72. bölüm · Lavinia
68.bölüm
Acaba ne toplantısıydı? Benim bildiğime göre böyle bir toplantı yoktu. Demir Bey yanlış mı biliyordu ki? Ama çok kesin konuşmuştu.
“Neyse,” deyip son küpemi de taktıktan sonra küçük aynadan kendime baktım.
İyi olmuştu işte.
Üzerimde pembe, kısa ama şık bir elbise vardı. Aslında Demir Bey bütün çalışanlara çek vermişti. Ben de “Ne gerek var ki?” diye düşünmüştüm ama sonra…
Gördüğüm anda vurulduğum, kendime çok yakıştırdığım o elbise vardı ya…
Çok pahalıydı diye bir türlü alamamıştım. Ama çeki aldığım gibi gidip o elbiseyi satın almıştım.
İyi ki de almışım!
Yoksa bugün ne giyecektim acaba?
Gerçi biraz fazla mı abartılı olmuştu?
Ama canım, ilk kez lüks bir mekânda yemek yiyecektim. Biraz abartı olsun, ne olacak?
Kendi kendime gülümseyerek Şanslı’ya döndüm.
“Nasıl olmuşum, prensim?”
“Hav hav hav!”
“Bunu beğendiğini düşünüyorum.”
“Hav!”
Tam o sırada dışarıdan bir korna sesi geldi.
Herhalde Demir Bey’di.
Hemen çantamı alıp evden çıktım. Ve evet…
Demir Bey’in arabasıydı.
Onu daha fazla bekletmeden hemen arka koltuğa yöneldim ama o sırada önde oturduğunu fark ettim. Ben de mecburen ön koltuğa geçtim.
Oturur oturmaz eteğimi düzeltmeye başladım.
Kısa olduğu için istemsizce yukarı doğru çekilmişti ve şimdi daha da kısa görünüyordu.
Acaba bunu giymesem miydi?
İlk kez kısa bir elbise giyiyordum ve bu galiba son olacaktı.
Tam kendi kendime söylenirken Demir Bey konuşmaya başladı.
Demir:
“Orada ne olursa olsun araya girme.”
Bunları söylerken bana bile bakmıyordu.
Bir anda donup kaldım.
Ne oluyordu yahu?
Ben niye araya gireyim ki?
Zaten kimsenin konuşmasına karışacak hâlim yoktu.
Demir:
“Bak.”
İlk kez bana gerçekten baktı.
Ve…
Bir anda sustu.
“Bir şey mi oldu, Demir Bey?”
Demir Bey beni aşağıdan yukarıya doğru süzdü ama tek kelime etmedi.
Gözleri bir anda eteğime kayınca istemsizce çantamı kucağıma alıp bacaklarımı örtmeye çalıştım.
Ama nafileydi.
Bu hareketimi fark etmişti.
Hemen gözlerini üzerimden çekip arabayı çalıştırdı.
“Demir Bey, bir şey diyordunuz.”
Demir Bey yan gözlerle bana baktı.
Nedense bir anda kasıldığını hissediyordum. Kaşları bana baktıkça çatılıyordu.
Acaba yüzümde bir şey mi vardı?
Yoksa elbisem mi kötü olmuştu?
Ya ne güzel gidip takım elbiselerinden birini giyseydin!
Şimdi adamı da utandıracağım.
Demir:
“Bu, sıradan bir iş yemeği değil. Aile içinde konuşulacak bazı meseleler var.”
Bir an ona baktım.
Aile içi mi?
Aile içiyse beni niye götürüyordu?
Ben ne alaka?
Demir:
“Onun için sen çok muhabbete girmezsen daha iyi olur.”
Kaşlarımı çattım.
“Demir Bey, aile içiyse benim gelmem biraz garip olmaz mı?”
Demir Bey’in eli direksiyonda bir an duraksadı.
Sonra yüzünü bana çevirdi.
Bu kez bakışlarında o alıştığım sertlik yoktu.
Sanki söyleyeceği şeyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.
“Garip olan ne?”
“Eee… Ailenizle konuşacaksınız. Ben neden orada olacağım?”
Demir Bey tekrar yola baktı.
“Çünkü…”
Sustu.
Ben merakla ona döndüm.
“Çünkü ne?”
Demir Bey derin bir nefes aldı.
Demir, sanki söyledikleri gayet normalmiş gibi sakince konuştu.
“Orada kız kardeşim de olacak, o yüzden.”
“Merve Hanım mı?”
Demir Bey sadece kafasını salladı.
Ama ben hâlâ hiçbir şey anlamamıştım. Bunun benimle ne alakası vardı ki? Uff… Keşke gelmeseydim. Acaba şimdi söylesem mi?
Bir süre düşündükten sonra dayanamayarak ona döndüm.
“Şey… Demir Bey, acaba ben gelmesem mi? Yani sonuçta bu bir aile toplantısı.”
Demir Bey, gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.
“Sana fikrini sormadım. Orada konuşma yeter.”
Yine öküzlüğü üstündeydi patronumun!
İçimden derin bir nefes aldım. Tamam, mavi… Sakin ol. Bir gün şu adamın şu tavırlarına alışacaksın. Gerçi… O günün geleceğinden pek emin değildim.
Bir anda Demir Bey ceketini çıkarmaya başladı.
Ben de şaşkın şaşkın ona baktım.
Herhâlde sıcaktan bunaldı, diye düşündüm.
Ama bir saniye sonra ceketini üzerime doğru fırlattı.
Evet.
Bildiğiniz fırlattı!
Şaşkınlıkla ceketi tuttum.
“Bu ne?”
Demir Bey, yüzünde en ufak bir ifade olmadan konuştu.
“Bacaklarını ört. Dikkatimi dağıtıyorsun.”
Ben mi?
Ne alaka ya?!
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sonra gözlerimi devirip ceketi hemen bacaklarımın üzerine serdim.
“Teşekkür ederim.”
Demir Bey hiçbir şey söylemedi. Sadece kafasını salladı.
Sonra ne o bana baktı ne de ben ona.
Arabanın içinde garip bir sessizlik oluşmuştu.
Yaklaşık yarım saat böyle geçti.
Sonunda araba yavaşlayarak durdu.
Demir Bey arabadan indi. Ben de hemen ardından indim.
Birlikte restorana doğru yürümeye başladık.
Ben hâlâ kafamda aynı soruyla ilerliyordum.
Bu aile toplantısında benim ne işim vardı ki?
Biz içeri girdiğimiz anda restoranın tam ortasında duran uzun masayı gördüm.
Masanın başında ise…
Savaş Karahan!
Bu adamın burada ne işi vardı ki?!
Savaş Karahan bizim şirketin baş düşmanlarından biri değil miydi?
Yanında hiç tanımadığım bir kadın oturuyordu. Ama kadın o kadar güzeldi ki… Gerçekten anlatamam. Güzelliği karşısında birkaç saniye öylece kaldım.
Kadının tam karşısında Merve Hanım, onun yanında ise Savaş Karahan’ın sağ kolu Mehmet abi oturuyordu.
Ben ise hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Burada ne oluyordu böyle?!
İstemsizce Demir Bey’in kolunu tuttum.
O da benim hareketimle bana döndü.
“Demir Bey… Savaş Karahan Bey burada.”
Demir Bey sanki dünyanın en normal şeyinden bahsediyormuş gibi cevap verdi.
“Evet.”
“Evet mi?”
Başka hiçbir şey söylemedi.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan kolumdan tuttu ve beni resmen çekiştire çekiştire masaya doğru sürüklemeye başladı.
“Demir Bey, bir dakika—”
Ama dinlemedi bile.
Masaya yaklaştıkça bedenimi buz gibi bir soğukluk kapladı.
Çünkü biz yaklaştıkça masadaki herkes bize bakmaya başlamıştı.
Yanlarına vardığımızda ise herkes ayağa kalkmıştı.
Herkes…
Sadece Savaş Karahan ve yanındaki o güzel kadın ayağa kalkmamıştı.
Demir Bey de inat mı ediyordu nedir bilmiyorum, gidip tam Savaş Karahan’ın önünde durdu.
Savaş Bey, bu hareket karşısında zoraki bir şekilde ayağa kalktı.
Ardından yanındaki kadın da ayağa kalktı.
Ben ise kadına bakakalmıştım.
Çünkü…
Gerçekten çok güzeldi.
Ama nedense yüzüne baktıkça içimde garip bir şeyler oluyordu.
Gözleri…
Bakışları…
Saçları…
İstemsizce ablamı hatırlatmıştı bana.
O kadar çok benziyordu ki…
Bir anda gözlerim dolmaya başladı.
Kadın bunu fark etmiş olacak ki hemen bana doğru yaklaştı.
“İyi misiniz?”
Kendini topla Mavi.
Şimdi değil.
Hemen gözlerimi kırpıştırdım.
“Şey… Pardon. Dalmışım.”
Kadın gülümsedi.
“Sorun değil. Ben Lavinia.”
Lavinia…
Aaa.
Kendi gibi ismi de güzeldi.
Tıpkı ablamınki gibi…
“Ben de Mavi.”
Tam o sırada Demir Bey’in sesi duyuldu.
“Artık oturalım.”
Bu adam gerçekten çok caniydi!
Lavinia, Demir Bey’e öyle bir bakış attı ki…
Sanki eline fırsat geçse onu oracıkta öldürecekti.
Ben de hemen Lavinia’nın boş olan yanındaki sandalyeye oturmak için hamle yaptım.
Ama ben oturamadan Demir Bey gelip benim oturacağım sandalyeye oturdu.
Ben öylece kaldım.
Garip…
Neyse.
Hemen yanındaki sandalyeye geçip oturdum.
Ama o sırada Savaş Bey’in gözlerinde gördüğüm o alevler yok mu?
Yoksa…
Yoksa burada bir aşk üçgeni mi vardı?!
İnanamıyorum!
İki düşman patron aynı kıza mı âşıktı?!
Aman Allah’ım!
Tam bu sırada Merve Hanım’ın sesiyle düşüncelerim bölündü.
“Senin burada ne işin var, Mavi?”
Haklıydı aslında.
Benim de hâlâ burada ne işim olduğunu bilmiyordum.
Ama Merve Hanım’a baktığımda bir an şaşırdım.
Güzeller güzeli Merve Hanım gitmiş…
Yerine resmen bir cadı gelmişti!
O kadar sinirli görünüyordu ki bana bakarken gözlerinden ateş çıkıyordu.
Ben tam açıklama yapacaktım ki Demir Bey benden önce konuştu.
“Ben istedim.”
Merve Hanım hemen abisine döndü.
“Ama abi…”
Tam o sırada Mehmet abi araya girdi.
“Hoş geldin, Mavi.”
Mehmet abiyi ben çok önceden tanıyordum.
Ben stajımı Savaş Karahan’ın şirketinde yapmıştım.
Aslında orada kalmayı çok istemiştim.
Ama benim geçmişimi ve kim olduğumu öğrenmelerini istemediğim için başka bir şirkete başvurmuştum.
Oradan ayrılırken de çok üzülmüştüm.
Savaş Bey’le hiç tanışmamıştık ama onun bana çok iyiliği dokunmuştu.
Mehmet abi ise bana her zaman çok iyi davranmıştı.
“Sağ ol abi. Siz de hoş geldiniz.”
Mehmet abi sadece kafasını salladı.
Bir anda herkes susmuştu.
Nedense ortamda buz gibi soğuk rüzgârlar esiyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Ben de ne yapacağımı bilemez hâlde etrafıma bakıyordum.
Sonunda Savaş Bey, eliyle garsonlara bir işaret verdi.
Garsonlar hemen menüleri dağıtmaya başladı.
Ben de önüme bırakılan menüyü elime aldım.
Ama…
Menü İngilizceydi.
İngilizceyi ben nereden bilecektim?!
Mal gibi menüye bakıp duruyordum.
Sonra etrafıma baktım.
Anlaşılan benim gibi bir kişi daha İngilizce bilmiyordu.
Lavinia da elindeki menüye boş boş bakıyordu.
Tam o sırada göz göze geldik.
İkimiz de istemsizce aynı anda gülümsedik.
Ama o an Savaş Bey’in Lavinia’ya baktığını gördüm.
Sonra Lavinia’nın bana baktığını fark etti.
Ve…
Savaş Bey’in bakışları bir anda bana döndü.
Eyvah!
Hemen başımı önüme eğip menüye baktım.
Hiçbir şey anlamasam bile fark etmezdi.
Çünkü Savaş Karahan’la göz göze gelmektense…
Çiğ tavuk bile yerim!
O kadar net!
Savaş Bey tek eliyle garsona işaret etti.
Garson hemen yanımıza geldi.
“Karar verdiniz mi efendim?”
Savaş Bey, yanındaki Lavinia’yı işaret ederek konuştu.
“Hanımefendiye Beef Wellington.”
Allah’ım!
Onu düşünmesi…
Ne sevip ne sevmediğini bilmesi…
Hem de hiç sormadan!
Allah’ım, bana da böyle birisini nasip et Yarabbim!
Ben daha içimden dua etmeye devam ederken Savaş Bey siparişini vermeye devam etti.
“Bana da Beef and Ale Pie. İçecek olarak da bana ve hanımefendiye Nyetimber 1086 Prestige Cuvée getirin.”
Garson hemen başını salladı.
“Tabii efendim.”
Sıra Demir Bey’e gelmişti.
“Sunday Roast. Yanında da viski olsun.”
“Tabii efendim.”
Ardından Merve Hanım siparişini verdi.
“Shepherd’s Pie olsun. Yanında da su.”
“Tabii efendim.”
Son olarak Mehmet abiye döndü.
“Fish and Chips olsun. Yanında da benim için su.”
“Tabii efendim.”
Garson siparişleri aldıktan sonra uzaklaşmak üzereydi ki Merve Hanım bir anda Mehmet abiye dönüp konuşmaya başladı.
“Alışkanlıklarından vazgeçmiyorum diyorsun hâlâ, öyle mi?”
Mehmet abi hafifçe gülümsedi.
“Sevdiğim şeyleri tekrar tekrar yapmak hoşuma gidiyor.”
OHA!
OHA OHA!
Buralar aşk koktu be!
Ben gözlerimi ikisinin arasında gezdirirken içimden bağırıyordum resmen.
Yoksa…
Yoksa burada bir şeyler mi vardı?!
Ben daha kendi kendime aşk dedektifliği yapmaya devam ederken garson en sonunda bana döndü.
“Peki ya siz, hanımefendi?”
Eyvah!
Ben nereden bileyim neyin ne olduğunu?!
Menü İngilizceydi!
Ben daha menüde ne yazdığını bile bilmiyordum ki!
“Şey… Ben…”
Tam o sırada Mehmet abi imdadıma yetişti.
“Yardım etmemi ister misin?”
Bir anda kurtarıcım ortaya çıkmıştı!
“ aslında çok—”
Ama cümlemi tamamlayamadan Demir Bey araya girdi.
“Hanımefendiye benimkinden aynısı.”
Bir anda sustum.
Demir Bey bana baktı.
“Ne içersin?”
Şaşkınlıkla ona baktım.
Çünkü…
Bu hareketi hiç beklemiyordum.
Demir Bey’in bana yardım etmesi de neydi şimdi?
“Şey… Şu olabilir.”
Elimle menüde rastgele bir yeri gösterdim.
Demir Bey hiç sorgulamadan garsona döndü.
“Duydun.”
Garson hemen başını salladı.
“Evet efendim. Hemen hazırlatıyoruz.”
Ben ise öylece Demir Bey’e bakıyordum.
Bu adam…
Az önce gerçekten benim için sipariş mi vermişti?
Yoksa ben mi yanlış anlamıştım?
Neyse Mavi…
Yine herkes sus pus olmuştu.
Tam beş dakika geçmişti ama hâlâ kimse konuşmuyordu.
Acaba sessizliği kim bozacaktı?
Ben ise masanın altında ayağımı hafifçe oynatıyordum.
Ayağımdaki topuklu ayakkabı nedense ayağımı acıtmaya başlamıştı.
Aslında dar değildi.
Evden çıkarken de hiç sıkmıyordu.
Eee, ne oluyordu şimdi bu ayakkabılara?!
Ben tam izin isteyip tuvalete gitmeyi düşünüyordum ki yemekler gelmeye başladı.
Bir anda herkesin yanında bir garson belirdi.
Vay be…
Zengin olmak bunu gerektiriyordu galiba.
Baksanıza şu servislere…
Konuşmalara…
Her şey ayrı bir havalıydı.
Ben ise önümdeki yemeğe bakıyordum.
Hakkını yemeyeyim, gerçekten güzel görünüyordu.
Ama bir sorun vardı.
Ben bununla doymazdım ki!
Hatta hiç doymazdım!
İçimden tabağa bakarak söylendim.
Bu ne be böyle?!
Umarım tatlı da yerlerdi.
Belki o çok gelirdi.
Neyse…
Herkes yemeğine başlamıştı.
Ben de ne yapacağımı bilemeden etrafıma bakıyordum.
Sonra gözüm Demir Bey’e kaydı.
Nasıl yiyordu acaba?
O da çatal ve bıçak kullanıyordu.
Ben hemen onun ellerine baktım.
Çatalı nasıl tutuyor?
Bıçağı nasıl kullanıyor?
Allah’ım, bu ne zor işti böyle?!
Demir Bey’in çatalı nasıl tuttuğuna bakarak ben de aynısını yapmaya başladım.
O nasıl yiyorsa ben de öyle yiyecektim.
Ne yapayım?
Bilmediğim şeyi bakarak öğreniyordum işte!
Bir süre sonra yemeğin tadına baktım.
Aslında…
Fena değildi.
Hatta güzeldi.
Tam o sırada önümdeki bardağa baktım.
İçinde kırmızı bir sıvı vardı.
Herhâlde kırmızı şaraptı.
Ben de herkesin yaptığını yaparak bardağı elime aldım.
Bir yudum içtim.
Ve…
İçmez olaydım!
Bu neydi böyle?!
Çok acıydı!
Yüzümü buruşturarak bardağı hemen masaya bıraktım.
Bu ne be böyle?!
Sanki ağzımın içini yakmıştı!
Hemen su bardağına uzanıp arka arkaya su içmeye başladım.
Bir yudum…
İki yudum…
Üç yudum!
Sanki biraz önce zehir içmişim gibi suya saldırıyordum.
Ben böyle uğraşırken karşımdaki Demir Bey’in bana baktığını fark etmedim bile.
Ama…
Masadaki bir çift göz bu hâlimi çoktan fark etmişti.
İstemsizce gözlerim Demir Bey’in gözleriyle birleşti.
Tam o sırada Mehmet abi konuştu.
“Demir, bak… Yedik, içtik. Artık konuşsak mı?”
Demir Bey de başını hafifçe salladı.
“Bence de. Artık bu konunun sonuca bağlanması lazım.”
Herhâlde burası bayağı karışacak gibiydi.
Merve Hanım bir anda konuşmaya başladı.
“Abi… Ben Mehmet’i seviyorum. Lütfen böyle davranma bize.”
OHA!
Merve Hanım Mehmet abiyi mi seviyordu?!
Ben şok!
Demir Bey’in yüzü bir anda ciddileşti.
“Babama ne demeyi düşünüyorsun?”
Merve Hanım’ın yüzü düştü.
“Bilmiyorum.”
Mehmet abi hemen araya girdi.
“Bunu biz ikimiz konuşamayız. Sen orası için merak etme. Şu an lütfen onun yanında ol. Şu an en çok sana ihtiyacı var.”
Bayağı iyi konuştun be Mehmet abi!
Adam resmen kalpten konuşmuştu.
Ama Demir Bey yine Demir Bey’liğini yaptı.
“Bana değil, sana ihtiyacı var.”
Gıcık!
Ne olacaktı?
Kalpsiz!
Merve Hanım abisine döndü.
“Abi, bak… Lütfen. Seni kaybetmek istemiyorum. Ya senden bu zamana kadar ne istedim? Hiçbir şey. Şu an senden sadece bir şans istiyorum. Lütfen.”
Demir Bey’in yüzündeki sert ifade biraz olsun yumuşadı.
İstemsizce de olsa başını salladı.
Çünkü…
Bazı aşkların önünde kimse duramazdı.
Ben onların gözlerinde bunu görebiliyordum.
Merve Hanım’ın gözleri parladı.
“Abii!”
Hemen oturduğu yerden kalkıp abisine sarılmak için hamle yaptı.
Demir Bey de ayağa kalkıp kardeşine sarıldı.
Ayyy…
Bu tatlılığa bağlanması çok güzel bir şeydi!
Bir süre sonra ayrıldılar.
Merve Hanım bu sefer Mehmet abiye sarılmak için hamle yaptı.
Ama Demir Bey hemen araya girdi.
“O kadar da değil.”
Merve Hanım bir anda durdu.
Mehmet abiyle göz göze geldiler.
İkisi de gülmeye başladı.
Ben de istemsizce gülümsedim.
Sonunda herkes tekrar yerine oturdu.
Demir Bey, Merve Hanım’a döndü.
“Babamı sen bana bırak. Ben konuşurum.”
Merve Hanım biraz endişeli bir şekilde konuştu.
“Babam çok kızacak ama…”
Tam o sırada Savaş Bey söze girdi.
“Siz onu bana bırakın. Murat’la ben konuşurum.”
Demir Bey hemen Savaş Bey’e döndü.
“Sana ne oluyor lan?”
Savaş Bey’in yüzü bir anda değişti.
“Bak kelimelerine dikkat et. Yoksa kafan yerinde—”
Savaş Bey’in cümlesi yarıda kaldı.
Ben de istemsizce ona doğru dondum gerçekten ne olmuş olabilir ki bir anda sustu ya
Ceset görmüştür yada hortlak ama bir dakika onlar ceset görse şaşırmaz ki sonuçta cesetleri yapanlar onlar istemsizçe gözüm onun eline kaydı.
Lavinia…
Lavinia, Savaş Bey’in elini tutuyordu.
Savaş Karahan’ın elini…
Bir kadın mı durdurmuştu?
Şaşkınlıkla Lavinia’ya baktım.
Sonra tekrar Savaş Bey’e…
Demir Bey ise hiçbir şeyden habersiz Savaş Bey’i kışkırtmaya devam ediyordu.
“Devam etsene, Savaş Karahan. Ne oldu? Korktun mu?”
Allah’ım!
Bu adam gerçekten kavga çıkarmaya çalışıyordu!
Ben ise daha fazla dayanamadım.
İçimden bir ses, Mavi, şimdi müdahale etmezsen birazdan burada cinayet işlenecek, diyordu.
Ben de hiç düşünmeden araya girdim.
“Demir Bey…”
Demir Bey kaşlarını çatarak bana döndü.
“Ne?”
“Benim tuvalete gitmem gerekiyor.”
…
Sessizlik.
Herkes bana baktı.
Ben de o an ne yaptığımı fark ettim.
Ben bunu gerçekten herkesin içinde, hem de yüksek sesle mi söylemiştim?!
Ya ben ne yaptım?!
Ortamı yumuşatmak için kendimi resmen ortaya mı attım?!
Bir an yerin dibine girmek istedim.
Demir Bey kaşlarını kaldırdı.
“Ne?”
Rezilsin mavi rezillll
