25. bölüm · Lavinia
24.Bölüm
Güneş yavaş yavaş batmaya yaklaşırken odanın içi turuncuya çalan bir ışıkla dolmuştu. Pencereden süzülen o loş ışık nedense içimi garip bir şekilde sıkıyordu. Bu evde geçirdiğim her gün biraz daha ağır gelmeye başlamıştı.
Ama bu sefer farklı olacaktı.
Ben bu sefer ona karşı daha iyimser olarak gideceğim. Burada kalacağım belli ve kendime burayı cehennem yapmama gerek yok. En azından onunla gün içinde çok yüz yüze gelmezsem hiçbir şey olmaz.
İç ses “sen yine kendini kandır…”
“Sus,” diye mırıldandım.
Derin bir nefes alıp odadan çıktım. Koridor her zamanki gibi sessizdi. Bu evin sessizliği bile insanın üstüne üstüne geliyordu sanki.
Adımlarım istemsizce yavaşladı.
İç ses “geri dönmek için hâlâ vaktin var.”
“Hayır.”
Artık kaçmak istemiyordum. Sürekli ondan kaçmak hiçbir şeyi çözmeyecekti.
Çalışma odasının kapısının önüne geldiğimde birkaç saniye durdum. Elimi kaldırdım ama kapıyı çalmadan önce tereddüt ettim.
Kalbim gereksiz yere hızlanıyordu.
İç ses “sanki savaşa gidiyorsun.”
“Zaten gidiyorum,” diye fısıldadım.
Ve kapıyı çaldım.
Ses yok.
Bir kez daha çaldım.
Yine ses yok.
Kaşlarımı çattım. İçeride değil mi yoksa?
Kapıyı yavaşça araladım ve içeri girdim.
“Savaş bey…”
Ses yok.
Gözlerim odanın içinde dolaştı ve onu gördüm.
Çalışma masasının başında, kafasını kollarının arasına koymuş, olduğu yerde uyuyakalmıştı.
Bir an durdum.
Bu hali… beklediğim gibi değildi.
Daha… savunmasız görünüyordu.
Acaba onu uyandırsam mı? En azından gidip yatağında uyur…
Yavaş adımlarla yanına yaklaştım. Ne kadar yaklaşsam da uyanmadı.
Yüzüne baktım.
Çok masum uyuyordu.
İnsan inanmak istemiyor ama böyle bakınca da çok kötü birine benzemiyor… aksine oldukça masummuş gibi geliyor.
İç ses “kanma.”
Elimi yavaşça kaldırdım. Kolundan sarsacaktım ki—
Bir anda gözlerini açtı.
Ne olduğunu anlamadan kolumu yakaladı ve beni sertçe duvara yapıştırdı.
Manyak!
Savaş “Ne yapıyorsun?”
“Asıl sen ne yapıyorsun ya!”
“Sizi uyandıran insana böyle mi davranılır, Savaş bey?”
Savaş “Sana kim dedi gel beni uyandır diye?”
“Bakın Savaş bey, ben sizinle konuşmak için gelmiştim ama sizi böyle… yani uyuyor görünce odanızda daha rahat uyursunuz diye düşündüm.”
Savaş “Senin ne haddine beni düşünmek?”
Bu adam ne zaman dinlemeyi öğrenecek… çok yazık, çok.
“Bakın ben buraya sizinle tartışmaya gelmedim. Ben buraya… siz ne isterseniz öyle olsun demeye geldim.”
Devamını getiremedim. Adam bir santim bile oynamamıştı yerinden.
“Şey… biraz geri gider misiniz?”
Gözlerini çatmış bana bakıyordu. Ne var dediğim şeyde? Geri gitsin işte, dibimde bitiyor her defasında. Tamam, güzel kokuyor… beni mest ediyor ama bunu onun bilmesine gerek yok.
İç ses “ama hoşuna gidiyor.”
“Hayır gitmiyor.”
İç ses “kendi kendine yalan söylemek tuhafmış.”
“Salak iç ses…”
Savaş “Ne?”
