85. bölüm / 101
Lavinia81.bölüm
Bölümler 101Şu an: 81.bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime · Okuduğun bölüm
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Laviniadan devam
“Gelinlikle o kadar muhteşem görünüyorsunuz.”
Beni giydiren kızın sesi kulaklarıma geliyordu ama şu an söylediklerinin hiçbirini doğru düzgün dinlemiyordum. Çünkü gelinlik beni kendisine adeta hapsetmişti. Bu kadar güzel bir gelinlik… Ve onun içinde ben.
Akıl alır gibi değildi.
İç sesim fısıldadı:
“Prenses gibi olmuşuz.”
Evet… Şimdi benim de bir masalım vardı. Hem de sevdiğim adamla.
Bir anda aklım geçmişe gitti. Hayatım boyunca hiçbir zaman birine âşık olabileceğimi düşünmemiştim. Hele bir gün böyle güzel bir gelinliğin içinde, sevdiğim adamın karşısında duracağımı hiç hayal etmemiştim.
Ama şimdi…
İç sesim yeniden fısıldadı:
“Yaşıyorsun.”
Evet.
Yaşıyordum.
Ve yüzümde küçük, istemsiz bir tebessüm belirdi.
“Lavinia Hanım, isterseniz Savaş Bey’e de gösterelim.”
Sadece başımı salladım.
Perdenin arkasına geçip derin bir nefes aldım. Ardından yavaşça perdeyi açarak Savaş’a doğru döndüm.
Savaş beni henüz fark etmemişti. Bacak bacak üstüne atmış, koltukta oturuyordu. Hafifçe öksürerek dikkatini çektim.
Başarılı olmuştum.
Başını kaldırdığı anda gözleri benimle buluştu.
Önce birkaç saniye öylece baktı.
Sonra yüzünde yavaş, hayranlık dolu bir gülümseme oluştu. Yerinden kalkıp ağır adımlarla bana doğru yaklaşmaya başladı.
Yanıma geldiğinde gözlerini üzerimden ayırmadan sordum:
“Nasıl görünüyorum?”
Savaş gülümsedi.
“Çok güzel olmuşsun, güzelim. Bu kadar güzel olman bence bana bir suç.”
Hafifçe sırıtarak başımı utangaçça yere eğdim.
Savaş hemen ellerini çeneme koyup yüzümü tekrar kendisine çevirdi
“Sakın bir daha kafanı yere indirme. Ben bile olsam fark etmez. Senin her zaman başın dik duracak, güzelim. Ne olursa olsun.”
Gözlerimin içine bakarak devam etti:
“Sen artık bir Karahan’sın, Lavinia. Lavinia Karahan… Savaş Karahan’ın karısı.”
İstemeden yine utandım.
Ama söyledikleri içimi öyle güzel ısıtmıştı ki…
Bir süre sadece birbirimize baktık.
Ta ki bizi ayıran o ses gelene kadar.
“Bölüyorum ama kusura bakmayın.”
Yelda’ydı.
Utana sıkıla cevap veremezken Savaş her zamanki rahatlığıyla ona döndü.
“Ne vardı?”
“Efendim, eğer gelinliği beğenmediyseniz diğer modellerimize de—”
Sözünü bitirmesine fırsat vermeden araya girdim.
“Hayır, hayır. Bunu istiyorum, Savaş.”
Bunu neredeyse küçük bir çocuk gibi hevesle söylemiştim.
Savaş bana bakıp gülümsedi.
“Duydunuz. Karım bunu istiyor. Gerek yok.”
Yelda Hanım hiçbir şey demeden başını sallayıp dışarı çıktı.
Kapı kapanınca Savaş’a baktım.
“Biraz sert mi konuştuk?”
Savaş kaşlarını hafifçe çattı.
“Ne alakası var? Bu benim en yumuşak hâlim. Şükretsin.”
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım.
“Ama bana karşı yumuşaksın.”
Savaş’ın yüzündeki sert ifade bir anda dağıldı.
“Sen farklısın, güzelim. Ama istersen ona da yumuşak davranırım.”
Hemen başımı salladım.
“Hayır, hayır. Bildiğin gibi yap. Boş ver beni.”
Savaş bir anda kahkaha attı.
Salonun içinde yankılanan kahkahasıyla bana bakarken ben de istemsizce gülümsedim.
Sonra bir anda elini uzatıp beni kendisine çekti ve dudaklarıma kısa, sevgi dolu bir öpücük kondurdu.
O an gelinliğin ağırlığını, etraftaki insanları, salonu…
Her şeyi unuttum.
Sadece Savaş vardı.
Ve ben ilk defa gerçekten kendi masalımın içinde olduğumu hissettim.
Maviden devam
Tak.
Tak.
Yine ses yoktu.
Bu sefer daha sert çaldım.
Tak tak tak tak!
Tam bir kez daha vuracaktım ki kapı bir anda açıldı.
Elim doğrudan Demir Bey’in çıplak göğsüne çarptı.
İstemeden gözlerim ona kaydı ama yüzündeki o sert bakışlar beni olduğum yere mıhladı.
“Ne var lan? Ne açmıyorsam işim vardır, değil mi? Ne diye alacaklı gibi vuruyorsun sen?”
“Şey… Demir Bey…”
İstemeden gözlerim aşağıya kaydı.
Belinde bir havlu vardı.
Bu da neden kapıyı açmadığını gayet güzel açıklıyordu.
Kafamı tekrar kaldırdığımda saçlarının da ıslak olduğunu fark ettim.
Banyodaymış.
Yaaa…
“Şey Demir Bey, kusura bakmayın. Ben şey için şey yaptım…”
Demir Bey iyice sinirlenmişti.
Nedense hâlâ elim onun göğsündeydi.
Bunu fark ettiğim anda elimi hızla çekip kendime geldim.
Demir kaşlarını çatarak:
“Bana bak kızım. Ne istiyorsun, hemen söyle. Yoksa seniii…”
Çümlenin devamını tahmin ettiğim için hemen arkamı gösterdim.
“İpler birbirine karıştı, Demir Bey. Açamadım. Aklıma bir tek siz geldiniz, o yüzden…”
Demir’in çatık kaşları bir anda şaşkınlığa dönüştü.
Birkaç saniye bana baktıktan sonra son derece sakin bir sesle:
“Geç içeri.”
Ben de sadece başımı sallayıp içeri girdim.
Etrafıma baktığımda odasının benim odamla neredeyse aynı olduğunu fark ettim.
Tek farkı…
Onun manzarası vardı.
Benim yoktu.
Çok ayıp ama!
Demir arkamdan seslendi.
“Dön arkanı.”
“Ne?”
Kaşlarını yeniden çattı.
Ne dediğini anlayınca hemen arkamı döndüm.
O da elbisemin arkasındaki iplerle uğraşmaya başladı.
“Ya kızım, sen ne yapmışsın böyle elbiseye?”
“Çok mu kötü olmuş, Demir Bey?”
Demir sanki söylediklerimi değil, kendi kendini duyuyormuş gibi mırıldandı:
“Aha… oldu. Benden kaçar mı be?”
Bu hâline istemsizce gülümsedim.
Demir ipleri bağladıktan sonra hiç bana sormadan işini bitirmişti.
Nasıl bağlanır diye tek bir soru bile sormamıştı.
“Bitti.”
Ona doğru dönerek gülümsedim.
“Teşekkür ederim, Demir Bey.”
Demir kaşlarını çattı.
“Bakmayacak mısın nasıl bağladığıma?”
Ben ise hiç düşünmeden, gayet içten bir şekilde:
“Gerek yok, Demir Bey. Eminim ki her şey gibi bunu da muhteşem yapmışsınızdır. Hem eliniz alışık sanırım. Hiç sormadınız nasıl bağlanır diye… Sanırım çok kızın iplerini bağlamışsınız.”
Demir Bey bir anda şaşkın şaşkın yüzüme baktı.
Ben de o an ne söylediğimi fark ettim.
OHA!
Kızım sen ne saçmaladın?
Manyak mısın?
“Şey… Demir Bey, ben çıkayım. Geç oldu.”
Cevap vermesine bile fırsat vermeden odadan çıktım.
Kapıyı kapatır kapatmaz kendi kendime söylenmeye başladım.
“Kızım, ne saçmalıyorsun sen ya? Adam yanlış anlayacak şimdi. Sana ne? Sana ne kimin ipini bağlıyorsa bağlasın! Off be Mavi… Her şeyi neden batırıyorsun? Sakin ol. Sakin! Yanlış hislere girme.”
Derin bir nefes aldım.
“Sen bu hayatta sadece biri tarafından sevileceksin. O da şanslı biri olacak. Sen de sadece onu seveceksin. Tamam mı?”
Başımı salladım.
“Tamam Mavi. Kendine gel.”
Hemen odama geçtim.
Saçımı ve makyajımı yaptıktan sonra saate baktım.
Dokuz olmak üzereydi.
Dosyaları da alıp odadan çıktım.
Demir Bey de tam o sırada odasından çıkmıştı.
Onu beklerken istemsizce gözlerim üzerinde dolaştı.
Bugün de çok şıktı.
Gerçi Demir Bey her zaman şıktı.
Ne diyorum ben ya?
Kendini topla Mavi!
Demir yanıma geldi.
“Her şey hazır mı?”
“Evet, Demir Bey. Her şey hazır. Son dakika bütün dosyalara tekrar baktım. Bir eksik yok.”
Demir hiçbir şey söylemeden yürümeye başladı.
Ben de arkasından onu takip ettim.
Asansöre bindik.
Tam kapılar kapanmak üzereydi ki koridordan bir ses yükseldi:
“Lütfen tutun asansörü!”
Hemen durdurma düğmesine bastım.
Kapılar tekrar açıldı.
Gelen kişiye baktım.
Allah’ım!
Adam resmen taş.
Sarışın saçları, sarışın kirli sakaları vardı. Üzerinde de kusursuz bir takım elbise…
Mavi, sarışın erkeklere bu kadar yakışır mı ya?
Adam içeri girdi.
“Teşekkür ederim.”
Sesi…
Ne tamamen sertti ne de fazla yumuşak.
Tam kararında, kibar bir sesti.
Demir Bey’le çalıştığımdan beri kibar erkek sesi duymamıştım ki!
Ben de istemsizce biraz cilveli bir ses tonuyla:
“Rica ederim.”
Adam hiçbir düğmeye basmadı.
Demek ki bizim gittiğimiz yere gidiyordu.
Sağımda Demir Bey, solumda ise bu yakışıklı adam vardı.
Asansör durdu.
Demir Bey önden çıktı.
Ben de tam çıkacakken adam eliyle bana yol verdi.
“Buyurun.”
Kibar adam ya!
Tam asansörden çıkıyordum ki topuklu ayakkabım araya sıkıştı.
“Ah!”
Dengemi kaybettiğim anda adam bir hamlede beni tuttu.
Bir anda onun kollarının arasındaydım.
Göz göze geldik.
“İyi misin?”
Allah’ım…
Bu adamın sesi neden bu kadar güzeldi?
“Evet, iyiyim.”
Tam o sırada arkadan o tanıdık sert ses geldi.
Demir:
“İyiysen çık o zaman adamın kollarından.”
Bir anda donup kaldım.
Demir Bey, bir durun ya!
Anın tadını çıkarayım bari!
Adam hemen beni düzgünce ayağa kaldırıp aramızdaki mesafeyi açtı.
Sonra bana gülümseyerek:
“İyi akşamlar, prenses.”
Prenses mi?
Ben mi prensesim?
Gerçekten mi?
Adam dönüp giderken ben de arkasından bakakaldım.
“İyi akşamlar, prens…”
Demir’in sesi yeniden duyuldu.
“Kim o prens? Kıçımın prensi.”
Bir anda şaşkınlıkla Demir’e döndüm.
Ne yani?
Demir Bey…
Senin kıçın daha mı yakışıklı bundan?
Gerçi yakışıklı olabilir.
Ama asla…
AMA ASLA KİBAR DEĞİL!
Bu adamın yanında Demir Bey resmen huysuz bir ayı!
Demir beyin peşinden yürümeye başladım.
Demir bey birşey söylemişti ama duymadım
“Prensmiş…”
“Birşey mi dediniz demir bey”
Demir hemen arkasını dönüp baktı.
“Yok.”
Sus Mavi. Bu adamla aynı asansörde beş dakika daha kalırsan ya işinden olursun ya da kalbinden.
Damladan devam
Şu an yatakta uzanmış, Fikret’in söylediklerini düşünüyordum.
Allah’ım ya!
Kafamı yastığa gömmüş, kendi kendime gülüyordum.
Tam o sırada babaannemin sesi geldi.
“Seni bu kadar mutlu eden ne, güzeller güzeli kızım?”
Bir anda yataktan kalkıp babaanneme sarıldım.
“Selmoş… Nedense içimde böyle garip bir şekilde kelebekler varmış da içimde üçüp duruyorlar.”
Babaannem gözlerini kısarak bana baktı.
“Kim bu yakışıklı oğlan?”
Babannem de benim gibi çok akıllıydı. Bir şeyleri hemen anlardı.
“Ne oğlanı, babaanne?”
Babaannem başını salladı.
“Tamam, şimdi daha da emin oldum. Yoksa sen bana böyle seslenmezdin. Ben seni biliyorum. Ama bu oğlan kim?”
“Ne biliyor musun?”
Babaannem başını salladı.
“O börek yiyen çocuk değil mi? Kaç defa seni arabasıyla alıp akşamları eve bırakan?”
İstemeden başımı salladım.
Babaannem hemen yanıma yaklaşıp bana kocaman sarıldı.
“Umarım çok mutlu olursun, kuzum.”
“Umarım, Selmoş.”
Babaannem bir anda beni kendisinden çekti.
Şaşkın şaşkın yüzüne baktım.
“Şüphen mi var, kızım?”
“Ne? Hayır, hayır Selmoş. O nereden çıktı?”
“Ne bileyim ben kızım? Sakin ol. Emin olmadan yanlış bir şey yapma.”
Tekrar babaanneme sarıldım.
“Beni çok seviyor, ben de onu çok seviyorum Selmoş. Yanlış ne olabilir ki?”
Babaannem sarılmasını biraz daha sıkılaştırdı.
“Babanla annen de öyle diyordu ama bak sonuç ne oldu.”
İstemeden yüzüm düştü.
Haklıydı.
Babaannem konuşmaya devam etti.
“Önemli olan anlaşabilmeniz, kuzum. Yoksa bak, herkes herkesi seviyor. Sen kendi yarım olan elmanı tamamlaman gerekiyor.”
Babaannem geri çekilip beni yatağa oturttu. Sonra yanıma oturup saçlarımı okşamaya başladı.
“Bak güzeller güzeli yavrum… Bu hayatta cehennem de var, cennet de. Biliyor musun?”
“Nasıl yani?”
Babaannem gülümsedi.
“Şöyle ki… Hayatına adam gibi bir adam alırsan ona baktıkça gençleşirsin, güzelleşirsin. Hayatı seversin, yaşamayı seversin.”
Bir an durdu.
“Ama lakin hayatına çocuk alırsan hayatının bir anlamı kalmaz. Değersizleşirsin. Gün geçtikçe yıpranırsın. Sonra da ‘Ben ne yaptım?’ diye saçını başını yolarsın.”
Tam o sırada annemin sesi babaannemin sözünü kesti.
“Benim gibi olsun diyor babaannen, kızım. Değil mi anne?”
Son cümlesini öyle iğneleyici söylemişti ki babaannem sadece başını yere eğdi.
Ama annem durmadı.
“Ama sen endişelenme kızım. O adam adam gibi adam. Baksana lüks arabasına, takım elbiselerine… Hepsi marka. Hele kolundaki saat var ya, milyon eder. Milyon!”
İstemeden sinirlendim.
Ne yani?
Parası var diye adam mı oluyordu?
Bir de annem bunları nereden biliyordu?
“Sen beni mi dikizliyorsun?”
Annem hiç utanmadan cevap verdi.
“Evet. Bir sakıncası mı var? Baktım tabii kızımı kim alıyor diye. Çulsuz mu, zengin mi…”
Sonra yüzüme bakıp gülümsedi.
“Aferin sana. İlk kez bir işe yaradın.”
Bunu söyleyip odadan çıktı.
Ben ise arkasından bakakaldım.
Yine beni mahvetmişti.
Yastığımı alıp yüzüme bastırdım.
“Anne ya… ne istiyorsun bende ne “
Babaannem yanıma oturup hafifçe gülümsedi.
“Boş ver onu kuzum.”
İçimden derin bir nefes aldım.
“Ben sadece Fikret’i seviyorum Selmoş. Arabasını, saatini, parasını değil.”
Babaannem saçlarımı okşadı.
“İşte benim güzel kızım da bunu biliyor ya…”
Gülümsedim.
Laviniadan devam
Şu an sevdiğim adamın kollarında uyuyordum. Ama nedense içimde garip bir his vardı.
Umarım kötü bir şey olmazdı.
Başımı hafifçe kaldırıp Savaş’a baktım. O da gözleri açık bir şekilde tavana bakıyordu. Belli ki bir şeyler düşünüyor, belki de işleri için endişeleniyordu.
“İşin için mi endişeleniyorsun?”
Savaş bana dönüp hafifçe gülümsedi.
“Sen boş ver bunları. Hadi uyu sen.”
Sonra başımdan öptü.
“Hayır. Lütfen bana da anlat derdini. Bugün yarın evleneceğiz. Aramızda sır falan olmasın. Bırak da derdini paylaşayım.”
Savaş bir süre sessiz kaldı. Sonra beni kendisine doğru bastırarak konuşmaya başladı.
“Yer altı beni endişelendiriyor, güzelim.”
“Neden? Ayrılacağın için mi?”
Savaş başını iki yana salladı.
“Hayır. Keşke o olsaydı. Ama bunları onlara kabul ettirebilmem için benim gibi biri lazım.”
“Bu da zor görünüyor, değil mi?”
Savaş sadece:
“Hı hı.”
diyebildi.
“Peki ayrılmak istersen seni bırakırlar mı?”
Savaş bu kez hiç düşünmeden, düz ve net bir şekilde konuştu.
“Kimse benim kararımı sorgulayamaz, Lavi. Ama öyle çekip gitmek de olmaz. Her şeyin bir kuralı, bir raconu vardır. Bunlara uymamız gerekiyor. Ben dahi.”
“O zaman hemen ayrılamayacaksın. Ta ki kendin gibi birini bulana kadar.”
Savaş bir anda beni kaldırıp gözlerimin içine baktı.
“Hayır. O masaya bir kere oturacağım, başka da oturmayacağım. Sana söz verdim ve tutacağım, güzelim. Biraz zor olacak ama olacak. Yapacağım. Bizim için.”
Onun gibi ben de aynı kelimeleri tekrarladım.
“Bizim için.”
Savaş gözlerimin içine bakarak gülümsedi.
“Bizim için.”
Sonra dudaklarımız buluştu.
O an içimdeki bütün korkularım biraz olsun sustu.
Maviden devam
Oturduğumuzdan beri Demir Bey’in yüzü bir karıştı. Çok önemli bir toplantı yapıyorduk ama adamda tık yoktu. Ne derlerse ben konuşuyordum. Bu böyle olmayacaktı çünkü adamlar sürekli Demir Bey’e bakıp duruyorlardı ve durum hiç de iyiye gitmeyecek gibiydi.
Hafifçe öksürerek,
“Ben bir tuvalete gitmeliyim.”
dedim.
Herkes kafasını sallarken Demir Bey de aynı şekilde başını salladı. Ben de kaş göz hareketleriyle “Gel,” işareti yaptım.
Ama anlamış mıdır, o muamma.
Sonuçta erkek ya… Ya net anlar ya da hiçbir şey anlamaz, kızçeler!
Ama yok…
Bekle bekle, ne gelen vardı ne de giden.
“Gerçekten adamlar bu kadar düz kafalı olmaz ya…”
diye kendi kendime söylendim.
Bu sırada Demir Bey’e mesaj atıp tuvaletin önünde olduğumu yazdım.
Tam telefonumu cebime koymuştum ki arkamdan bir ses geldi.
“Aslında o kadar zor değiliz. Bizi zorlaştıran sizlersiniz, kızlar.”
Ne?
Bu neydi şimdi?
Hemen kafamı kaldırdım ve…
Ben şok!
Karşımda bir adam duruyordu. Hafifçe gülümsüyordu.
“Prens.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Ateş.”
“Ne?”
Adam gülerek başını salladı.
“Adım Ateş. Prens dediğim oydu.”
“Haa… Ondan öyle dediniz.”
Ateş’in gülümsemesi biraz daha genişledi.
“Saçma şekilde hoşuma gidiyorsun.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Senin ben bir hoşuna giderim, görürsün. Su musun, ateş misin, ne olduğumu şaşırırsın.”
Daha sözümü bitiremeden bir anda Demir Bey yanımda belirdi.
Belimden tutup beni kendisine doğru çekti.
Ne?!
Bir saniye önce Ateş’le konuşuyordum, şimdi Demir Bey’in kollarının arasındaydım.
Bu neydi be şimdi?
Bölüm etkileşimi
