86. bölüm / 101
Lavinia82.bölüm
Bölümler 101Şu an: 82.bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime · Okuduğun bölüm
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Maviden devam
Ateş hafifçe sırıtarak konuştu.
Ateş: “Galiba sevgilin seni kıskandı.”
“Ne?”
Demir Bey kaşlarını çatıp Ateş’e döndü.
Demir: “Kıskanmak değil bu. Su parçası itlerden ve yavşaklardan korumak diyelim.”
Ateş’in yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
Kaşlarını çattı ve Demir Bey’in üzerine doğru yürümeye başladı.
Demir Bey de beni arkasına çekerek ona doğru bir adım attı.
Yaaa!
Ben şimdi ne yapacaktım?
Mavi, hatırla kızım! Kitaplardaki kızlar böyle durumlarda ne yapıyordu?
Yok anam, bacım… Aklıma hiçbir şey gelmiyor!
İki yakışıklı benim için kapışıyor!
Allah’ım, gerçekten inanamıyorum. Ben şu an bir romanın içinde miyim?
Olabilir mi…
Neden olmasın !!!
Roman bile olsam lütfen beni ellemeyinde şü anın tadını çıkartayım.
“Bir de yazarçım, beni bu durumdan hemen kurtarır mısın? Yoksa iki yakışıklıdan biri ölebilir de!”
Daha fazla beklemeden Demir Bey’in kolunu tuttum ve kendime doğru çektim.
“Demir Bey, gelin siz şöyle bir…”
Kolundan çekiştire çekiştire onu doğruca kadınlar tuvaletine götürdüm.
Demir Bey bir şeyler söylüyordu ama zerre kadar kulak asmadım.
İçeri girer girmez kapıyı kilitledim.
Sonra bir anda dönüp Demir Bey’in karşısında kaldım.
İki elimi de duvarın iki yanına koyup ona baktım.
Demir Bey hafifçe gülümsedi.
Demir: “Bunun tam tersi olacaktı ama bu da olur. Sorun yok benim için.”
“Ne?”
Ne dediğini anlayınca bir anda geri çekildim.
“Şey… Demir Bey, yanlış anladınız.”
Demir başını hafifçe yana eğdi.
Demir: “Hiç de yanlış anlamadım, Mavi. Sen bana mesaj attın, ‘gel’ dedin. Ben de geldim. Gördüğüm muameleye bak.”
Bir adım attı.
Ben de istemsizce bir adım geri gittim.
Demir: “Senin o kıl kuyrukla ne işin var?”
Kaşlarımı çattım.
“Kim?”
Bir adım daha attı.
Ben bir adım daha geri gittim.
Demir Bey’in kaşları daha da çatıldı.
Demir: “Beni deli etme kızım.”
“Hem ne oluyor size, Demir Bey? Kısmetimi kapatıyorsunuz!”
Bir adım daha attı.
Ben bir adım daha geri gittim.
Demir Bey durdu.
Demir: “Kısmet?”
“Hı hı.”
Bir adım daha…
Demir: “O zaman ben sana göstereyim.”
Bir adım daha…
Kaşlarımı çattım.
“Neyi?”
Tam o anda sırtım duvara dayandı.
Gidecek yerim kalmamıştı.
Nedense kalbim yeniden hızlanmıştı.
Demir Bey bir adım daha yaklaştı.
Sonra benim az önce ona yaptığım hareketin aynısını bana yaptı. Ellerini iki yanıma koyarak yüzüme baktı.
“Demir Be—”
Kelimeyi tamamlayamadan aramızdaki mesafe bir anda kapandı.
Dudakları kısa bir anlığına dudaklarıma değdi.
Ne uzun sürdü ne de devam etti.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan Demir Bey geri çekildi.
Yüzünde o sinir bozucu gülümsemesi vardı.
Demir: “Ben vazgeçtim. Sana bu kadar heyecan bile yeterli.”
Dediği gibi arkasını dönüp çıktı.
Ben olduğum yerde kaldım.
Bu neydi şimdi?!
Benimle alay mı ediyordu?
Tamam, beni öpmemişti ama…
Dudakları dudaklarıma değmişti!
Bu…
Bu neydi?!
Kapıya bakarken gözlerimi kıstım.
“Pisliksiniz Demir Bey! İnşallah gide gide çırçır olursunuz da yemekte herkes sizinle dalga geçer! Umarım sizin o dudaklarınız yok olur da dudaksız kalırsınız! İnşallah pantolonunuz yırtılır da herkes sizin o…”
Bir an durdum.
“…muhteşem…”
Yüzümü buruşturdum.
“Yok yok! Muhteşem değil! Pis kaka!”
İstemsizce iki elimi saçlarıma götürüp karıştırmaya başladım.
“Öldürçeğim seni Demir! Sen var ya… erkeklerin yüz karasısın!”
Bir an durup kendi kendime söylendim.
“Hayır ama… Öptün mü öp! Yarıda bırakmak nedir ya.??
Damladan devam
“İyi, bu nasıl bir model yaa?”
“Nasılmış ki? Model güzel, şık.”
Şu an iş yerimde o kadar gıcık bir kadın vardı ki anlatamam. Tam karşımdaysa bizi izleyen Dilara Hanım duruyordu.
Hayır, Dilara Hanım olmasa şu kadına iki laf edecektim ama bir haftada on kişiden şikâyet aldığım için kadın resmen beni yakın markaja almıştı.
Başımda bir de bu kadın bela olmuştu.
Yarım saattir burada dikiliyordu. Ne bir şey alıyordu ne de deniyordu. Sadece modellere ve renklerine bakıp duruyordu.
En sonunda dayanamadım.
“Buna ne dersiniz hanımefendi? Bu da şık ve zarif bir elbisedir.”
Kadın yüzüme bile bakmadan cevap verdi.
“Sana düşünceni sormadım. Hayır, bu da olmaz.”
İçimden derin bir nefes aldım.
“Bakın, sabahtan beri sizinle ilgileniyorum.”
“Zaten benimle ilgileneceksin. Başka kiminle ilgileneceksin? Senin işin değil mi bu?”
“Evet ama—”
“Ne aması be, ne aması? Bana hemen buranın sorumlusunu çağır. Hem de hemen!”
“Bakın—”
“Sus be! Sana ne diyorsam onu yap!”
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
Dilara: “Bir sorun mu var, Damla Hanım?”
İçimden resmen “Sen nereden çıktın şimdi?” diye bağırdım.
Ama dışımdan sadece:
“Sen de nereden çıktın? Gelin, gelin…”
diyebildim.
Kadın benim konuşmama bile fırsat vermeden hemen Dilara Hanım’a döndü.
“Evet, büyük bir sorun var.”
Dilara Hanım kibarca gülümsedi.
Dilara: “Buyurun, sizi dinliyorum.”
“Sabahtan beri benimle ilgileniyormuş da bilmem neymiş… Bu nasıl bir müşteri memnuniyetidir?”
Dilara Hanım bana kaşlarını çatarak baktı. Ardından kadına dönüp son derece yumuşak bir ses tonuyla konuştu.
Dilara: “Kusura bakmayın lütfen. Siz devam edin, ben bu konuyu kendisiyle konuşacağım.”
Kadın bir anda şaşkın şaşkın baktı.
“Ne? Ne? Ne? Konuşmadı, kavun gitti!”
Ne?!
Manyak mı bu kadın?
Kafayı mı yedi?
Kadın arkasını dönüp söylene söylene uzaklaşırken Dilara Hanım bana döndü.
Dilara: “Lütfen odama gelin, Damla Hanım.”
Benimse başka seçeneğim yoktu.
“Tabii…”
Dilara Hanım arkasına bile bakmadan yürümeye başladı.
Ben de peşinden gitmeye başladım.
Bakalım bu sefer nasıl bir azar işitecektim.
Hayır, Lavi gittikten sonra burası iyice çekilmez bir hâl almıştı.
Eskiden en azından başıma bir şey geldiğinde yanımda biri vardı.
Şimdi ise hem müşterilerle uğraşıyor hem de Dilara Hanım’ın bitmek bilmeyen bakışları altında çalışıyordum.
İçimden bir ses de sürekli aynı şeyi söylüyordu:
“Damla, susmayı öğren artık.”
Ama gel gör ki…
Benim ağzımın freni yoktu.
Dilara Hanım’ın odasının tam önünde durdum.
Derin bir nefes aldım.
“Tamam kızım… Sadece bir iki aşağılanma cümlesi. Zaten buna da alışığız. Evet, dinle ve çık. Yapabilirsin.”
Kendime cesaret verdikten sonra kapıyı tıklattım.
Dilara: “Gir.”
İçeri girdim ve kapıyı arkamdan kapattım.
Sonra Dilara Hanım’ın karşısına geçip beklemeye başladım.
Ama…
Ne o konuşuyordu ne de ben.
Ben onun birazdan bana bağırmasını, beni aşağılamasını bekliyordum.
Ama kadın resmen sus pus olmuştu.
Bu daha kötüydü.
Sonunda başını kaldırıp bana baktı.
Dilara: “Kaç yıldır bizimlesin?”
“Üç yıl, Dilara Hanım.”
Dilara Hanım hiç beklemediğim bir sakinlikle konuştu.
Dilara: “İyi. Ben muhasebeciyle konuşurum. Tazminat paranı öderiz. Çalıştığın güne kadar olan paranı da git Meltem Hanım’dan al.”
Bir an öylece kaldım.
Bu neydi?
Şimdi bu kadın gerçekten beni kovuyor muydu?
“Siz ciddi misiniz?”
Dilara: “Hiç olmadığım kadar.”
Bir an düşündüm.
Sonra omuzlarımı silktim.
“Ama… Ya da boş verin. İyi yaptınız. Elleriniz dert görmesin. Eğer bugün beni kovmasaydınız var ya, başınıza çok büyük bir bela gelebilirdi.”
Dilara’nın kaşları çatıldı.
Ben ise artık susacak hâlde değildim.
“Yalaka orospu! Ben bilmiyorum mu sanıyorsun? Senin buranın patronuyla yatıp kalktığını, metresi olduğunu bilmiyoruz mu sanıyorsun?”
Dilara Hanım bir anda oturduğu yerden fırladı.
Dilara: “Kes! Kes şunu! Ne oldu, yediremedin de bana iftira mı atıyorsun?”
Sinirimden güldüm.
“İftira mı? Seni bir ben değil, herkes biliyor! Bütün çalışanlar senin metres olduğunu biliyor!”
Tam kapıya yönelip çıkacaktım ki aklıma uzun zamandır yapmak istediğim o şey geldi.
Hem artık burada beni tutacak kimse de yoktu.
Dönüp Dilara’ya baktım.
“Gel lan buraya!”
Bir anda saçlarına yapıştım.
Dilara: “Ahh! Saçım! İmdat! İmdat!”
“Bağırma lan!”
Saçlarını çekiştirmeye devam ettim.
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
Can: “Kızım, ne yapıyorsun? Dursana!”
Bir anda Can’ın kollarında buldum kendimi.
Çırpınıyordum ama adam beni bırakmıyordu.
“Lan Can, bırak beni! Bir intikamımızı alalım! Yoksa vallahi seni de paramparça ederim!”
Can: “Edersin güzelim, edersin de ilk önce bir buradan çıkalım.”
Beni resmen bir çuval gibi kucağında dışarı çıkarmaya başladı.
Ben hâlâ çırpınıyordum.
“Lan Dilara! Orospusu seni! Bir elime geçirsem var ya, linç edeceğim seni! Linç!”
Can: “Lan bir dur artık be!”
“Sen dur! Senin o kaslarını eriteceğim! Sıra sana da gelecek Can Efendi!”
Can derin bir nefes aldı.
Can: “Sen bana sabır ver.”
“Şu an o kızı hemen kucağından bırakmazsan o sabır hiçbir zaman sana uğramayacak.”
Tam o sırada bir ses duyuldu.
Başımı sesin geldiği yöne çevirdim.
Fikret, arabasının önünde duruyordu.
Elinde bir demet papatya vardı.
Ama Fikret’in gözleri Can’a kilitlenmişti.
Bir saniye sonra nedenini anladım.
Lan…
Ben Can’ın kucağındaydım!
Can da bunu fark etmiş olacak ki Fikret’e bakıp söylendi.
Can: “Birader, ne diyorsun be? Git başımdan.”
Fikret elindeki çiçekleri yere attı.
Sonra önce beni Can’ın kucağından çekip aldı.
Ardından Can’a öyle bir kafa attı ki…
Can bir anda yere serildi.
Ben gözlerimi kocaman açtım.
“Allah’ım… Çocuğun burnu kesin gitti.”
Can, o kadar sert düşmesine rağmen bir anda ayağa kalkacak gibi oldu ama Fikret çoktan üzerine çıkmıştı.
Ardından yumruklar gelmeye başladı.
Bir tane.
Bir tane daha.
“Fikret!”
Bir yumruk daha.
“Yapma! Yanlış anladın!”
Bir yumruk daha.
“FİKRETTT!”
Sonunda durdu.
Yavaşça ayağa kalktı.
Ben nefes nefese ona baktım.
“Sen ne yapıyorsun be?! Ha? Neden? Kimsin de bana böyle davranıyorsun? Arkadaşlarımla dövuyorsun! Sen kimsin ya?!”
Ben ne söylüyordum böyle?
Fikret bana baktı.
Ama…
O bakışları daha önce hiç görmemiştim.
Sanki karşımda tanıdığım Fikret yoktu.
Hiçbir şey söylemedi.
Tekrar Can’a döndü.
Onu tekrardan dövüçek sanıp
Hemen önüne geçtim. Fikret’in bakışları çök derindi…
Sadece beni elinin tersiyle kenara itti.
Can’ın yanına eğildi.
Cebinden siyah bir kart çıkardı ve Can’ın üzerine attı.
Fikret: “Git hastaneye. Tedavi ol. Ne gerekiyorsa burada öde.”
Sonra ayağa kalktı.
Arkasını dönüp arabasına doğru yürümeye başladı.
İstemsizce arkasından seslendim.
“Fikret…”
Fikret durdu.
Yavaşça bana döndü.
Yüzünde çok hafif bir gülümseme vardı.
Fikret: “En başından haklıydın aslında.”
“Ne?”
Birkaç saniye sustu.
Fikret: “Biz farklıyız. Hem de çok farklı.”
Bakışları bir an üzerimde kaldı.
Fikret: “Ama bana bu özel duyguyu tattırdığın için teşekkür ederim.”
Kalbim sıkıştı.
Fikret hafifçe başını eğdi.
Fikret: “Bizimki de böyle olsun. Başlamadan bitsin.”
Bir an durdu.
Sonra acı bir gülümsemeyle ekledi:
Fikret: “Gerçi… Hiç başlamadı ki ne bitsin?”
Arkasını döndü.
Arabaya binip gitti.
Ben olduğum yerde kaldım.
Gözlerim yavaşça yere çevrildi.
Az önce elinden düşürdüğü papatyalar yerdeydi.
Yavaş adımlarla onların yanına gittim.
Eğilerek papatya büketini elime aldım
Elimde çevirirken ortasında küçük bir kutu olduğunu fark ettim.
Kalbim hızlandı.
Kutunun yanında küçücük bir not vardı.
Önce notu aldım.
Açıp okudum.
Not:
“Z kuşağı mısın, artık Y kuşağı mısın gülüm bilmem ama bu ikimizden bir şey.”
Dudaklarım titredi.
Kutuyu açtım.
İçinden ince, altın bir kolye çıktı.
Kolye ucunda iki harf vardı.
“DF”
Gözümden istemsizce bir damla yaş süzüldü.
“Her şeyi mahvettim…”
Boğazım düğümlendi.
“Her şeyin içine sıçtım.”
Elimi kalbimin üzerine koydum.
Nedense canım çok acıyordu.
“Sakin ol Damla. Bir erkek için ağlama.”
Ama gözyaşlarım dinmiyordu.
“Ama…”
Kolyeye baktım.
“O ürünün son örneğiydi.”
Sesim titredi.
“O adamın dibiydi… Beni seviyordu.”
Gözlerimi kapattım.
“Ben de onu seviyordum.”
Aşk acısı böyle bir şey miydi gerçekten?
İnsanın kalbi fiziksel olarak acıyabilir miydi?
Benim acıyordu.
Elimdeki papatyaları burnuma yaklaştırdım.
Çiçeklerden Fikret’in kokusu geliyordu.
İstemsizce gülümsedim.
“Galiba kendi parfümünü sıkmış…”
Gözlerim dolu dolu çiçeklere bakarken başımı iki yana salladım.
“Romantik olmaya mı çalışmış benim yontulmamış öküzüm?”
Gülümsemem birkaç saniye sonra silindi.
Hayır.
Hayır, Damla.
O artık senin değildi.
Kolyeyi avucumun içine sıkıca kapattım.
Ve ilk kez bunu kabul etmek zorunda kaldım.
Fikret artık benim değildi.
Mehmet’ten devam
Merve kollarımın arasından çıkıp yanağımdan öptü.
Merve: “Aşkım, yarın evleneceğiz. Bugün son günümüz bekârken.”
“Evet… Sonunda sana kavuşuyorum.”
Merve yüzüme bakarak gülümsedi.
Merve: “Beni çok mu bekledin?”
“Çooook.”
Merve’nin yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
Merve: “Özür dilerim.”
“Ne için prenses?”
Merve başını eğdi.
Merve: “Sana baka baka… seni seve seve Savaş’la—”
Cümlenin devamını zaten biliyordum.
Duymak istemediğim için sözünü tamamlamasına izin vermeden o bal gibi dudaklarına kısa bir öpücük kondurup geri çekildim.
“Artık geçmişi unutup bize odaklanalım.”
Merve bana baktı.
Merve: “Biz?”
“Biz.”
Kadehlerimizi birbirine tokuşturduk.
Merve yeniden yanıma uzandı ve düğünümüzden konuşmaya başladı.
Tam o sırada dışarıdan sert bir fren sesi geldi.
İkimiz de aynı anda ayağa kalktık.
Merve endişeyle bana baktı.
Merve: “Ne oluyor?”
“Bilmiyorum prenses. Ama sakin ol. Benim arkamdan ayrılma.”
Belimdeki silahlardan birini çıkarıp Merve’ye uzattım.
“Ne olur ne olmaz. Bunu yanında tut.”
Merve şaşkınlıkla silaha baktı.
Merve: “Sen iki silah mı taşıyorsun?”
Ona bakmadan cevap verdim.
“Alışkanlık, prenses.”
Konuyu daha fazla uzatmadan ilerlemeye başladım.
Ama birkaç adım sonra gördüğüm manzara karşısında durdum.
Fikret…
Yerde oturuyordu.
Başını öne eğmişti.
Etrafında korumalar vardı ama hiçbiri yanına yaklaşmıyordu.
Çünkü Fikret başka bir deliydi.
Ama onu daha önce hiç böyle görmemiştim.
Normalde Fikret duygu nedir bilmezdi.
Acı nedir bilmezdi.
Şimdi ise…
Bitmiş görünüyordu.
Merve yanıma gelip fısıldadı.
Merve: “O yerde oturan Fikret mi?”
“Evet, prenses.”
Merve: “Ne olmuş ona? Çok tuhaf görünüyor.”
Omuzlarımı silktim.
“Bilmiyorum prenses ama bu bitmişliği nerede görsem tanırım.”
Merve bana döndü.
Merve: “Ne bitmişliği, Mehmet?”
“Sevda, prenses.”
Bir an durdum.
“Hem de kara sevda.”
Merve hafifçe güldü.
Merve: “Fikret ve kara sevda öyle mi? İnanmam.”
“Neden? Bir arada bana neden inanmıyorsun prenses? Bak, şimdi gör.”
Merve’nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
Onu üzdüğümü görünce hemen yanına yaklaşıp alnına küçük bir öpücük kondurdum.
“Ama onu da adam edecek bir sevda yaraşır, değil mi?”
Merve hafifçe gülümsedi.
Merve: “Umarım o da mutlu olur.”
“Umarım, prenses.”
Merve bana bakıp gülümsedi.
Merve: “İyi, hadi sen yanına git. Ben odamdayım.”
“İyi geceler, prenses.”
Merve uzanıp yanağımdan öptü.
Sonra kulağıma doğru eğildi.
Merve: “Rüyanda beni gör, aşkım.”
Bu kız benimle oynuyordu.
Ama sonunda yarın her şey bitecek, evliliğimiz başlayacaktı.
Onu kendime doğru çekip sıkıca sarıldım.
“Rüyalarım sonunda gerçek oldu zaten, prenses.”
Merve gülümseyerek yanımdan ayrılıp odasına gitti.
Bu kız beni gerçekten öldürüyordu.
Kendimi toparladıktan sonra silahımı yeniden belime yerleştirdim.
Diğer silahım Merve’de kalmıştı. Sonra gidip ondan alırım diye düşündüm.
Fikret’in yanına doğru yürüdüm.
Hâlâ aynı yerde oturuyordu.
Yanına gidip elimi omzuna attım.
“Kurt parçası.”
Fikret başını kaldırmadan cevap verdi.
Fikret: “Abi…”
“Hadi kalk. İçmeye gidelim.”
Fikret başını kaldırmadan hafifçe gülümsedi.
Fikret: “Ben içsem ne olacak, içmesem ne olacak abi?”
Başını kaldırıp bana baktı.
Galiba içmeye çoktan başlamıştı bile.
“Kim bu kız?”
Fikret ayağa kalkmaya çalıştı ama sendeledi.
Tam düşecekken kolundan tuttum.
Koruma hemen yanımıza geldi.
Koruma: “Mehmet abi, isterseniz biz—”
“Gerek yok. Siz işinize dönün. Burası bende.”
Fikret bana baktı.
Fikret: “Abi, o kadar güzel bir kız ki… Onu bu kısacık zamanda, bir saatte sevmem normal mi?”
“Saatler, zamanlar önemli değil ki kurt parçası. Bazen bir saniyede bile âşık olunur.”
Fikret’in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Fikret: “O zaman o niye olmadı? O niye bu kadar çabuk bitirebildi?”
Bir süre sustum.
“Bazı insanlara bu duygu ağır gelebilir. Ya da bu duyguyu daha önce hiç yaşamadıkları için karşı tarafı da yıpratabilirler.”
Fikret başını kaldırdı.
Fikret: “Ya da?”
“Ya da hiç âşık olmamıştır.”
Fikret acı acı güldü.
Fikret: “Zaten hata bende abi. Bende.”
Kaşlarımı çattım ama bir şey söylemedim.
Sadece sustum.
Onun konuşmasına izin verdim.
Fikret: “Benim gibi boktan bir adama kim âşık olur ki, değil mi?”
“Öyle değil aşk be oğlum.”
Fikret gözlerini yere indirdi.
Sonra hafifçe gülümsedi.
Fikret: “Abi… Ben çok sevdim be.”
Sesi titremişti.
Yere çökecek gibi oldu ama bu kez izin vermedim.
“Burada olmaz, kurt parçası.”
Onu hemen biraz daha arkaya götürdüm.
Bizi gören korumalar yanımıza gelmeye çalıştı.
Elimi kaldırdım.
“Siz gidin. Ben gelin demeden gelmeyin. Sakin.”
Korumalar hep bir ağızdan:
“Tamam, abi.”
deyip uzaklaştılar.
Fikret’e döndüm.
Ruhu sanki bedeninden çekilmiş gibiydi.
“Şimdi ağla oğlum. Ağla, içini dök.”
Fikret başını iki yana salladı.
Fikret: “Erkekler ağlamaz ki abi.”
“Sikerim lan ben o lafı! Kim demiş erkekler ağlamaz diye? Ağlar oğlum, ağlar. Hem de her türlü ağlar.”
Omzuna dokundum.
“Kadınlar gibi kalabalığın içinde değil belki. Erkekler bazen yalnız ağlar. Tek başına ağlar. Ama ağlar.”
Fikret’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Sonra olduğu yere çöktü.
Ben de yanında kaldım.
Fikret: “Abi… Ben nasıl unutacağım?”
Elini kalbinin üzerine koydu.
Fikret: “Sanki buraya bir bıçak saplamışlar da çeviriyorlar gibi. Bu acı hiç dinmiyor.”
“Biliyorum, kurt parçası. Biliyorum.”
Çünkü ben de bir zamanlar aynı acıyı yaşamıştım.
Merve ve Savaş’ın nişanlı olduğu zamanlarda…
Ben Merve’yi seviyordum.
Ama onun Savaş’la mutlu olduğunu gördükçe aşkımı içime gömmüştüm.
Çünkü onun yüzündeki mutluluk, benim acımdan daha önemliydi.
Fikret gözyaşlarını silerek ayağa kalktı.
Fikret: “Sen nasıl dayandın?”
Hafifçe gülümsedim.
Aklıma o günler gelmişti.
“Dayanılmıyor, aslanım.”
Bir an sustum.
“Ama alışıyorsun.”
Fikret şaşkınlıkla baktı.
Fikret: “Acıya nasıl alışırsın abi?”
“Ona baktıkça mutlu olduğunu görünce… Seninle olmasa bile mutlu mu, mutlu diyorsun. Ben bununla avunuyordum.”
Fikret yumruklarını sıktı.
Fikret: “Ben onu başkasıyla lan… Hayal bile edemiyorum.”
Sonra öfkeyle başını kaldırdı.
“Ben o piçi de öldürmediğime dua etsin, şerefsiz!”
Kaşlarımı çattım.
“Kim?”
Fikret bir anda sustu.
Fikret: “O şerefsiz işte… Damla’yı kucaklayıp— Tövbe tövbe! Yok, ben gidiyorum.”
“Nereye lan?”
Fikret: “O adamı biraz daha dövmek içime sinmedi. Daha.”
“Oğlum, ben sana sabahtan beri ne anlattım?”
Fikret başını eğdi.
Fikret: “Ben öyle yaşayamam abi.”
“Yaşama. Sana yaşa diyen oldu mu?”
Fikret yüzüme baktı.
“Git başkasını sev. Sevebiliyorsan tabii.”
Fikret: “Ben ondan başkasını sevemem abi.”
Derin bir nefes aldım.
“O zaman…”
Fikret’e iyice yaklaşıp omzuna elimi koydum.
“O seninle mutlu değilse bırak.”
Fikret’in gözlerinin içine baktım.
“Bırak onu, mutlu olduğu kişiyle yaşasın. Sen sadece uzaktan izle. Zarar vermeden, incitmeden.”
Bir an sustum.
“Ha, bunu yapamıyorum diyorsan…”
Sesimi biraz daha sertleştirdim.
“Bir daha o kızı görme.”
Aşklar diğer bölüm sadece hafif bir maviden devam ediçek sonra Laviniadan devam ediçek bilginize 😇🙏🙏
Bölüm etkileşimi
