57. bölüm / 101
Lavinia54.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 54.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime · Okuduğun bölüm
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben istemsizce geri adım attım. Tam düşecekken Savaş Bey beni tutmuştu.
Savaş: “Dikkat et.”
Bunu söylerken dudaklarıma bakıyordu ve sanki her an beni öpecek gibiydi.
Savaş: “Çok güzel kokuyorsun. Çilek mi?”
Ben: “Ne?”
Mehmet: “Savaş, bir sorun mu var?”
Hiç beklemediğim bu sesle irkildim. Nasıl oldu bilmiyorum ama Savaş Bey’in ani hareketiyle olduğum yerde donup kalmıştım. Mehmet abiye bakıyordum ama o beni görmüyordu. Tek gördüğü şey Savaş Bey’in sırtıydı.
Savaş: “Sen git, ben hemen geliyorum.”
Mehmet: “Tamam, ben mutfaktayım.”
Savaş Bey hiçbir şey demeden bana bakmaya devam etti. Bu durum beni çok geriyordu. Sonuçta hâlâ onun karşısındaydım. Belimde duran eli ve üzerimde sadece iç çamaşırlarım vardı.
İç ses: “Abart.”
Savaş: “Kimse seni görmeden üstünü değiştir.”
Başka hiçbir şey söylemeden dönüp gitmişti. Ben ise utancımdan yerin dibine girmek istiyordum. Vakit kaybetmeden odama geçip siyah bir tişört giydim ve mutfağa doğru yürüdüm.
Ayşe Sultan heyecanlı bir şekilde korumalarla konuşuyordu. Fikret ise bir köşede gülüyordu. Neye güldüğünü gerçekten çok merak etmiştim.
Fikret: “Ooo, günaydın Kezban. Gelmeseydin ya!”
Ayşe Sultan: “Karışma sen.”
Fikret: “Ama Ayşe’m, tek başına hallettin her şeyi. Böyle şey mi olur ya?”
Haklıydı gerçi. Fikret olacak kişi…
Ben: “Kusura bakma Ayşe Sultanım, bir daha olmaz.”
Ayşe Sultan: “Ne demek kuzum? Olur öyle şeyler. Sen bu deliye bakma. Gel otur, kahvaltını et.”
Fikret: “Tabii tabii, gel. Hazıra kon.”
Artık dayanamıyordum.
Ben: “Sana ne be? Sana mı çalışıyorum ben?”
Fikret: “Ooo, laflara bak sen! Dur bakalım, seni patrona söylemez miyim?”
Ben: “Söyle söyle, ispiyoncu.”
Fikret: “Bana bak kızım…”
Tam o sırada cevap verecektim ki kapı çaldı.
Ayşe Sultan: “Kuzum, hadi sen boş ver onu da git bak bakalım kim gelmiş.”
Ben: “Tamam Ayşe Sultan.”
Fikret’e ters ters bakmayı da ihmal etmedim tabii.
Kapıya doğru yürürken gözüm havuz kenarında tek başına kahvaltı yapan Savaş Bey’e kaydı. Sessizce önündeki tabağa bakıyordu. Etrafında onlarca insan vardı ama yine de yalnız görünüyordu.
Acaba kendini yalnız hissediyor muydu?
Benim gibi…
Kimsesiz değil belki ama çevresi olup da onu gerçekten anlayan kimsenin olmadığı insanlardan mıydı?
Sanki bakışlarımı hissetmiş gibi başını kaldırdı. Göz göze geldiğimiz an hemen bakışlarımı kaçırdım.
İç ses: “Hiç belli etmedin zaten.”
Ben: “Sus.”
İç ses: “Adam seni yakaladı.”
Ben: “Yakalamadı.”
İç ses: “Tabii tabii.”
Kendi kendime söylenerek kapının önüne geldim. Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirip kapıyı açtım.
Ben: “Hoş geldiniz…”
Sözler boğazımda kaldı.
Bir anda donup kalmıştım.
Kalbim göğsüme sertçe vururken karşımdaki kişiye baktım.
Gözleri ilk gün ki karşılaşmamızla aynı gibiydi hayla insanı kendine çekiyor gibiydi ama farklı birşey vardı gözlerinde anlamadığım farklı birşey
Nefesim kesildi.
"Sen…”
Demir: “Sen…”
Hemen kendimi topladım.
Ben: “Buyurun, kime bakmıştınız?”
O ise hâlâ bana bakıyordu. Acaba beni tanımış mıydı?
Demir: “Ben Savaş’a bakmıştım.”
İlk kez birinin ona “Savaş Bey”, “patron” ya da “abi” demeden sadece Savaş demesi bana garip hissettirmişti.
Bir anda arkamdan gelen sesle irkildim.
Savaş: “Lan senin burada ne işin var?”
Hızlı adımlarla yanıma geldi. Beni arkasına almayı da unutmamıştı. Eli hâlâ kolumdaydı.
Garip bir şekilde kendimi korunuyormuş gibi hissediyordum.
Bu hissi gerçekten tarif edemem.
Demek ki sahiplenilmek böyle bir şeydi…
Demir: “Konuşmaya geldim.”
Savaş: “Sonunda deliğinden çıkmışsın ha?”
Savaş Bey neden bu kadar sert çıkışıyordu ki?
İç ses: “Acaba neden?”
Ben: “Neden?”
İç ses: “Bir de gerçekten soruyor. Haklısın gerçi, hayatında ilk kez aynı anda bu kadar yakışıklı adam görünce aklın başından gitmiştir.”
Bir anda iç sesimi susturup yeniden onların konuşmasına odaklandım.
Demir: “Buraya kavga etmeye gelmedim. Sana ihtiyacım var. Konuşmamız gerek.”
Bunu söylerken gözleri bir anlığına bana kaymıştı.
Bu ne demekti şimdi?
Yoksa benim yüzümden mi rahat konuşamıyordu?
Tam o sırada Savaş Bey de bana baktı.
Sonra bir adım daha atıp tamamen önüme geçti.
Artık Demir beni göremiyordu bile.
Savaş Bey bütün görüşünü kapatmıştı.
Savaş: “Tamam. Çalışma odama çıkalım.”
Şaşkınlıktan gözlerimi kırpıştırdım.
Bu da neydi şimdi?
Az önce Demir’i öldürecekmiş gibi duran adam, şimdi onu çalışma odasına davet ediyordu.
Gerçekten çok garipti.
İç ses: “Kızım, bunlara zaten akıl sır ermez.”
Ben: “Ne demek o?”
İç ses: “Mafya bunlar. Karanlık adamlar. Sırları var, düşmanları var, dertleri var. Sen boşuna çözmeye çalışma.”
Haklı olabilir miydi?
Çünkü şu an olan hiçbir şeyi ben de anlayamıyordum.
Savaş Bey son kez bana dönüp baktı.
Bakışlarında sanki görünmeyen bir uyarı vardı.
Savaş: “Sen mutfakta kal.”
Emir gibi konuşmuştu.
Ben daha bir şey diyemeden ikisi yan yana yürüyüp merdivenlere yöneldiler.
Tam gözden kaybolacakları sırada Demir dönüp bana baktı.
Sadece birkaç saniye…
Ama o bakışlar içimi huzursuz etmeye yetmişti…
Ben hiçbir şey demeden mutfağa doğru gittim. Sandalyeme oturup kahvaltı etmeye başlayacaktım ama canım hiçbir şey istemiyordu.
Ayşe Sultan: “Kuzum, hadi ye bir şeyler.”
Ben: “Canım hiçbir şey istemiyor Ayşe Sultan.”
Fikret: “Böreğini alayım mı Kezban?”
Köpek balığı ya! Fırsat bulduğu an kaçırmıyordu.
Ayşe Sultan: “Sus sen bir! Kızım, yemek ye hadi kuzum. Zorla kendini. Zaten zayıfsın, kemik gibi olacaksın sonra.”
Fikret: “Bırak yemesin Ayşe’m, onun yerine ben yerim.”
Ben: “Yok, ben yerim böreğimi.”
Diyip Fikret’e baka baka böreğimden büyük bir ısırık aldım.
Fikret: “Benim inadıma yiyorsa bak, ben de neyim!”
Ben: “Nesin?”
Ağzım dolu olduğu için konuşurken börek parçaları yanlışlıkla Fikret’in üzerine sıçramıştı.
Fikret: “Ağzını kapat be Kezban!”
Bir anda masadakiler kahkahaya boğuldu. Bu sefer Ayşe Sultan bile bizimle birlikte gülüyordu.
Mehmet abi gülümseyerek bana döndü.
Mehmet: “Kim gelmişti Lavi?”
Savaş Bey’in ona Demir dediğini hatırlıyordum.
Ben: “Bilmiyorum abi ama Savaş Bey galiba Demir diye seslenmişti.”
Fikret bir anda ayağa kalktı.
Fikret: “Demir mi?!”
Bir anda yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.
Ben: “Evet.”
Nedense Fikret’in bu hâlinden korkmuştum. Çok ciddi görünüyordu.
Mehmet: “Acaba niye geldi ki buraya?”
Fikret: “Ben abinin yanına gidiyorum.”
Mehmet: “Bekle.”
Mehmet abi gözlerini Fikret’ten çekip bana baktı. O bakışlar da beni huzursuz etmişti.
Mehmet: “Savaş sana bir şey dedi mi?”
Ben: “H-Hayır… Sadece mutfakta kal dedi.”
Mehmet abi bir anda ayağa kalktı. Ardından Fikret, onun ardından da diğerleri peşlerinden gittiler.
Masada sadece ben ve Ayşe Sultan kalmıştık.
Ben: “Ne oluyor böyle?”
Ayşe Sultan: “Kuzum, o Demir var ya…”
Merakla ona baktım.
Ne vardı bu Demir’de?
Ayşe Sultan: “Eskiden Savaş Bey oğlumla birlikte çalışıyordu. Kardeş gibiydiler. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi.”
Ben: “Ya? O zaman neden düşman gibilerdi?”
İç ses: “Bir sus da dinle kızım.”
Ayşe Sultan: “Sonra bir kız girdi aralarına.”
Şaşkınlıkla doğruldum.
Ben: “Ne kızı?”
İç ses: “Ya bir sus!”
Ayşe Sultan: “Demir Bey’in Merve diye bir kız kardeşi vardı. Bu kız Savaş Bey oğluma sevdalandı. Ama öyle normal bir sevda değil kuzum… Takıntı hâline getirmişti.”
Kaşlarım çatılmıştı.
Ayşe Sultan: “Savaş Bey oğlum ise onu hiç istemedi. Hiçbir zaman sevmedi.”
Ben: “Sonra?”
Ayşe Sultan: “Sonra bu kız kendi aklı sıra bir plan yaptı.”
Ben: “Ne planı?”
İç ses: “En önemli yerde yine araya girdin.”
Ayşe Sultan: “Bir partide Savaş Bey oğlumun içeceğine ilaç attı. Savaş Bey kendinden geçince de onu bir otele götürdü.”
Şaşkınlıktan gözlerim büyümüştü.
Ayşe Sultan: “Sonra da herkese birlikte olduklarını söyledi.”
Ben: “Ne?!”
Ayşe Sultan: “Bunu duyan Demir Bey de Savaş Bey oğlumla kavga etti. Ama Savaş Bey hiçbir şey söylemiyordu. Çünkü o sırada kimse ona inanmıyordu.”
Ben: “Peki sonra?”
Ayşe Sultan: “Nişan yaptılar. Herkes düğünü bekliyordu. Büyük iş adamları, önemli insanlar davet edilmişti. Ama düğüne günler kala gerçek ortaya çıktı.”
Nefesimi tutarak dinliyordum.
Ayşe Sultan: “Merve’nin yalan söylediği anlaşıldı. Savaş Bey oğlumla hiçbir zaman birlikte olmamıştı.”
Ben: “Yani her şey yalandı…”
Ayşe Sultan: “Evet kuzum. Bunun üzerine Savaş Bey oğlum evliliği istemediğini söyledi ve düğünü iptal etti.”
Ben: “Demir Bey?”
Ayşe Sultan derin bir nefes aldı.
Ayşe Sultan: “Kabul edemedi. Kardeşinin düştüğü durumu da, düğünün iptal edilmesini de kabullenemedi. O günden sonra yolları ayrıldı.”
Ben: “Merve?”
Ayşe Sultan: “Psikolojisi bozuldu. Defalarca kendine zarar vermeye çalıştı. Tedavi gördü. Demir Bey de olanların suçlusu olarak hep Savaş Bey oğlumu gördü.”
Boğazım düğümlenmişti.
Ayşe Sultan: “Defalarca saldırdı ona.”
Bir anda aklıma geldi.
Ben: “Savaş Bey’in vurulduğu olay…”
Ayşe Sultan: “İşte onu da Demir Bey yaptırdı.”
Şaşkınlıktan dona kalmıştım.
Bu insanlar nasıl bir hayat yaşıyordu böyle?
Ve en korkuncu…
Şu an Demir Bey yine bu evdeydi….
Bölüm etkileşimi
