95. bölüm / 101
Lavinia91.bölüm
Bölümler 101Şu an: 91.bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm654 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm190 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime · Okuduğun bölüm
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Maviden devam
Şu an o kadar rahat bir yatakta uzanıyordum ki kendimi rüyada gibi hissediyordum. Gerçekten bu zenginler yaşamayı biliyordu. Eve bakınca, hele ki bu odaya, hiç çıkasım gelmiyordu.
Ya banyoya ne demeli? Jakuzi bile vardı arkadaş!
Her yer beyazla toz pembenin karışımıydı. Demir Bey’in böyle zevkleri olduğunu hiç bilmiyordum.
“Hav hav hav!”
Şanslı’ya bakacakmış da ayak ucunda ötüp duruyordu. Beni seyrediyor muydu, yoksa içimi mi okuyordu, anlayamadım.
“Bak, seninle biz ilişkimizi geliştirdik. Ben bir şey demeden de anlayabiliyorsun artık.”
“Hav hav hav!”
Gözlerim iyice kapanmaya başlamıştı ki kapının ardından bir ses duydum.
“Hanımefendi, kahvaltı hazır.”
Bu ses benim istediğim şeyleri söyleyen ablamın sesi mi?
“Hanımefendi.”
“He, canım?”
“Şey… Kahvaltı hazır. Demir Bey sizi bekliyor.”
“Demir Bey?”
Beni mi bekliyor?
“Ne alaka?”
“Demirrrr!”
Bir anda yataktan sıçrayıp ayağa kalkmıştım.
“Şey… Tabii, hemen hazırlanıp geliyorum.”
“Demir Bey fazla beklemeyi sevmez. Lütfen çabuk olun.”
Tamam dedik, ne uzatıyorsun be!
Hemen banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Ardından çıkıp üzerime dün aldığım kalem eteği ve beyaz gömleği giydim.
Küçük kalpli, gümüş renkli küpelerimi ve saatimi de taktıktan sonra aynanın karşısına geçtim.
Fena görünmüyordum aslında ama göz altlarım biraz mor gibiydi. Hemen kapatıcı sürdüm.
Ardından hafif bir parlatıcı ve biraz da maskara sürdüm.
Son dakika hafif topuklu ayakkabılarımı da giyip aşağı inmeye başladım.
Salona baktım ama kimse yoktu.
Tam o sırada arkamdan otoriter bir ses geldi.
“Bu taraftan, lütfen.”
Kadın bir anda arkamdan çıktığı için irkilmiştim.
“Korkutmak istemedim. Özür dilerim.”
“Haa, yok yok. Sorun değil.”
“Ben bu evin kahyasıyım. Adım Kezban.”
Hafif bir tebessümle karşılık verdim.
“Merhaba Kezban Hanım. Ben de Mavi. Demir Bey’in kişisel asistanıyım.”
“Biliyorum.”
Nereden biliyorsun acaba?
“Demir Bey kahvaltıyı havuz kenarında yapmak istedi. Oraya hazırladılar. Bu taraftan.”
“Bu havada mı?”
Kezban bir anda durmuş, sonra devam etmişti.
“Hayır, yanlış anlamayın. Demir Bey yaralı. Enfeksiyon kapmasın diye söyledim.”
Kezban, bana bakmadan konuşmaya devam etti.
“Bunu biz sorgulamayalım. Demir Bey ne isterse o olur.”
Oha!
Burada ona nasıl davranıyorlardı böyle?
Hayır, tamam… Öyle de ne bileyim. Tuhaf, çok gergin bir havası vardı.
Dışarı çıktığımız anda havuzun manzarasına resmen âşık olmuştum. İstemeden birkaç saniye durup manzaraya baktım.
“Lütfen durmayın. Zaten Demir Bey’i yeterince beklettiniz.”
“Tamam.”
İstemsizce sinir olmuştum bu kadına.
Hani şu erkek çocuğuna “bal oluşum, canım oluşum” diye sürekli üzerine titreyen anneler olur ya…
Aynen onun gibiydi. Gıcık şey!
Masaya geldiğimizde Demir Bey baş tarafta oturuyordu. Ama ilk kez onu takım elbisesiz görüyordum.
Gri bir kazak giymiş, altına da siyah bir pijama geçirmişti.
Bir an şaşırmıştım.
Kezban Hanım eliyle sandalyeyi gösterdi.
“Böyle, buyurun Mavi Hanım.”
Onun gösterdiği yere doğru gidip oturdum.
Kezban Hanım çayımı doldurmuştu bile.
Sofraya baktım.
Ne ararsan vardı.
Kuş sütü bile vardı resmen.
Kezban Hanım Demir Bey’e dönerek sordu:
“Başka bir isteğiniz var mı, Demir Bey?”
İstemsizce bakışlarım Demir Bey’e kaydı.
“Hayır. Ece geldi mi?”
“Geldi efendim. Çalışma odanıza aldım.”
Ece mi?
O kim?
Adını daha önce hiç duymamıştım.
Aaa, yok…
O yaralandığında söylemişti. “Ece’yi ara” demişti. Doktor olmalıydı.
“Tamam.”
Kezban Hanım’a bakarak cevap verdi.
Kezban Hanım da hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp gitti.
Garip bir ilişkileri vardı.
Gerçekten çok garipti.
Demir Bey bana baktı.
“Başla istersen.”
“Hı?”
“Etrafa bakmayı kes. Sonra bakarsın. İlk önce bir şeyler ye, işimize geçelim.”
“Tabii, Demir Bey.”
“Bugün evde çalışacağım.”
“Tabii, Demir Bey. Ben de ofisten sizi takip ederim.”
“Gerek yok. Sen de benimle beraber evden çalışıçaksın…”
“Nasıl isterseniz, Demir Bey.”
Ben sofraya resmen âşık oldum ya! Külçe Siri bile vardı. Gerçekten, abartısız söylüyorum.
“Maşallah…”
Böreklere ve poğaçalara saldırdım. İlk önce kocaman bir lokma alıp yemeye başladım.
Aşırı güzeldi! Börekleri kim yaptıysa gerçekten mükemmel yapmıştı. Bir de kıymalıydı. En sevdiğim!
Çayımdan bir yudum alıp böreğimi yemeye devam ettim. Böreği bitirdikten sonra poğaçalara geçtim ama poğaçaları öyle sade sade yiyecek değildim.
Kafamı kaldırıp Demir Bey’e baktım. Sanki Demir Bey de bana bakıyordu ama ben ona bakınca hemen kafasını indirmişti.
Ya da bana öyle gelmişti.
“Demir Bey, menemen yiyor musunuz?”
Demir Bey bana bile bakmadan cevap verdi.
“Hayır.”
“Tamam.”
Karşıda duran menemeni kendime doğru çekip poğaçayı ona bandıra bandıra yemeye başladım. Soğansızdı ama olsun… Buna da şükür, değil mi?
Tam ağzıma bir lokma daha atmıştım ki Demir Bey’in sesi geldi.
“Yavaş ye, boğulacaksın.”
Bir anda ağzımdaki lokmayla öylece kaldım.
Acaba çok mu kötü yiyordum?
Demir Bey’e baktığımda o da bana bakıyordu. Yüzünde sanki küçücük, belli belirsiz bir sırıtış vardı.
“Özür dilerim, Demir Bey.”
Demir Bey yüzünü ekşiterek konuştu.
“Ağzında bir şey varken konuşma.”
İstemsizce utandım.
Gerçekten rezilsin Mavi ya! Adam gibi yesene. Bak, adamın iştahını da kaçırdın.
İstemsizce tabağımda kalan son menemeni öne doğru ittim.
Demir Bey bana baktı.
“Doydun mu?”
Ona cevap vermeden kafamı salladım.
Demir Bey ise ısrarla konuşmaya devam etti.
“Bir ara doymayacaksın diye çok korkmuştum.”
Elimdeki suyu da içtim.
“Ben şey…”
Tam o sırada arkamızdan Kezban Hanım’ın sesi geldi.
“Demir Bey.”
Demir Bey başını çevirip ona baktı.
“Gel, Kezban Hanım.”
“Demir Bey, Ece Hanım geldi. Çalışma odanıza almamı ister misiniz?”
Demir Bey hiç düşünmeden cevap verdi.
“Hayır, odama al. Birazdan ben de geliyorum.”
“Tabii, Demir Bey.”
İstemsizce kıpkırmızı oldum.
Ne yani?
Gündüz vakti bile evine kız mı atıyor?
Ayıp!
Hayır, hiç de birisini görmemiştim Demir Bey’in yanında. Ya da ne bileyim… Bana hiç çiçek göndermemişti, hediye de almamıştı. Sonuçta kişisel asistanıyım. Bilmem lazım.
Bir anda nedense içime bir kızgınlık dolmuştu.
Demir Bey bana baktı.
“Yemeye devam et.”
“Siz de iyice benim yemeğime taktınız. Özür dilerim, Demir Bey. Beğenmediyseniz maaşımdan kesin yani… En azından taksit taksit kesin.”
Demir Bey kaşlarını çattı.
“Ne saçmalıyorsun yine sen?”
Bir hışımla oturduğum yerden kalktım. Eteğimin uçlarını da düzelterek diklendim.
“İzninizle, bugünkü toplantılarınızı iptal etmem gerek.”
Başka hiçbir şey demeden Demir Bey’i arkamda bırakıp geniş, büyük koltuğa oturdum.
Kendi kendime söylenmeye başladım.
“Kızım, kendine gel. Az önce sen kime posta koydun? Deli misin? Dua et adam seni öldürmesin. Bir de kendi evindesin ya…”
Tam o sırada…
“Hav! Hav!”
Birden Şanslı’nın sesini duyunca yerimden sıçrayıp çığlık attım.
“Şanslı! Korktum ama! Ne öyle sinsi sinsi geliyorsun? Yılan mısın sen? Hayır, yılan da olsan ‘ssss’ der!”
Bir anda Demir Bey içeriye dalmıştı.
İstemsizce ona baktım. O da bana bakıyordu.
“İyi misin?”
“Evet, iyiyim ya… Siz, Demir Bey?”
Demir Bey bir hışımla yanıma geldi.
“O zaman ne bokuma bağırdın?”
“Şey… Demir Bey, Şanslı birden havlayınca korkup öyle küçük bir çığlık attım. Aslında duyacağınızı düşünmemiştim.”
Demir Bey, sanki içi rahatlamış gibi derin bir nefes alıp verdi.
Ben de ona bakarken gözüm bir anda yarasına takıldı.
Kanıyordu.
İçime bir anda endişe doldu. Elim istemsizce yarasına doğru gitti.
“Demir Bey… Yaranız kanıyor.”
“Sorun değil, zaten dok—”
Sözünü bitirmesine izin vermeden onu hemen oturttum. Tişörtünü yukarı doğru sıyırdım. Demir Bey ise hiçbir şey söylemeden sadece bana bakıyordu. Galiba canı acıdığından sesi çıkmıyordu.
“Ben hemen Kezban Hanım’dan eczane çantasını isteyip geleceğim. Sen burada oturup beni bekle, tamam mı?”
Demir Bey kaşlarını çatıp bana baktı.
“Bana emir mi veriyorsun, asistan?”
“Evet… Şu an öyle gibi. Yani… Sanırım.”
Demir Bey’in yüzündeki ifade bir anda değişti. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir sırıtış oluştu.
Ah, yazık… Canı acıdığından ne dediğimi bile anlamıyor galiba.
Tam yanından kalkacaktım ki Demir Bey elimden tuttu.
Olduğum yerde kaldım.
İstemsizce bakışlarım ellerimize kaydı.
Eli o kadar büyüktü ki benim elim onun elinin içinde neredeyse görünmüyordu bile.
Bir an ne diyeceğimi unuttum.
Sadece ellerimize bakıyordum.
“Eczane kutusu ilk çekmecede.”
Demir Bey kaşlarıyla masayı işaret etmişti. Elimi ise hâlâ bırakmamıştı.
“Şey… tamam.”
İstemsizce elimi onun elinden çektiğimde, bir an sanki bırakmak istemiyormuş gibi hissettim. Hemen kendime gelip masaya yöneldim. İlk çekmeceyi açıp eczane kutusunu aldım ve tekrar Demir Bey’in yanına döndüm.
Yanına oturduğumda elim sargısına gitti.
“Eğer acıtırsam söyleyin, bırakırım.”
Demir Bey sadece başını sallayarak onayladı.
Sargıyı çözmeye başladım ama düşündüğüm kadar kolay değildi. Sargıyı neredeyse beline kadar sarmıştı. Her çözdüğümde ona biraz daha yaklaşıyor, istemsizce sanki ona sarılıyormuşum gibi bir hâle giriyordum.
Üstelik her eğildiğimde boynum neredeyse burnuna değiyordu.
Ama Demir Bey hiç geri çekilmiyordu.
Bu durum beni daha da garip hissettirmişti.
Sonunda sargının tamamını çözdüm.
“Şimdi yarayı temizleyeceğim, Demir Bey. Bilginiz olsun.”
“Tamam.”
Tek kelimeyle karşılık vermişti.
Yaraya baktığımda ise ne kadar derin olduğunu ancak şimdi anlayabilmiştim. İçim ürpermişti.
İstemsizce parmaklarım yaranın kenarlarında gezindi.
Tam o anda Demir Bey’in duruşu bir anda dikleşti.
Ne yaptığımın farkına vardığımda hemen elimi çektim.
“Şey… Öyle yapmak istememiştim. Sadece yara çok derin olunca…”
“Sorun yok, Mavi. Devam et.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
Gözlerindeki o karanlık yine beni içine çekiyordu.
Hani insan birine bakmaya doyamaz ya…
Bıraksalar saatlerce ona bakardım.
“Çok güzel…”
Demir Bey kaşlarını çattı.
“Ne?”
Bir anda kendime geldim.
“Ne, ne?”
“Çok güzel olan şey?”
“Şey…”
Ne diyeceğimi bilemeden kaldığım sırada arkamızdan bir kadın sesi duyuldu.
“Aaa, Demirciğim! Seni ben yukarıda, odanda beklerken senin burada ne işin var, canım?”
Bir anda başımı çevirip o tarafa baktım.
Oha…
Manken gibiydi.
Uzun bacaklar, sarışın saçlar, büyük göğüsler… Hele o dudaklar!
Resmen “Gel beni öp.” diye bağırıyor gibiydi.
İstemsizce ayağa kalktım.
Sanki Demir Bey’in sevgilisini benimle aldatıyormuşum gibi tuhaf bir suçluluk hissetmiştim.
“Şey… Özür dilerim, ben…”
Demir Bey sözümü kesti.
“İşinin adı ne, Ece? İstediğim kadar bekleyeceksin. Saatiyle değil, değil mi?”
Bir anda Ece gelip beni kenara itti ve Demir Bey’in dibine oturdu.
Üstelik göğüslerini resmen Demir Bey’e sergiliyor gibiydi.
“Ama tatlım, seni çok merak ettim.”
Ece’nin gözleri hemen Demir Bey’in karnına kaydı.
“Aaaa… Bu arada ne olmuş böyle? Kim açtı yaranı senin?”
Bir anda kendimi çok kötü bir şey yapmışım gibi hissettim.
“Ben açtım ama daha bir şey sürmedim.”
Ece bana dönüp küçümser gibi baktı.
“Bu böyle mi açılır? İnsan ilk önce hastasını yatırır ve sonra müdahale eder, tatlım. Hayrını bilmiyorsan niye yapıyorsun ki?”
Demir Bey’in sesi sertleşti.
“Ece, kes sesini. İşini yap.”
“İş mi?”
Ece kaşlarını kaldırıp bana baktı.
“Evet, tatlım. Ben doktor Ece. Sen kimsin?”
Ha…
Demek doktordu.
Ondan böyle bilmiş bilmiş konuşuyordu.
“Şey… Ben kişisel asistanıyım.”
“Her neyse, tatlım. Beni ilgilendirmez. Şimdi beni hastamla yalnız bırak.”
Hastam.
Kelime nedense içime oturmuştu.
Ece bunu söylerken gözlerini Demir Bey’e çevirmişti.
İstemsizce ellerimi yumruk yaptım.
“Tabii.”
Başka hiçbir şey söylemeden arkamı dönüp oradan uzaklaştım.
Havuzun yanındaki kahvaltı masasına doğru yürüyüp sandalyeye oturdum.
O sırada çalışanlar kahvaltıyı toplamaya başlamıştı.
Ben de hiç düşünmeden masadan bir börek daha aldım.
En azından börek vardı.
Şu an ihtiyacım olan tek şey de buydu zaten.
Kezban Hanım bana doğru dönüp sordu.
“Mavi Hanım, devam edecekseniz toplamayalım.”
“Hayır… Ben bilmiyordum ki doktor olduğunu. Bana da söylemedi. Söyleseydi hiç elimi sürer miydim?”
Kezban Hanım kaşlarını çatarak bana bakıyordu.
“Anlamadım sizi, Mavi Hanım.”
“Ben de anlamıyorum ki şu anki hâlimi… Ne oluyor bana?”
Bunu söylerken sesim iyice kısılmıştı.
“Şey… Özür dilerim. Toplayabilirsiniz.”
Kezban Hanım başka hiçbir şey söylemeden kızlara eliyle işaret etti. Son tabakları da alıp gittiler.
Ben ise elimdeki böreği yemeye devam ettim.
“Sinirli gibisin.”
Bir anda arkamdan gelen sesle döndüm.
Demir Bey’di.
Onu görünce bir adım geri gitmemle ayağımın takılması bir oldu. Tam düşecekken Demir Bey belimden tutup beni kendine doğru çekti.
“Dikkat et, düşeceksin.”
“Şey… Teşekkür ederim.”
Demir Bey kaşlarını çatarak elimdeki şeye baktı.
“Börek.”
Ben de elimdeki böreği kaldırıp ona gösterdim.
“Evet, börek. Çok iyi. Denemek ister misiniz?”
“Olur.”
Daha böreği ona uzatamadan elimdeki börekten bir ısırık aldı.
Bir anda gözlerim kocaman açıldı.
Demir Bey geri çekilip böreği çiğnemeye başladı. Lokmasını bitirdikten sonra bana baktı.
“Az öncekilerden daha güzeller.”
“Hı?”
“Demirciiiimmmm! Bakar mısın?”
Demir Bey bir anda gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Hay senin sesin kopsun…”
Gözlerimi şaşkınlıkla açtım.
Demir Bey benim duyduğumu fark etmiş olacak ki hafifçe geri çekildi. Sonra bana bakarak konuştu.
“Git, bak ne istiyor. Sonra da odama gel.”
Ben daha bir şey söyleyemeden Demir Bey arkasını dönüp gitmişti.
Ece’yi resmen es geçip yanından yürüyüp gitmişti.
Ece arkasından seslendi.
“Ama tatlım…”
Ben ise hiç vakit kaybetmeden Ece Hanım’ın önüne geçtim.
“Buyurun, Ece Hanım. Sorun nedir?”
Ece kaşlarını kaldırıp bana baktı.
“Sana ne be? Sen kimsin?”
Kendimi tekrar tanıtmak zorunda kaldım.
“Ben Mavi. Demir Bey’in kişisel asistanıyım. Demir Bey de beni buraya sorununuzu çözmem için gönderdi.”
Ece birkaç saniye bana baktı.
“Bir sorun yok, tatlım. Sadece bu gece uyumaması gerek. O yüzden onunla kalabilirim diyecektim.”
Yuh!
Yani bu kadar da olmaz, değil mi?
Sen doktorsun! Doktor, kendine gel be!
“Ece Hanım…”
“Yok, neyse. Ben akşam yine gelirim.”
“Gelmeyin.”
Ece’nin kaşları çatıldı.
“Neden?”
“Çünkü…”
“Çünkü?”
“Çünkü Demir Bey akşam yurt dışına çıkacak.”
Ece şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Ama bana böyle bir şey demedi.”
Ne yani? Demir Bey nereye gitse sana mı söylüyordu?
“Her neyse… Ben doktorluk görevimi yaptım. Ona baksanıza.”
“Evet.”
Yalandan bir gülümseme kondurdum yüzüme.
Ece arkasına bile bakmadan çekip giderken tam karşısında Demir Bey’i gördüm.
Kaşları çatılmış, bana bakıyordu.
Hayır… Niye yalan söyledim ki? Kalsaydı gece, bana ne?
Ama şimdi Demir Bey bana resmen çiğ çiğ yemek ister gibi bakıyordu.
Acaba yalan söylediğimi duymuş mudur?
Hayır, duymuştur tabii.
Adamın arkasında bile kulakları var sanki!
Acaba şimdi bana ne yapacak?
Sonuçta taş gibi kadını reddetti.
Yani kadını resmen ben reddettim .
Uffff yaaa…
Şimdi yandım galiba.
Umarım uzun olmuştur canlar
Bölüm etkileşimi
