “Kızım, al. Bayadır telefonun çalıyordu. Sehpanın üzerinde buldum, alıp geldim.”
“Sağ ol Ayşe Sultan.”
Telefonu elinden aldığım gibi ekrana baktım.
Damom – 7 cevapsız çağrı.
Gözlerim bir anda büyüdü.
Yedi arama mı?
Damla beni yedi kere aramıştı ve ben bir tanesini bile duymamıştım. Hemen etrafıma baktım. Herkes hâlâ kendi telaşındaydı.
“Nihayet bizi bu cehennemden kurtaracak biri!”
İç ses”Abartma.”
“Ne abartması? Kız yedi kere aramış, kesin bir şey var. Hemen ara!”
Daha fazla beklemeden Damla’nın ismine dokundum.
Ben daha konuşmadan Damla konuşmaya başlamıştı bile.
Damla: “Kızım, ne oldu biliyor musun?”
“Ne?”
Damla: “Babaannem var ya, babaannem…”
“Ee?”
Damla: “Fikret’e, ‘Büyüklerini topla gel, bu işin adını koyalım.’ dedi.”
“Ne?”
Damla: “Kızım, şu an var ya, inanamıyorum! Fikret ilk önce bir şok oldu. Hatta istemiyor sandım ama sonra sevinçten babaannemin yanaklarını öptü.”
“O…”
Ben daha konuşamadan Damla sürekli sözümü kesiyor, ben sormadan her şeyi bir bir anlatıyordu. İstemsizce gülümsemiştim. Bu ana, bu mutluluğa… Çünkü ikimiz de bir zamanlar ailesinden yana yüzü gülmeyenlerdendik. Ama şimdi ikimiz de çok ama çok mutluyduk.
Damla: “Hadi, ben kapatıyorum. Son söylediğimi sakın unutma, bak!”
“Ne? Ne söyledin ki?”
Dın…
Dın…
Dın…
Telefonu çoktan kapatmıştı. Kendi düşüncelerime öyle dalmıştım ki ne söylediğini hiç anlayamamıştım.
Zeynep: “Lavinya Hanım…”
Bu kadına da sinir olmaya başlamıştım. Sabahtan beri ismimi yanlış söyleyip duruyordu. Ona doğru adımlarla ilerleyip tam karşısında durdum.
“Lavinya değil, Zeynep Hanım. Lavinia… Y değil, İ.”
Zeynep: “Pardon, Lavinia Hanım.”
Bu kadına, yalan yok, sinir olmuştum. Hayır, herkes ismimi yanlış söyleyebilir, bunda bir sorun yoktu ama bu kadın nedense bilerek yanlış söylüyormuş gibi geliyordu. Üstelik ne zaman ona baksam gözlerini kaçırıp sürekli bir yerlere bakınıyordu.
Hayırlısı olsun.
Artık yeter diye bağırmak istiyorum yaaaa! Bu ne? Herkes bitmişti ama hâlâ çalışmaya devam ediyorlardı. Hayır, kına yapılacak, düğün değil! Neden bu kadar çok şey hazırlanıyordu ki?
Ancak yemek molasında durmuşlardı. O da hemen yemeklerini yiyip çalışmaya geri dönmüşlerdi. Yani ben sadece ayakta dikilip duruyordum, onlar ise karıncalar misali çalışıyorlardı.
Keşke kına diyeceğime hiç demeseydim. Yoksa şimdi odamda masum masum romanlarımı okuyor olacaktım. Aferin sana, aferin!
İç ses: “İşte her genç kızın hayalini yaşıyorsun.”
“Her genç kızın hayali böyle mi?”
İstemsizce etrafıma bakındım. Herkesi tek tek süzdüm ama benim istediğim, hatta hayal ettiğim böyle değildi. Benim istediğimle gerçek olan bambaşkaydı.
Hiç fark etmeden tam karşımda Savaş’ın bana baktığını gördüm. Tüm karizmatik hâliyle öylece duruyordu. Gözlerim simsiyah gözlerine sabitlendi ve içimdeki bütün endişe, yorgunluk bir anlığına yok olup gitti.
Hiç vakit kaybetmeden yanına gidip ona sarıldım. O da hiç gecikmeden bana karşılık verdi. Kokusu beni çoktan mest etmişti bile.
Savaş kulağıma doğru eğilip konuştu.
Savaş: “Buradan gitmek ister misin, güzelim?”
Sesi o kadar mükemmeldi ki anlatamam. Benim sesim onun yanında çirkin kalırdı. Sadece başımı sallamakla yetindim. O da beni hiç bekletmeden kucağına aldı.
Başımı boynuna gömdüm. Sanki beni burada kimse göremez, kimse bulamazmış gibi ona sokuldum.
Savaş: “Ayşe Sultan, şimdilik bitsin. Herkes evlerine gitsin, sabah da gelip devam etsinler.”
Ayşe: “Tamam, Savaş Bey.”
Başka bir şey duymadan Savaş yürümeye başladı. Ben ise kollarında keyfime bakıyordum. Etrafıma dönüp bakmaya bile tenezzül etmedim.
İç ses: “İyi alıştın.”
Ona cevap vermedim bile. Ancak tenime değen hafif bir rüzgârla üşüdüğümü fark ettim. Başımı kaldırdığımda dışarıda olduğumuzu gördüm.
“Nereye gidiyoruz?”
Savaş: “Tüm gün evde sıkılmışsındır. Biraz hava alman iyi olur diye düşündüm.”
Ona bakarak gülümsedim.
“Hım, olabilir.”
Kollarımı iyice boynuna sardım. Yüzüne baktığımda ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Gözleri, yanakları, burnu… Tam bir estetik harikası gibiydi ama her şeyi doğaldı.
İç ses: “Allah vergisi.”
Kıskandım ama.
İç ses: “Senin olanı kıskanmak ayrı bir şey.”
“Değil mi ama?”
Yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Bu hareketimle bir anda şaşkına dönmüştüm. Niye öyle bir şey yapmıştım ki?
Savaş ise birden durup şaşkınlıkla bana baktı.
Savaş: “Güzelim…”
Birden endişelendim.
“Şey… Özür dilerim.”
Ben daha sözümü bitiremeden Savaş beni öpmeye başladı. Hâlâ kucağındaydım. Üstelik bütün korumalarımız önümüzdeydi ve ben Savaş’ın kollarında onu öpüyordum.
Hemen geri çekildim. Savaş’ın kaşları çatılmıştı.
Savaş: “Birincisi, seni öptüğüm zaman geri çekilme. Karşılık ver, yoksa…”
Ben de kaşlarımdan birini kaldırdım.
“Yoksa?”
Savaş: “Yoksa o dudağını boynundaki gibi yaparım.”
O nereden biliyordu boynumdaki morluğu? Daha yeni sabah olmuştu!
İç ses: “Ee, adam senin her zerresini ezberlemiş. Morluğu mu bilmeyecek?”
Hemen konuyu değiştirmek için başka bir konuya yöneldim.
“İki.”
Savaş: “İki de her zaman, her yerde beni öpebilirsin. Açıklamaya gerek yok. Seninim.”
“Benimsin.”
Savaş hafifçe sırıtıp bana baktı.
Savaş: “Benim olduğun kadar seninim güzelim.”
“Artık binelim arabaya, yoksa biraz daha kızarırsam patlayacağım.”
Savaş: “Bu hâline bile deli oluyorum.”
Daha fazla Savaş’a bakmadan yüzümü boynuna gömdüm. En azından burada daha rahat nefes alabiliyordum. Onun kokusu beni rahatlatıyordu ve ben bu duyguyu çok seviyordum.
Sonunda Savaş beni arabaya bindirmişti. Kapımı kapattıktan sonra şoför koltuğuna geçip oturdu. Arabayı çalıştırarak yola koyuldu.
“Çok uzun sürer mi yolumuz?”
Savaş bana dönerek konuştu.
Savaş: “Çok fazla sürmez.”
“Tamam.”
Savaş bir önüne bir de bana bakarak konuşuyordu.
Savaş: “Neden sordun?”
“Şarkı açmak için sormuştum.”
Savaş telefonunu bana uzattı.
Savaş: “Al güzelim, aç. İstediğin yere varacağımıza bir saat var.”
Hemen telefonunu alıp müzik uygulamasına girdim. Şifresini yazarken aynı olduğunu fark ettim. Bu beni yine gülümsetmişti.
Savaş ise yan gözlerle bana baktı.
Savaş: “Neden gülümsüyorsun?”
“Şifren aynı.”
Savaş: “Evet, değiştirmeyi de düşünmüyorum.”
Yol boyunca hiç konuşmadık. Sadece şarkıya ve yola odaklanmıştık. Bazen şarkılara eşlik ediyor, bazen de sessizce dinliyorduk. Savaş’ın bu hâlini çok seviyordum. Sanki benimle bir olmuştu, o da benim gibi hissediyordu.
Boşta kalan elini tuttum. Savaş bana kısa bir bakış attıktan sonra elimi dudaklarına götürüp öptü.
Savaş: “Ben de ne zaman elimi tutacağını düşünüyordum.”
“Ne?”
Savaş bir bana bir de yola bakıyordu.
Savaş: “Benden çekiniyorsun, Lavinia. Bunun farkındayım.”
İstemsizce ellerimize baktım. Ben gerçekten Savaş’tan çekiniyor muydum? Ama böyle değildi, hayır.
“Hayır, ben senden çekin…”
Savaş: “Sen farkında olmayabilirsin, güzelim. Bunu da utanman için değil, bana karşı açık olmanı istediğim için söylüyorum. Yakında karı koca olacağız ve ilişkimizi biraz daha sağlamlaştıracağız. Buna eminim.”
“Özür dilerim.”
Savaş yeniden elimi öptü.
Savaş: “Dileme güzelim, dileme. Sen bana nasıl sevmeyi öğretiyorsan ben de sana onu öğreteceğim. Birbirimizi böyle tamamlayacağız. Buna eminim.”
Ona bakarken gülümsüyordum. İyi ki vardı hayatımda. Umarım hiçbir zaman çıkmazdı hayatımdan. Artık onsuz bir dünya düşünemiyordum bile.
Ona bakmaya dalmışken Savaş’ın sesiyle kendime geldim.
Savaş: “Güzelim, hadi.”
Hemen kendime geldim.
“Ne?”
Savaş: “Geldik. İnelim şimdi.”
Tamam der gibi başımı salladım. Arabadan indim ama karşımda kocaman bir villa vardı. Herhâlde arabayı park etmek için burada durmuştu.
Savaş: “Hadi, içeriye geçelim.”
“Ne?”
Savaş: “Yeni evimiz.”
“Evimiz?”
Savaş elimi tuttu.
Savaş: “Evimiz, güzelim.”
Deyip zile bastı. Çok geçmeden kapı açılmıştı bile.
“Ama bizim zaten bir evimiz var.”
Savaş başını hayır anlamında salladı.
Savaş: “Hayır güzelim. Orası benim günah yerim, burası da bizim evimiz.”
Gözümden bir damla yaş süzüldü. Savaş diğer eliyle gözyaşımı sildi.
Savaş: “Şşşt, güzelim. Her şeye beraber, en baştan başlayacağız. Bir bebek misali…”
“Seni seviyorum, Savaş.”
Savaş: “Ben de seni, güzelim.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

354okunma 43beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…