48. bölüm · Lavinia
45.Bölüm
LAVİNYA AĞZINDAN
"Bu kitap da sarmadı ya," diye mırıldandım kendi kendime. "Acaba Fikret odaya girmeseydi ne olurdu?" İç sesim anında araya girdi: Öpüşürdünüz. Bir anda ciddileştim. "Ne? Hayır, öyle şey mi olur? Sadece konuşuyorduk ve..." He he, tamam tamam. "Bak bana iç ses, seni bir sustururum görürsün!" Benim daha lafım bitmeden telefonum titremeye başladı. Arayan Damla’ydı. Hiç düşünmeden hemen açtım. "Alooo!" diye bağırdı Damla. Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım. Iyy, niye bu kadar bağırıyordu ki? "Sen niye beni aramıyorsun? Niye mesajlarıma dönmüyorsun? Deli misin sen, ha? Cevap versene!" "Bir sussan cevap vereceğim ya." "Ne? Ne? Utanmadan bir de bana kızıyor musun? Senin buna hakkın yok!" "Ama..." "Sus, konuşma terbiyesiz! Nasıl benim aramalarıma bakmazsın, mesajlarımı okumazsın? Sen önceden hiç böyle değildin!" İç sesim yine durmadı: Çünkü önceden doğru düzgün bir arkadaşın bile yoktu. "Damloş, sakin olur musun? Ben burada hani... Kaçırıldım ya!" Damla’nın sesi bir anda endişeyle titredi. "Ne? Ne? Hani iyiydin, kötü davranmıyorlardı sana? Hemen polisi—" Daha fazla paniklemesine izin vermeden sözünü kestim. "İyiyim ben Damla, onu demek istemedim. Ama sürekli de telefona bakamazdım ya. Sonuçta burada çalışıyorum, işim geç bitiyor ve hemen uyuyorum." Damla’nın sesi kesilmişti. Acaba çok mu sert konuşmuştum? Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, "Özür dilerim," dedi fısıldar gibi. "Ama seni çok merak ediyorum."
"Biliyorum canım, haklısın." Damla, "Tamam neyse, nasılsın, iyi misin? Yarın hafta sonu, herhalde çalışmıyorsunuzdur o gün de," dedi. Aslında bilmiyordum, ben bunları hiç konuşmamıştım ki. "Bilmiyorum ki," dedim. Damla şaşırarak, "Nasıl bilmiyorsun?" diye sordu. "Hiç sormadım ki. Sen herhalde unutuyorsun, ben bu işe normal bir şekilde mi başladım? Adam beni öldürecek sandım. Şükredeceğine bir de izin diyorsun." Damla ağzından düşünür gibi sesler çıkarıyordu. "Aslında evet, haklısın ama ne bileyim, her gün orada kalmak zorunda değilsin ya." "Zorundayım Damla, zorundayım... Babam yüzünden." Cümlemin son kısmı fısıltı gibi, çok sessiz çıkmıştı. Hep babam yüzünden bu haldeydim, bu evdeydim. Damla, "Baba demişken, babanı gördüm. Bizim sokağın başındaydı," dedi. Nedense içimi garip bir heyecan kaplamıştı. "Peki, nasıldı?" diye sordum. Damla öfkeyle, "Ne nasıldı Lavi? Dalga mı geçiyorsun? Sakın bana o şerefsizi önemsediğini söyleme lütfen! Unutma, o adam yüzünden ölecektin sen," dedi. Haklıydı. Onun için sadece sustum, hiçbir şey demedim. Haklıydı... Babam benim katilimle anlaşma yapmıştı ama ben hâlâ onu önemsiyordum. Bu çok saçmaydı ama ben katilime aşıktım…
ç sesim akıl verdi: Sabah olunca hemen git Savaş'a söyle. Arkadaşının seni merak ettiğini ve buraya, seni görmeye geleceğini anlat. "Bence de," diye onayladım onu içimden. "Hemen gidip konuşacağım." İç sesim alaycı bir tonla araya girdi: Sende de bir bahane olsun yeter, hemen adamı görmek için can atıyorsun zaten. "Ne bahanesi be! Ben sadece..." He he canım. Ben sana sabah dedim, şimdi mi git dedim? "Sen Damloş'u tanımıyor musun? O sabahın köründe kapıda biter!" Doğru, senin arkadaşının deli olduğunu bir an unuttum. "Uf, uğraşamayacağım seninle."
Yataktan çıkıp onun odasına doğru yürüdüm. Saat bire geliyordu, acaba uyumuş mudur ki? İç sesim yine araya girdi: Bunu buraya gelmeden önce düşünecektin canım. "O zaman bir kere tıklatırım, eğer ses gelmiyorsa içeri girmem." Tamam, dene o zaman.
Kapıyı hafifçe tıklattım ama ses gelmedi. Ses gelmedi işte, bırak da adam uyusun, dedi iç sesim. Onu dinlemeden bu sefer daha sert vurdum kapıya. Hani bir kere vuracaktın?
İçeriden Savaş'ın sesi yükseldi: "GİR!"
"Sesi duydun mu canım?" diyerek iç sesime nispet yaptım ve vakit kaybetmeden içeri girdim. Girmemle birlikte orada donup kaldım. Eda oradaydı, hem de yarı çıplak bir şekilde! Yani tamamen çıplak değildi ama üstünde sadece beyaz bir gömlek vardı, onun da kıza bol geldiği her halinden belliydi. Masanın üstüne oturmuş, Savaş’ın tam önündeydi. Savaş Bey'in ise üstünde hiçbir şey yoktu; sadece benim sardığım sargı bezi duruyordu göğsünde. Bu neydi şimdi be?
Savaş, her şey çok normalmiş gibi, "Bir şey mi oldu?" diye sordu. Bana bir şey mi oldu diyor, manyak herif! Müsait değilsen niye "gir" diyorsun ki o zaman?
Şey için gelmiştim ben de...”
Savaş, “Ne için?” diye sordu.
Eda araya girdi: “Hadi söyle ne istiyorsan. Görmüyor musun işimiz var?” Bunu derken gözleri Savaş beydeydi. Terbiyesiz ne olacak! Savaş ise sadece bana bakıyordu.
Kaşlarını çatmış bir halde, “Bir sorun mu var?” dedi Savaş.
Eda bilmiş bir tavırla, “Ne olacak ki, yine gereksiz bahaneler canım," dedi. "Ben bunlara alışığım. Bizim evdeki hizmetçi de öyle; sürekli gereksiz izinler alıyor. Bunlar gibisine merhamet etmeyeceksin.”
Savaş’ın sesi buz kesti: “Kes sesini artık. Sana yorum yap ya da konuş dedim mi?”
İç sesim hemen devreye girdi: "Yürü be Zeus'um! O baklavalarına kurban be!" Iyy, bu nasıl bir iltifat be?
“Ama canım...” diye mırıldandı Eda.
Savaş, “Eda, saçma sapan cümleler kurup da canımı sıkma," diyerek sözünü kesti. "Bir daha da benim kıyafetlerimi izinsiz giyme, bu sana son uyarım. Şimdi de çık.”
Eda Hanım hemen dikleşip Savaş Bey'e dokunmak istedi ama Savaş’ın ters bakışları buna izin vermedi. O da yüzünü düşürdü. “Ben çıkayım, senin işin vardır. Sonra yine gelirim,” dedi. Odadan çıkarken bana öyle kötü bakıyordu ki anlatamam. Sanki Savaş Bey'e onu kovmasını ben söylemiştim!
Savaş, “İç sesinle konuşmayı bırak da ne istediğini söyle,” dedi.
Parmağımla kendimi göstererek, “Ben mi?” dedim.
“Yani, bu saatte odama geldiğine göre ya bir şey söylemek için geldin ya da bir şey vermek için. Hangisi?” Savaş bunu söylerken bana göz mü kırpmıştı?
İç sesim çığlık attı: "Ben bayılıyorum, tutmayın! Ya da dur, Zeus tutsun!"
“Şey, yanlış anladınız... Ben bir şey vermek için buraya gelmedim,” dedim. Ne saçmalıyorum Allah'ım?
Savaş’ın tek kaşı kalktı. “O zaman bir şey söyleyeceksin.”
“Evet, evet ama... Bir şey rica edebilir miyim?”
Savaş’ın kaşları bu sefer merakla çatıldı. "Söyle" der gibi bir işaret yaptı. Daha fazla dayanamayarak, bakışlarımı onun çıplak bedenine çevirdim ve elimle işaret ederek, “Üstünüze bir şey giyer misiniz?” dedim. Bunu söyledikten sonra yüzüne bile bakamadım, utancımdan yerin dibine girebilirdim.
Savaş'ın bu utangaçlığa nasıl bir tepki vereceğini çok merak ettim 🫢🫢
