55. bölüm / 101
Lavinia52.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 52.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime · Okuduğun bölüm
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aynada kendimi baştan aşağı süzdüm. Üzerimde siyah, uzun kollu pijama takımım vardı. Altına da takımın şortunu giymiştim. Aslında fena görünmüyordum.
Belki biraz kilo almış gibiydim.
İç ses: “Her gün börek, makarna, sarma yersen tabii kilo alırsın.”
Ama Ayşe Sultan çok güzel yapıyordu. Yemeyince de üzülüyordu.
İç ses: “Her gün hepsinden üçer tabak yemek de biraz fazla değil mi?”
Var ki yiyoruz, sana ne!
Onu duymazdan gelip elimdeki dudak parlatıcısını sürdüm.
İç ses: “Bari kırmızı ruj sür de Zeus’un ilgisini çek.”
Kırmızı mı?
İç ses: “Ben ilgisini çek dedim, sen kırmızıya mı takıldın? Yoksa gerçekten abayı mı yaktın?”
“Hayır!” diye mırıldandım. Hemen dudaklarımdaki parlatıcıyı siliverdim. “Öyle bir şey yok.”
İç ses: “He he, tamam.”
“Bana bak!”
İç ses: “Hadi çık artık. Adamı çok bekletme.”
“Uffff…”
Odamdan çıktım. Nedense adımlarım yavaştı. Kalbim yine deli gibi çarpmaya başlamıştı.
İç ses: “Buna aşk denir kızım.”
“Ben ona aşık falan değilim.”
Koridoru geçip Savaş Bey’in çalışma odasının kapısına geldim. Kapının önünde birkaç saniye dikildim.
Nefes al…
Ver…
Al…
Ver…
İç ses: “Yeter bu kadar nefes egzersizi. Çal şu kapıyı.”
“Tamam ya, dur biraz. Gerginim.”
İç ses: “Bu sefer geç kaldığın için kızacak.”
“Bak, bunda haklısın.”
İç ses: “Ben zaten her zaman haklıyım.”
“He he…”
Elimi kaldırıp kapıya vurdum.
Tak tak…
Ses yok.
Bir daha.
Tak tak…
Yine ses yok.
“Savaş Bey? Ben… Lavinia. Gelebilir miyim?”
İç ses: “Gerçekten mi? Bir de soyadını söyleseydin.”
“Ne var bunda?”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
İç ses: “Buna gerçekten cevap verecek kapasiten kalmadı.”
“Uf… Bu adam niye ses vermiyor ki?”
İç ses: “Gir bak.”
“Dan diye mi?”
İç ses: “Evet, dan diye.”
Derin bir nefes aldım ve kapıyı açıp başımı içeri uzattım.
Kimse yoktu.
“Allah Allah…”
Odanın içinde göz gezdirdim ama Savaş Bey ortalarda görünmüyordu.
“Bu adam beni odasına çağırmadı mı?”
İç ses: “Salak mısın gerçekten? Sana çalışma odasına gel demedi ki.”
“Ne?”
İç ses: “Kendi odasına çağırdı.”
“Neee?!”
Bir anda olduğum yerde kaldım.
“Ben gitmem onun odasına! Hem de bu saatte…”
İç ses: “Gitmeme gibi bir lüksün yok canım.”
“Ama…”
İç ses: “Ama, fakat yok. Hadi yürümeye başla.”
İstemeye istemeye koridorda ilerlemeye başladım. Kalbim her adımda biraz daha hızlanıyordu.
Acaba beni neden odasına çağırmıştı?
İç ses: “Bu sefer gerçekten ben de bilmiyorum.”
Acaba bana bir şey yapar mıydı?
“Yok yok ya… Etrafında o kadar kız vardır.”
İç ses: “Yani…”
“Ne yani?”
İç ses: “Bir şey demek istemiyorum ama benim aklıma çok tuhaf şeyler geliyor.”
“Hayır! Hayır! Ben onu mu kastettim sanki?”
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
“Lavi, ne kastettin?”
Yerimde sıçrayarak döndüm.
“Mehmet Abi!”
Mehmet Abi bana hafifçe gülümsedi.
“Lavi…”
“Şey… Mehmet Abi… Ben şey için şey yaptım ama sonra şey olunca ben de şey dedim…”
Mehmet Abi elini kaldırıp beni susturdu.
“Tamam, tamam. Sakin ol.”
Utançtan yüzümün alev aldığını hissediyordum. Gerçekten rezil olmuştum. Yer yarılsa da içine girsem diye düşünüyordum.
Mehmet Abi gülümseyerek başıyla kapıyı işaret etti.
“İstersen gir artık.”
“Neden?”
Sorumu duyunca şaşırmış gibi yüzüme baktı.
“Onun kapısının önündesin ya Lavi. Herhalde Savaş’a geldin diye düşündüm.”
Bir an duraksadım.
Haklıydı aslında.
Mehmet Abi zaten onun odasından çıkmıştı ve beni kapının önünde görünce doğal olarak yanlış anlamış olabilirdi.
İç ses: “Bu saatte bekar bir adamın odasının önündesin. Biraz anlamıştır yani.”
“Ne?”
Bir açıklama yapmam gerekiyordu.
“Mehmet Abi, yanlış anladın. Savaş Bey beni çağırdı. Ben çalışma odasına çağırdığını sandım ama orada yoktu. O yüzden buraya geldim. Yoksa başka bir şey için değil.”
Mehmet Abi önce şaşırdı, sonra yüzündeki ifade yumuşadı.
Koluma hafifçe vurdu.
“İyi geceler Lavi.”
Sonra kendi kendine mırıldanır gibi ekledi:
“Allah Savaş’a yardım etsin diyeceğim ama… Ona da senin gibi biri lazımdı.”
“Efendim?”
Fakat Mehmet Abi cevap vermedi. Koridorda uzaklaşıp gözden kayboldu.
Ne demek istemişti ki?
Tam bunu düşünürken içeriden derin ve tok bir ses geldi.
“Artık girsen mi içeri?”
Bir an irkildim.
Savaş Bey.
Ama içeride başka biri yoktu ki…
“Lavi, artık girsen mi şu odaya?”
Gözlerim büyüdü.
Bana sesleniyordu.
İç ses: “Sen gerçekten umutsuz vakasın.”
Hemen kapıyı açıp içeri girdim.
Fakat içeri adımımı atar atmaz nefesim kesildi.
Savaş Bey yatağın başlığına yaslanmış oturuyordu. Üzerinde yine tişört yoktu. Bir bacağı yatağın üzerindeydi, diğeri yere uzanıyordu.
Karnındaki sargılar hâlâ duruyordu.
Ama…
Bir dakika.
Sargılar neden kan içindeydi?
Panikle yanına koştum.
“Savaş Bey! Karnınız kanıyor!”
Savaş Bey sakin bir ifadeyle aşağı baktı.
“Sakin ol Lavi. Çoktan kanamış. Ben bile fark etmedim.”
“Ya yaranız açıldıysa? Hastaneye gitmeniz lazım.”
“Hafifçe baktım. Yarada bir şey yok. Sadece sargının değişmesi gerekiyor.”
“Tamam, ben hemen Eda Hanım’ı arayayım.”
Telefonumu almak için dönmüştüm ki bileğimden tutulduğumu hissettim.
Bir anda durdum.
Savaş Bey kolumu bırakmadan bana baktı.
“Gerek yok.”
Şaşkınlıkla gözlerini izledim.
“Ne için?”
“Seni bunun için çağırdım.”
“Nasıl yani?”
Savaş Bey kaşlarını kaldırdı.
“Sargımı sen değiştireceksin.”
Bir an donup kaldım.
“Ben mi?”
Kalbim yine hızlanmaya başlamıştı.
Çünkü o an anladım ki gecenin geri kalanı sandığımdan çok daha zor geçecekti.
“Ben… ben yapamam Savaş Bey.”
Savaş Bey hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
“Ben yapar mısın diye sormadım.”
“Ama bakın, ben gerçekten anlamam. Canınızı yakarım.”
Bir anda yüzündeki sert ifade yumuşamıştı.
“Sen mi canımı yakacaksın?”
Bu beni küçümsemek miydi şimdi?
“Evet!”
Nedense sinirlenmiştim. Onu düşündüğüm için endişeleniyordum ama o benimle dalga geçiyormuş gibi davranıyordu.
Savaş Bey gözlerini bana dikti.
“Emin ol, kimse senin o bakışların kadar yakamaz.”
Bir an afalladım.
Bu şimdi iltifat mıydı?
Yoksa başka bir anlamı mı vardı?
“Neyse,” dedi sonunda. “Kan tamamen kurumadan temizleyelim.”
İstemsizce başımı salladım.
Savaş Bey ayaklarını toparlayıp yatakta bana yer açtı.
“Şey… İlk yardım çantasını getireyim.”
Sessizce başını salladı.
Hemen banyoya gidip çantayı aldım ve geri döndüm. Yanına gelince ayakta dikilmeye başladım.
Savaş Bey gözlerini üzerimden çekmeden,
“Otur.”
dedi.
Bu adam emir vermeye ne kadar meraklıydı.
İç sesim hemen atıldı.
“Adam kral sonuçta.”
“Hemen savun sen de.”
“Laviiii…”
Bu sefer sesi daha sert çıkmıştı.
İrkilip hemen yatağa oturdum.
“Bana bak,” dedi. “Benim yanımdayken o iç sesinle konuşmayacaksın.”
“Ne?”
Şaşkınlıkla ona baktım.
Nereden biliyordu?
İç sesimle konuştuğumu nasıl anlamıştı?
İç ses hemen söylenmeye başladı.
“Bu adama sinir oldum. Benimle senin arana nasıl girer?”
Savaş Bey gözlerini kıstı.
“Bak, yine onunla konuşuyorsun.”
Bir an donup kaldım.
“Ve bu hiç hoşuma gitmiyor.”
“Ne alaka?”
“Benimleyken sadece benimle ilgilen.”
Kaşlarım havaya kalktı.
“Savaş Bey, siz iyi misiniz? Ateşiniz falan mı var?”
Ters ters bakmaya devam etti.
Gerçekten manyaktı.
Daha fazla konuşmadan işime odaklandım.
Yatağın üzerinde biraz daha ona yaklaşıp sargıyı çözmeye başladım.
İlk katlar kolay açıldı.
Ama son kısımlar iyice kurumuştu.
Canını yakmaktan korkuyordum.
Bu yüzden olabildiğince dikkatli davrandım.
Sonunda son katı da açmayı başardım.
“Sonunda bitti.”
Rahatlamıştım.
Gülümseyerek başımı kaldırdım.
Tam o sırada göz göze geldik.
Savaş Bey bütün bu süre boyunca bana bakıyormuş.
Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Yakından baktığım için yanağındaki gamzeyi bile görebiliyordum.
Bir an aklımdan istemsiz bir düşünce geçti.
“Keşke dokunsam…”
Savaş Bey’in kaşları çatıldı.
“Neye?”
Gözlerim büyüdü.
“Yok artık…”
Söylediğim şeyi sesli mi söylemiştim?
Savaş Bey başını hafifçe salladı.
Yüzündeki gülümseme büyüdü.
O an koca adam değil de yaramaz bir çocuk gibi görünmüştü.
Bir an içimden geçen düşünceyle nefesim tutuldu.
Onu öpesim gelmişti.
İç sesim resmen çığlık attı.
“Oha! Kendine gel Lavinia!”
Bir anda paniğe kapıldım.
“Ben… ben yarayı temizleyeyim.”
“Sar.”
Yine emir.
Derin bir nefes alıp yarayı dikkatlice temizledim.
Sonra yeni sargıyı hazırlamaya başladım.
Ama saçlarım sürekli yüzüme düşüyordu.
Kaç kere geriye attım bilmiyordum.
Tam yine düzeltmeye çalışırken Savaş Bey konuştu.
“Bekle.”
Başımı kaldırdım.
Hiçbir şey demeden elini uzattı.
Yüzüme düşen saç tutamını kulağımın arkasına yerleştirdi.
Parmakları saçlarımdan çekildiğinde içimde garip bir boşluk oluştu.
Sanki o dokunuşun bitmesini istememiştim.
“Teşekkür ederim.”
Gözlerimi hemen kaçırıp işime döndüm.
Kalbim yine hızlı hızlı atıyordu.
Birkaç dakika sonra sargıyı bitirdim.
“Bitti.”
Savaş Bey aşağı baktı.
Sonra bana döndü.
“Bak, yapabiliyormuşsun.”
İstemsizce gülümsedim.
“Evet, yapabiliyormuşum.”
Bir an duraksadım.
“Ama bir daha yaralanmayın.”
Bu kez onun yüzündeki gülümseme biraz daha yumuşadı.
“Bu benim elimde olan bir şey değil.”
“Yine de dikkat edin.”
Savaş Bey birkaç saniye bana baktı.
Öyle uzun baktı ki gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım.
“Neden?”
“Neden ne?”
“Neden bu kadar önemsiyorsun beni, Lavinia?”
Kalbim bir anda duracak gibi oldu.
Odayı derin bir sessizlik kapladı.
Ne diyeceğimi bilmiyordum.
Çünkü cevabı ben de bilmiyordum.
Ya da biliyordum da söylemeye cesaret edemiyordum.
İç sesim bile ilk defa susmuştu.
Savaş Bey gözlerini gözlerimden ayırmadan bekliyordu.
Ben ise nefes almakta bile zorlanıyordum.
Bölüm etkileşimi
