Lavinia kitap kapağı

53. bölüm / 101

Lavinia

50.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yağmur Çimen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 101Şu an: 50.Bölüm
  1. 1 🦋🦋34 kelime
  2. 2 1 bölüm327 kelime
  3. 3 2 bölüm743 kelime
  4. 4 3 bölüm142 kelime
  5. 5 4 bölüm194 kelime
  6. 6 5 bölüm228 kelime
  7. 7 6 . Bölüm376 kelime
  8. 8 7 . Bölüm453 kelime
  9. 9 8 . Bölüm448 kelime
  10. 10 9.bölüm215 kelime
  11. 11 10.bölüm431 kelime
  12. 12 11.Bölüm436 kelime
  13. 13 12. Bölüm441 kelime
  14. 14 13.Bölüm358 kelime
  15. 15 14.bölüm465 kelime
  16. 16 15.bölüm210 kelime
  17. 17 16. Bölüm234 kelime
  18. 18 17.bölüm248 kelime
  19. 19 18.bölüm171 kelime
  20. 20 19.Bölüm239 kelime
  21. 21 20.Bölüm247 kelime
  22. 22 21.Bölüm304 kelime
  23. 23 22.bölüm525 kelime
  24. 24 23.Bölüm169 kelime
  25. 25 24.Bölüm400 kelime
  26. 26 25.Bölüm352 kelime
  27. 27 🦋🦋🦋22 kelime
  28. 28 26.Bölüm190 kelime
  29. 29 27.Bölüm304 kelime
  30. 30 28.Bölüm223 kelime
  31. 31 29.bölüm214 kelime
  32. 32 30.Bölüm465 kelime
  33. 33 31.Bölüm279 kelime
  34. 34 Kitap hakında26 kelime
  35. 35 32.Bölüm339 kelime
  36. 36 33.bölüm235 kelime
  37. 37 34.Bölüm348 kelime
  38. 38 35.Bölümm365 kelime
  39. 39 36.Bölüm640 kelime
  40. 40 37.Bölüm517 kelime
  41. 41 38.Bölüm267 kelime
  42. 42 39.Bölüm618 kelime
  43. 43 40.Bölüm702 kelime
  44. 44 41.Bölüm714 kelime
  45. 45 42.Bölüm814 kelime
  46. 46 43.Bölüm962 kelime
  47. 47 44.Bölüm777 kelime
  48. 48 45.Bölüm937 kelime
  49. 49 46.Bölüm1.101 kelime
  50. 50 47.bölüm867 kelime
  51. 51 48.Bölüm1.333 kelime
  52. 52 49.Bölüm1.039 kelime
  53. 53 50.Bölüm1.716 kelime · Okuduğun bölüm
  54. 54 51.Bölüm1.268 kelime
  55. 55 52.Bölüm1.339 kelime
  56. 56 53.Bölüm918 kelime
  57. 57 54.Bölüm1.284 kelime
  58. 58 55.Bölüm1.451 kelime
  59. 59 56.Bölüm1.667 kelime
  60. 60 57.bölüm842 kelime
  61. 61 58.bölüm1.492 kelime
  62. 62 59.Bölüm1.124 kelime
  63. 63 60.Bölüm1.331 kelime
  64. 64 61.Bölüm1.746 kelime
  65. 65 62.Bölüm2.260 kelime
  66. 66 63.Bölüm1.830 kelime
  67. 67 64.Bölüm775 kelime
  68. 68 65.Bölüm2.335 kelime
  69. 69 66.Bölüm1.901 kelime
  70. 70 67.bölüm1.962 kelime
  71. 71 68.bölüm2.398 kelime
  72. 72 69.bölüm1.070 kelime
  73. 73 70.bölüm999 kelime
  74. 74 71.bölüm870 kelime
  75. 75 72.bölüm1.110 kelime
  76. 76 73.bölüm1.494 kelime
  77. 77 74.bölüm1.129 kelime
  78. 78 75.bölüm1.754 kelime
  79. 79 76.bölüm1.683 kelime
  80. 80 77.bölüm2.366 kelime
  81. 81 78.Bölüm2.161 kelime
  82. 82 79.Bölüm1.439 kelime
  83. 83 80.bölüm2.683 kelime
  84. 84 81.bölüm2.156 kelime
  85. 85 82.bölüm2.701 kelime
  86. 86 83.bölüm1.718 kelime
  87. 87 84.bölüm2.915 kelime
  88. 88 85.bölüm1.297 kelime
  89. 89 86.Bölüm2.202 kelime
  90. 90 87.Bölüm2.450 kelime
  91. 91 88.bölüm1.271 kelime
  92. 92 89.bölüm907 kelime
  93. 93 90.Bölüm991 kelime
  94. 94 91.bölüm2.097 kelime
  95. 95 92.bölüm1.824 kelime
  96. 96 93.bölüm1.468 kelime
  97. 97 94.bölüm2.273 kelime
  98. 98 95.bölüm2.884 kelime
  99. 99 96.Bölüm1.625 kelime
  100. 100 96.Bölüm1.377 kelime
  101. 101 97.bölüm2.893 kelime

Savaş Bey’in sesiyle hemen ayağa kalktım. Neden kalktım diye sorarsanız, sonuçta patronum yani. Tabii kalkacağım.
İç ses: “Bari kendine yalan söyleme. Panik oldun, o yüzden.”
Savaş Bey: “Ayşe Sultan, biz çıkıyoruz. Akşama döneriz.”
Ayşe Sultan: “Tamam oğlum da kahvaltı etmedin.”
Savaş Bey: “Gerek yok, aç değilim.”
Tam Savaş Bey gidecekti ki dayanamayıp konuştum.
“Hiç aç karnına işe gitmek olur mu?”
Savaş Bey arkasını dönmüştü, o yüzden yüz ifadesini görememiştim.
Ayşe Sultan: “Haklısın kızım. Dur, iki dakikada sana bir sandviç hazırlayayım.”
Savaş Bey: “Gerek yok.”
O itiraz etmeden hemen lafa atladım.
“Dur sen Ayşe Sultan, ben yaparım.”
Savaş Bey: “Hızlı yap. Seni bekleyemem.”
Damla: “Bu kendini beğenmiş de kim?”
Ona bir şey demedim ama kolunu çimdikledim. Ya duyarsa? Vallahi onu da beni de öldürürdü.
Damla’yı boş verip hemen bir sandviç ekmeği aldım. İçine domates, peynir ve ayıklanmış siyah zeytin koydum. Nedense ben siyah zeytini çok severim; sandviçte olsun, pizzada olsun, poğaçada olsun fark etmez.
Savaş Bey: “Hadi, daha hazır değil mi?”
Savaş Bey’i duyar duymaz ellerimi hızlandırdım. Sandviçi bir kâğıda sarıp ona uzattım. O da sandiviç aldıktan sonra birşey diyer gibi oldu ama arkasını donup gitti.
Damla: “Öküz. Bir teşekkür eder insan.”
Hemen Damla’nın yanına gidip fısıldadım.
“Sus sen. Duyarsa kötü olur.”
Damla: “Ne kötü olacak be? Sanki bizi öldürecek.”
Omuz silkip yanına oturdum.
Damla: “Öldürür mü ki?”
“Neden olmasın?”
Ayşe Sultan: “Deli kızı korkutma öyle. Yok kızım, Savaş Bey öyle biri değildir. Sen bakma bu deliye.”
deyince ikisi de gülmeye başladı. Ben de onlara katıldım ama gerçekten öldürebilir yani.
İç ses: “Gerçek acı.”
Yani…
Biz Damla’yla her yeri topladıktan sonra Ayşe Sultan da bizi yalnız bırakmak için odasına gitti. Biz de çaylarımızı alıp bahçeye çıkmaya karar verdik. Bu sıralar yağmur çok yağıyordu ama bugün hava çok güzeldi. Biz de bari değerlendirelim dedik.
Damla: “Babam anlattığım gibi işte. Hâlâ aynı. İçip içip bir yerlerde sızıyor ya da evine gidiyor.”
“İyi…”
Damla: “Seni hiç aramadı değil mi bu zamana kadar?”
“Aramasına da gerek yok. Ben böyle daha iyiyim.”
Damla: “Değilsin. Nasıl iyi olabilirsin Lavi?”
“Ne dememi bekliyorsun? Çok acı çektiğimi, mutsuz olduğumu mu? Ya da dayak yediğim günleri mi anlatayım?”
Damla sustu.
“Susma lütfen. Beni düşündüğünü biliyorum.”
Damla hiç vakit kaybetmeden bana sarıldı. Ben de ona karşılık verdim ve konuşmaya devam ettim.
“Ama biliyor musun Damı?”
Hafifçe tebessüm ettim.
“Burada olmaktan çok keyif alıyorum. Çok mutluyum ve rahatım. Burada küfür yok, dayak yok. Ayşe Sultan var. Beni seven insanlar var. İlk defa bunu hissedebiliyorum.”
Damla: “Bunları duydum ya, o çeyrek mafyayı bile senin için sevebilirim Lavi.”
“Çeyrek mafya mı?”
Damla hiçbir şey demeden çayın yanındaki keki yedi.
“Hı hı.”
“O kim?”
Damla: “İsmini bilmiyorum. Söylemişti ama unuttum. Ben de ona bunu söylemeye karar verdim.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne zamandan beri?”
Damla: “Senin böreklerini yediğinden beri.”
“Fikret mi?”
Başka kim olabilirdi ki? Börek hırsızı. Bu ikinci olmuştu. Bunları ben ona sormayayım da kim sorsun?
Damla, çayından bir yudum aldıktan sonra bana baktı.
“Neden Mert’e soğuk davranıyorsun?”
Bir anda şaşırmıştım. Tamam, normalde Mert’in konusu elbette açılacaktı ama böyle pat diye sormasını beklemiyordum.
“Ben ona soğuk davranmıyorum, Damo. Sadece mesafe koyuyorum. O da bunu yanlış anlıyor.”
Damla kaşlarını çattı.
“Neden mesafe koyuyorsun ki? Sonuçta o da bizim dostumuz.”
Derin bir nefes aldım.
“Onun öyle düşündüğüne emin misin? Bak, ben onun mutlu olmasını çok istiyorum ama o kişi ben değilim.”
Damla bir şey demedi. Zaten ne diyebilirdi ki?
Mert’in konusunu kapatıp başka şeylerden konuşmaya başladık.
Bir süre sonra Damla yüzünde muzip bir ifadeyle bana döndü.
“Hani sen sabah bir adama sandviç yaptın ya…”
“Savaş Bey.”
“Evet evet, o. Seni babandan alan kişi o mu?”
“Evet.”
Damla birkaç saniye düşündü.
“Dışarıdan kötü biri gibi duruyor ama içi herhalde yumuşaktır.”
Ona sadece başımı sallamakla yetindim. Çünkü bana yaptıklarını anlatamazdım.
Damla sırıttı.
“Bu arada bayağı yakışıklıydı. Gözümden kaçmadı.”
İç ses: “Kaçacak gibi de değildi.”
“Kaçacak gibi de değildi yani…”
Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz gözlerim büyüdü.
Damla bana dönüp sırıtışını genişletti.
“Ne? Ne dedin sen? Yoksa hoşlanıyor musun?”
“Ne? Ben az önce onu sesli mi söyledim? Nalet olsun!”
Damla gülmeye başladı.
“Hayır, öyle demek istemedim. Yani adam yakışıklı, Allah var şimdi. Ama hoşlanmıyorum.”
Damla kaşlarını kaldırdı.
“Neden olmasın? Evli mi?”
“Hayır, evli değil.”
“O zaman sevgilisi vardır.”
“Bilmiyorum.”
Nedense bunu söylerken içimde tuhaf bir his oluşmuştu.
Damla ellerini havaya kaldırdı.
“Allah ayırsın o zaman, sana bağışlasın.”
“Tövbe tövbe!”
Damla omuz silkti.
“Ne var? Neden olmasın?”
Tam cevap verecekken içimi garip bir ürperti kapladı.
“Kuzum, üşüdün mü sen?”
“Biraz…”
“O zaman içeri geçelim. Hem benim de daha fazla geç olmadan gitmem lazım.”
Keşke hiç gitmeseydi.
“Tamam da eve nasıl gideceksin?”
Damla kahkaha attı.
“Bunu bana mı soruyorsun? Ben Damla’yım.”
“Tamam biliyorum da burası dağ evi. Buradan araba bile geçmiyor. Bekle, Savaş Bey’le konuşayım da biri seni bıraksın.”
“Yok yok, gerek yok. Ben hallederim.”
Bunu söyleyeceğini bildiğim için fazla üstelemedim.
“İyi o zaman. Gel, önce beraber yemek yiyelim.”
Damla’nın gözleri parladı.
“O zaman uzun makarna!”
“Evet, uzun makarna.”
“Ama uzun olacak.”
Gülmeye başladım. Çünkü Damla’nın en hassas konusu buydu. Kelebek makarna, fiyonk makarna falan asla yemezdi. Sadece uzun makarna.
“Kuzum, ben bir lavaboya gideyim. Nerede?”
“Merdivenlerden çık. En sondaki sol oda benim odam. Oradaki banyoyu kullanabilirsin.”
“Tamam canım.”
Damla yukarı çıkınca ben de hemen Savaş Bey’i aramaya karar verdim.
İç ses: “Hiç vakit kaybetmiyorsun.”
Ne alakası var? İşim vardı, o yüzden arıyordum.
Telefonumu çıkarıp Savaş Bey’in numarasına bastım.
Telefon çalıyordu…
Çalıyordu…
Çalıyordu…
Tam kapatacaktım ki açıldı.
“Alo.”
“Şey…”
“Şey mi?”
“Yani… benim, Savaş Bey.”
“Biliyorum.”
Bir an afalladım.
Nereden biliyordu?
“Şey… sizi Damla için aramıştım.”
“Sadede gel, Lavi.”
Lavi mi?
O bana gerçekten Lavi mi demişti?
“Damla eve gidecek de…”
“Onu Fikret bırakır.”
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.
Ne diyeceğimi söylemeden anlamıştı.
“Başka bir şey var mı?”
Tam cevap verecektim ki telefondan bir kadın sesi geldi.
“Ay Savaş canım, yaran açılmış.”
Bir anda irkildim.
İç ses: “Eda’nın sesi değil mi o?”
Eda mı?
Onun orada ne işi vardı?
“Lavinya.”
“Yok, yok. Bir şey yok.”
Panikle telefonu kapattım.
Allah’ım!
Ben ne yapmıştım?
Adamın yüzüne telefonu kapatmıştım resmen.
İç ses: “Bak, sana şaka yapıyorum sanma. Sakın ona âşık olayım deme, Lavi.”
“Biliyorum.”
Düşüncelerimi dağıtmak için mutfağa geçip makarnanın sosunu hazırlamaya başladım.
Aradan biraz zaman geçmişti ama Damla hâlâ aşağı inmemişti.
“Damla?”
Seslendim.
Cevap gelmedi.
“Damla!”
Yine ses yoktu.
Tam yukarı çıkacaktım ki Damla merdivenlerden inmeye başladı.
Ama yüzü kıpkırmızıydı.
Yanıma gelir gelmez gülümsedi.
“Uzun makarnam hazır mı?”
“Hazır da… sen iyi misin?”
“İyiyim. Neden?”
“Yüzün kıpkırmızı olmuş.”
Damla bir anda ellerini yanaklarına götürdü.
“Fondöten sürdüm ondandır.”
“Fondöten beyaz olmuyor mu? Ne alakası var?”
İç ses: “Bu da saf.”
Tam o sırada tanıdık bir ses duyuldu.
“Bana hani makarna?”
Fikret.
“Gel otur.”
Fikret hiç vakit kaybetmeden gelip Damla’nın tam karşısına oturdu.
Ama garip olan bir şey vardı.
Damla bir türlü Fikret’e bakmıyordu.
Fikret ise durmadan Damla’ya bakıyordu.
İç ses: “Acaba aralarında bir şey mi geçti?”
“Bilmiyorum ki, olabilir mi ki?”
İç ses: “Olur. Neden olmasın?”
Ben tabağı Fikret’in önüne koyduktan sonra hep birlikte yemeye başladık. Ancak Damla bir anda çatalını bırakıp ayağa kalktı.
“Ben bitirdim. Size afiyet olsun, ben artık gitsem daha iyi olacak.”
Ama tabağına baktığımda neredeyse hiç yemek yemediğini fark ettim. Bu çok garipti. Normalde Damo uzun makarnaya bayılırdı ve tabağında tek bir tel bile bırakmazdı.
Bu bir ilkti.
Ben de Fikret de aynı anda ayağa kalktık.
“Bekle iki dakika,” dedi Fikret. “Arabanın anahtarını alıp geliyorum.”
Damla hemen itiraz etti.
“Ne alaka ya? Ben kendim giderim.”
“Bunu sana sormadım.”
“Ben de sana gerek yok dedim.”
İç ses: “Nedense ikisinin arasında bir çekim varmış gibi hissediyorum.”
Sus ya.
Ortam daha fazla gerilmesin diye hemen araya girdim.
“Ben rica ettim, Damo. Seni bu saatte tek başına gönderemem. Savaş Bey’le konuştum, o da Fikret’i ayarladı. Lütfen.”
Ona yalvaran gözlerle baktım.
Damla derin bir nefes verdi.
“Uff, tamam ya!”
Hiç vakit kaybetmeden ona sarıldım. O da bana sarıldı.
Tam o sırada Fikret’in ne zaman gidip geldiğini bile anlayamadım.
“Hadi, gidelim artık.”
Damla bu sefer karşılık vermedi. Sadece başını salladı.
İç ses: “Umarım eve gidene kadar kavga etmezler.”
“Nedense ben hiç öyle düşünmüyorum.”
Damla ve Fikret dışarı çıkınca ben de onları uğurlamak için peşlerinden gittim.
Tam o sırada eve yeni gelen arabayı fark ettim.
Bu, Savaş Bey’in arabasıydı.
Kaşlarımı çattım.
Bu saatte neden gelmişti ki?
İç ses: “Saat gece on oldu. Bu erken sayılmaz.”
Bir an durdum.
“Oha… Saat o kadar mı olmuş?”
İç ses: “Aklın beş karış havada da ondan.”
Ben iç sesimle tartışırken Savaş Bey arabadan indi.
Ve doğruca bana doğru yürümeye başladı.
Ama…
Biraz sinirli görünüyordu.
İç ses: “Neden olabilir acaba? Adamın yüzüne telefonu kapattın.”
Bir anda gözlerim açıldı.
“Ayyy doğru ya!”
Ben bunu nasıl unutmuştum?
Savaş Bey bana yaklaşmaya devam ediyordu.
Aramızdaki mesafe iyice azalınca panikledim ve koşar adımlarla evin içine girdim.
İç ses: “Oha! Bir de adamdan mı kaçıyorsun sen?”
“Evet.”
“Sen gerçekten delisin. Madem korkuyorsun, neden telefonu yüzüne kapattın?”
“Bir anda oldu. Bilerek yapmadım ki.”
İç ses birkaç saniye sustu.
Sonra sinsice konuştu.
“Kıskançlık canım, kıskançlık.”
“Hayır!”
Başımı iki yana salladım.
“Uff… Şu an aklımı toplamam lazım.”
İç sesimi daha fazla dinlememeye karar verip mutfağa geçtim.
Masadaki tabakları toplamaya başladım.
Belki de biraz işle uğraşırsam kafamın içindeki karmaşa dağılırdı.
Ama nedense içimde kötü bir his vardı.
Ve bunun Savaş Bey’le ilgisi olduğundan neredeyse emindim.
Zilin sesini duyar duymaz elimdeki tabağı tezgâha bıraktım. Bir anda panik olmuştum. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki birazdan yerinden çıkıp önümde zıplamaya başlayacaktı.
Ama gidip kapıyı açmaya cesaret edemedim.
İç ses: “Bir de kapıyı mı kapattın?”
“Evet.”
İç ses: “Sen gerçekten iflah olmazsın. Adamın yüzüne önce telefonu kapattın, şimdi de kapıyı.”
“Yetişemesin diye.”
İç ses birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Senin mantığını gerçekten anlamıyorum.”
Onu daha fazla dinlememeye çalışıp kulaklarımı dışarıdan gelen seslere verdim.
Galiba kapıyı Ayşe Sultan açmıştı.
“Hoş geldin oğlum.”
“Hoş bulduk.”
Savaş Bey’in sesi duyulunca kalbim bir kez daha hızlandı.
Ayşe Sultan hemen konuşmaya devam etti.
“Hemen yemeğini hazırlayayım.”
“Yok Ayşe Sultan, hazırlama. Ben yemekten geliyorum zaten.”
“Tamam oğlum, nasıl istersen.”
Sonra ortalık sessizliğe gömüldü.
Kaşlarımı çattım.
Şimdi ne yapıyorlardı?
Neden hiç ses gelmiyordu?
Merakıma engel olamayıp mutfağın kapısından koridora doğru baktım ama kimseyi göremedim.
Tam rahatladığımı düşünüyordum ki ayak sesleri duymaya başladım.
Tak…
Tak…
Tak…
Birileri yürüyordu.
Hem de bu tarafa doğru.
Bir anda dikleştim.
“Yok artık…”
İç ses: “Geliyor.”
“Sus.”
İç ses: “Hem de buraya geliyor.”
“Sus dedim.”
Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesini herkes duyacak sanıyordum.
Tak…
Tak…
Tak…
Sonunda sesler tam bulunduğum yerin önünde durdu.
Nefesimi tuttum.
Hayır.
Hayır, hayır, hayır…
Lütfen buraya gelmiş olmasın.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2.029okunma 65beğeni 33yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18