96. bölüm / 101
Lavinia92.bölüm
Bölümler 101Şu an: 92.bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime · Okuduğun bölüm
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Maviden devam
Demir Bey’in yanına yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Ancak Demir Bey’in bakışları hâlâ çatıktı ve gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Yanına vardığım gibi hemen açıklama yapmaya başladım.
“Demir Bey, siz beni yanlış anladınız. Aslında ben öyle…”
Demir: “Ne saçmalıyorsun yine sen?”
“Şey, ben…”
Demir Bey yine sözümü keserek araya girdi.
Demir: “Ben sana hemen gel dediğim hâlde Ece’yle sohbet mi ediyorsun?”
Ne yani, duymamış mıydı? Az kalsın kendimi ele verecektim.
Demir: “Hey!”
“Şey… Demir Bey, ben sizin durumunuzu sormak için…”
Demir: “Benim için mi?”
“Evet.”
“Yani Demir Bey, sonuçta patronumsunuz ve sizin kişisel asistanınızım. Sormam normal yani.”
Demir: “İş gereği?”
“Evet. Başka ne olabilir ki?”
Demir Bey birkaç saniye yüzüme baktı.
Demir: “Neyse, uzatma. Tamam.”
Arkasını dönüp yürümeye başladı. Nedense bir şeye kızmış gibi gelmişti bana ama neye kızdığını bir türlü anlayamamıştım.
Demir: “Davetiye mi yollayalım, Mavi?”
“Ne?”
Hemen kendimi toparlayıp Demir Bey’in yanına büyük adımlarla gittim ve onu takip etmeye başladım.
Çıkarken yine her yerin gri ve siyah olması iyice metal duygumu tetiklemişti.
“Demir Bey…”
Demir: “Hı?”
“Sizin griye ya da siyaha karşı bir sevginiz mi var?”
Demir Bey aniden durup bana baktı.
“Yani şey… Her yer gri ve siyah. Perdeler bile öyle. Sadece benim odam farklı.”
Demir Bey arkasını dönüp yeniden yürümeye başladı. O sırada konuştu.
Demir: “Aslında bir nedeni yok. Seviyor muyum, sevmiyor muyum onu da bilmiyorum.”
“O zaman neden her şey siyah ve gri?”
Demir: “Bu renkler beni temsil ettiği için öyle.”
“Sizi mi?”
Demir: “Evet.”
Bir anda düşünmeye başladım. Gri ve siyah gerçekten de Demir Bey’i anlatıyor gibiydi. Ben neden daha önce hiç düşünememiştim ki?
Ama ya o oda Merve Hanım’ın odasıysa?
“O zaman benim odam…”
Demir: “Orası da Merve’nin odası.”
“Tahmin etmiştim.”
Demir Bey bir kapının önünde durmuştu. Kapıyı açıp içeri girmiştik bile.
Fakat bu oda hem çok soğuk hem de fazlasıyla karanlıktı. Güneş ışıkları olmasaydı odanın içi neredeyse hiç görünmeyecekti. Sanki sıfırdan karanlığa gömülmüş gibiydi.
Tıpkı Demir Bey gibi…
Hiç çözemediğim, kapkaranlık bir oda misaliydi.
Demir Bey masayı gösterdi.
Demir: “Masanın üstünde bilgisayar var. Onu bana getir.”
“Tabii, Demir Bey.”
Hemen bana gösterdiği masadan bilgisayarı alıp yanına gittim.
Demir Bey yatağa girmiş, üzerine de pikeyi çekiyordu.
Garip…
Hiç böyle pimpirikli bir adam değildi. Belki de “can boğazdan gelir” derler ya… Ama o gece bir şeylerin ters gittiği belliydi.
2015
“Off ya… Gece kaç olmuş? Ben hâlâ o mafya Demir Bey’in dosyalarını hazırlıyorum. Gıcık adam! Neymiş, sabah erkenden odamda olan evraklar çok önemliymiş…”
Söylene söylene sonunda dosyaları bitirmiştim.
“Sonunda beee!”
Elimdeki kol saatine bakınca gözlerim fal taşı gibi açıldı.
“Saat üç mü ya? Hayııır! Hayııır! Bu sefer de eve taksiyle gidemem. Bu ay zaten bütün paramı taksilere harcadım. Sürekli gece geç saatlere kadar çalışıyorum. O yüzden otobüsü kaçırıp taksiyle gitmek zorunda kalıyorum hep. O mafya Demir Bey yüzünden! Gıcık mafya bozuntusu!”
Tam onun odasına doğru bakıp saydırmaya başlamıştım ki ağzımdan yine dökülmeye başladı.
“Gıcık şey… Bir de patron olacak. Olsa olsa odan anca mafya olur.”
“O da oldu zaten.”
Birden arkamdan gelen sesle irkilip hızla arkama döndüm.
“Ömer Bey!”
Ömer Bey’di.
Ama Demir Bey onun omzundaydı. Yarı baygın, yarı uyanık gibiydi. Bir anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Demir Bey’in göğsünün, kalbinin hizasından kan geldiğini gördüm.
“Demir Bey!”
Ömer: “Uzatma. Yardım et bana.”
“Şey… Tamam, tamam.”
Hemen yerimden kalkıp Demir Bey’in sol koluna girdim.
“Demir Bey iyi mi?”
Ömer: “Bilmiyorum.”
“Ona ne oldu?”
Ömer: “Çok soru sorma. Çalışma odasına götürüp yatıralım.”
Sesi çok sert çıkmıştı. Ama yumuşak da değildi.
“Ama hastaneye gitmesi gerekiyor.”
Ömer Bey kaşlarını çatıp bana baktı.
Ömer: “Sabrımı zorlama, asistan. Dediğimi yap.”
“Tamam, Ömer Bey.”
Başka bir diyalog ya da konuşma olmamıştı aramızda. Ama kendimi fazlasıyla gergin hissediyordum.
Tam o sırada Demir Bey’in zayıf sesi duyuldu.
Demir: “Ömer… Hastaneye olmaz.”
Ömer Bey ona baktı.
Ömer: “Biliyorum abi. O yüzden seni şirkete getirdim.”
Demir Bey hiçbir şey demedi.
Ama bakışlarından Ömer’i onayladığı belliydi.
Biz Demir Bey’i odasındaki koltuğa uzatmıştık.
Ömer Bey eline temiz sargı bezlerini alıp bana uzattı.
Ömer: “Al bunu. Yaraya bastır, sakin. Çekme.”
“Ama ben yapamam, Öme—”
Daha sözümü bile bitirmeme izin vermeden sargı bezlerini elime sıkıştırıp odadan çıkmıştı.
Şimdi Demir Bey’le yalnızdım.
Demir Bey boncuk boncuk terlemeye başlamıştı. Hemen elimdekileri alıp yarasına bastırmaya çalıştım ama Demir Bey acıyla inledi.
“Özür dilerim, Demir Bey ama yapmam gerekiyor.”
Demir Bey hiçbir şey söylemeden başını tekrar geriye attı ve gözlerini kapattı.
İstemsizce panikledim.
“Demir Bey… Uyanın. Demir Bey!”
Demir: “Ölmedim daha.”
Onun cılız sesiyle içime biraz olsun rahatlama geldi.
Ama gözlerini kapatmasını istemiyordum.
İlk kez onun o zifiri karanlık gözlerini görmek istiyordum.
“Demir Bey… Gözlerinizi açıp bana bakmaya ne dersiniz?”
Demir Bey hiçbir şey demedi.
“Demir Bey, beni azarlayabilirsiniz.”
Ses yoktu.
“Demir Bey, ben bugün sizin yanlışlıkla kavanozunuzu kırdım.”
Yine ses yoktu.
“Demir Bey, ben var—”
Demir: “Bana masal anlat.”
“Ne?”
Demir Bey’e baktım. Hafifçe gözlerini açmıştı.
Demir: “Bana masal anlat.”
“Ama masal uyumak içindir.”
Demir Bey gözlerini yüzüme çevirdi.
Demir: “Ben de sonsuza kadar uyumak istiyorum.”
Bir anda ellerim titremeye başladı.
Kan hâlâ akıyordu.
Hemen Demir Bey’in kanlı gömleğini çıkarmaya çalıştım. Ellerim hem titriyor hem de korkuyordu.
Ya gözlerimin önünde ölürse?
Ben buna dayanamazdım.
Gömleğinin düğmelerini çözdükten sonra yarayı açığa çıkardım ama kandan neredeyse hiçbir şey göremiyordum. Her yer kan içindeydi ve kan hâlâ durmadan geliyordu.
Hemen ilk yardım çantasından tekrar sargı bezlerini aldım.
“Demir Bey, yaraya tekrar bastıracağım.”
Demir Bey yarı açık gözleriyle sadece başını salladı.
İstemsizce gözümden bir damla yaş süzüldü.
“Size masal anlatacağım ama sakın uyumayın.”
Demir Bey yine sadece başını salladı.
Ben ise hikâyeyi anlatmaya başladım.
“Bir varmış, bir yokmuş… Kocaman dünyada yetim bir kız varmış. Yetim kız daha bebekken, kırkı bile çıkmadan çöpe atılmış. Bebeği istememişler.”
Bir damla yaş daha yanağımdan süzüldü.
Demir Bey’e baktığımda onun da bana baktığını gördüm.
“Atmışlar çöpe. O sırada sabah namazına giden bir hoca, çöpün kenarında ağlayan bir bebek sesi duymuş. Hemen o tarafa doğru gitmiş. Bebeği görünce büyük bir şok geçirmiş. Bebeğin her yeri kıpkırmızıymış, dudakları ise mosmor olmuş.”
Bir an durup nefes aldım.
“Hoca sabah namazını boş verip küçük kızı bulduğu gibi hastaneye götürmüş. Doktorlar, ‘Bu kız yaşamaz,’ demiş hocaya. Hoca da ‘Allah’tan umut kesilmez,’ demiş.”
Demir Bey’in sesi çok zayıf çıkmıştı.
Demir: “Bebek ölmüş mü?”
“Hayır… Ölmemiş.”
Demir Bey hafifçe gülümsedi.
Demir: “Sevindim.”
“Ben de.”
Demir: “Sonra?”
Beni gerçekten bu kadar dikkatli dinleyeceğini hiç sanmıyordum.
Ama belli ki hikâye ilgisini çekmişti.
“Sonra bebek, öyle ya da böyle hayatta kalmayı başarmış. Ama hayat ona ikinci bir şans vermiş. O da bunu çok iyi değerlendirecekmiş.”
Demir Bey gözlerini biraz daha açtı.
Demir: “İkinci yaşam…”
Ben de onun gözlerine bakarak tekrarladım.
“İkinci yaşam.”
Demir Bey birkaç saniye sustu.
Demir: “Her şeye rağmen…”
“Her şeye rağmen.”
“Burada doktor!”
Arkamdan gelen sesle irkildim.
Ömer Bey gelmişti.
Hemen kendimi toparlamaya çalıştım.
Yanında bir doktor vardı. Doktor kolumdan tutup beni kenara çekti.
Doktor: “Kalkabilirsin artık.”
Başımı sallayıp ayağa kalktım.
“Doktor Bey, kanaması hiç durmuyordu. Sürekli kanıyor.”
Doktor sanki beni hiç duymuyormuş gibi Demir Bey’in yarasını inceliyordu.
Doktor: “Bu yara çok derin. Ömer, burada olmaz. Ameliyat olması gerekiyor.”
Demir Bey hemen araya girdi.
Demir: “Hayır. Hastane olmaz.”
Doktor ona döndü.
Doktor: “Ama Demir, böyle olmaz. Kurşun tam kalbinin altına gelmiş. Küçük bir hatada kalbi durabilir.”
Ömer Bey hiç tereddüt etmeden konuştu.
Ömer: “Tamam. İstediğin mazeretleri yaz, ben halledeceğim.”
Doktor: “Ama Ömer…”
Ömer: “Uzatma, Önder. Yaz ne istiyorsan.”
Doktor sadece başını salladı.
Sonra bana bakıp konuştu.
Doktor: “Gel, yaraya bastır.”
Yine mi?
İstemsizce doktorun bıraktığı sargı bezlerinin üzerine bastırdım.
Doktor bir yandan telefonundan bir şeyler yazıyordu.
Ömer Bey Demir’e döndü.
Ömer: “Abi, seni depoya… Hastaneye götüreceğim.”
Demir: “Hastane olmaz dedim, Ömer.”
Demir Bey kalkmaya çalıştı ama hemen önüne geçip ona engel oldum.
“Hayır, Demir Bey. Kalkmayın.”
Demir Bey mecburen tekrar uzandı.
Ömer Bey derin bir nefes aldı.
Ömer: “Bizim başhekim var. Onu ayarlayacağım. Merak etme. Kimse bilmeyecek. Kimse duymayacak.”
Demir Bey hiçbir şey söylemedi.
Ama sessizliği, bunu kabul ettiğini gösteriyor gibiydi.
On dakika geçti, geçmedi…
Ömer Bey yanında sekiz adamla geri geldi. Adamların ellerinde sedyeye benzeyen ince bir şey vardı.
Ben hâlâ elimi Demir Bey’in yarasından çekmemiştim.
Adamlar Demir Bey’i dikkatlice taşıyıp sedyeye yatırdılar.
Benim elim hâlâ yarasındaydı.
Ömer Bey elimi yavaşça çekip kendi elini yaranın üzerine koydu.
Sonra gözlerimin içine baktı.
Ömer: “Böyle bir şey yaşanmadı. Sen de böyle bir şey görmedin.”
“Ben… Şey…”
Doktor araya girdi.
Doktor: “Hadi Ömer, zaman az. Gitmemiz gerekiyor.”
Ömer Bey tekrar bana döndü.
Ömer: “Neyse, uzatma. Dediklerimi duydun, Mavi.”
İlk kez adımı söylemişti.
Ve o kadar ciddiydi ki…
Bir an gerçekten korktum.
Ama ben de gelmek istiyordum.
Demir Bey’i bu hâlde bırakmak istemiyordum.
Yine de hiçbir şey söylemeden, az önce kalktığım yere geri oturdum.
Hiçbir şey söylemeden çıkıp gittiler.
Kapı kapandığında odada yalnız kaldım.
Bir süre öylece oturdum.
Sonra ellerime baktım.
Kanlı ellerime…
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Neden ağladığımı bilmiyordum.
“Ama onun yanında olmak istiyorum. Keşke beni de götürselerdi ya, ne olurdu ki?”
İki gün sonra…
Tam tamına iki gün geçmişti ama hâlâ Demir Bey’den bir haber yoktu. Ara sıra Ömer Bey gelir, yetkili olduğu dosyaları imzalayıp giderdi. Korkudan bugüne kadar hiçbir şey soramamıştım ama bu sefer soracaktım. Korkmanın artık bir faydası olmazdı.
Demir Bey nasıldı? İyi miydi, kötü müydü… Yoksa…
Ölmüş müydü?
“Mavi.”
“Efendim Can?”
“Bana dosya odasından son yaptığımız anlaşmalı dosya var ya, onu bana getirir misin?”
“Tabii, hemen getiriyorum.”
Aslında şu an zaten başka bir işim yoktu. Demir Bey gittiğinden beri işim fazla yoktu. Şikâyetçi miydim?
Tabii ki hayır.
Ama bu kadar da işsizlik olmazdı ya!
Kendi kendime söylene söylene depoya gittim, dosyayı bulup aldım. Geri dönüp Can’a dosyayı verdim ve kendi yerime geçip oturdum.
Ama karşımda…
Yani camın hemen arkasında duran kişi…
Doğru mu görüyordum?
“Demirrrrr Bey!”
Can hemen bana döndü.
“Kızım, ne bağırıyorsun be?”
“Şey… Demir Bey gelmiş!”
“Ee?”
“Ne ‘ee’si?”
Ama doğru ya…
Onlar bilmiyordu. O yüzden benim gibi tepki vermiyorlardı.
Ben hemen yerimden kalkıp Demir Bey’in odasına daldım.
“Demir Bey! Ölmemişsiniz!”
Demir Bey kaşlarını çatıp bana baktı.
“Ne?”
“Yani… Nasılsınız? İyi misiniz? Sizi çok merak ettim. Ölmediğinize de çok sevindim.”
Demir Bey birkaç saniye yüzüme baktı.
“Anladım. Tamam, git. Dünkü toplantıda ne konuşuldu, neler önerildi, hepsini detaylı bir şekilde düzenle, bana getir.”
Bir anda ağzım açık kalmıştı.
Yahu ölümden dönmüşsün!
Daha iki gün önce burada bir seksen uzanmıştın, ölüyordun. Ne ara toparlandın hemen ya?
“Tabii Demir Bey, hemen getiriyorum.”
⸻
Günümüz
“Hey Maviii!”
“Efendim Demir Bey?”
“Sabahından beri sana kaç defa seslendim, farkında mısın?”
“Şey… Özür dilerim.”
Demir Bey kaşlarını çatıp bana baktı.
“Aklında kim varsa at gitsin. Şu an iş yapıyoruz.”
“Şey… Tabii Demir Bey. Özür dilerim.”
Demir Bey yatakta dik bir şekilde oturmuş, dosyaları inceliyor; ben de yanındaki dosyaları düzenliyordum.
Bir anda Demir Bey öksürmeye başladı.
Hemen yerimden kalkıp yatağın ucundaki sürahiden bardağa su doldurdum ve Demir Bey’e uzattım.
Ama artık dayanamıyordum.
“Demir Bey, siz iyi misiniz?”
Demir Bey kaşlarını çatıp bana baktı.
“Bana öyle bakmayın. 2015’te de vurulmuştunuz ama o zaman daha kötü bir yerinizdeydi. O günü çok iyi hatırlıyorum. İki gün geçmişti ve sabah ofise gelip hiçbir şey olmamış gibi esip gürlemiştiniz.”
Demir Bey kaşını kaldırdı.
“Esip gürledim mi?”
“Evet. Şu an tamam, yaralısınız ama çok ciddi olmadığını biliyorum. Başka bir şey mi var?”
Demir Bey’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Ölüyorum bu sefer, çilli”
Bölüm etkileşimi
