69. bölüm / 101
Lavinia66.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 66.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime · Okuduğun bölüm
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Maviden devam
“Yok ya, niye beni kovsun ki?”
Kalktığım sandalyeye yeniden oturarak Demir Bey’in ne diyeceğini sabırsızlıkla bekledim. Ama o yine sus pus olmuştu.
Abi, sen de beni kov gitsin. Sen de kurtul, ben de kurtulayım.
“Demir Bey, bakın…”
Sözümü bile tamamlamama fırsat vermeden lafa girdi.
Demir: “Akşam çok önemli bir toplantımız var. Savaş’la birlikte katılmamız gerekiyor. Senin de bu toplantıya gelmen gerek.”
“Ama bugün ben izinliydim.”
Onu taklit ederek kaşlarımı kaldırdım.
“Bugün senin yüzünü görmek istemiyorum, izinlisin, demediniz mi?”
Demir Bey’in yüzü bir anda asıldı.
Demir: “Benim söylediklerimi hatırlat diye kim söyledi?”
Bir anda ciddileştim.
“Yanlış anladınız, Demir Bey. Siz hiç sözünüzden dönmezdiniz ya… O yüzden şaşırdım.”
Demir: “Ben de.”
“Efendim?”
Demir: “Yok, bir şey.”
Ne demek istediğini anlamaya çalışırken ayağa kalktı.
“Ben artık gideyim. Akşama da hazır ol. Seni almaya gelirim.”
“Gerek yok. Demir bey”
Demir: “Sana sormadım.”
Kaşlarımı çatıp ona baktım.
Demir: “Hem gideceğimiz yer uzak ve tenha. Tek başına gidemezsin, yani.”
“Anladım, Demir Bey. Nasıl isterseniz o zaman.”
Demir Bey birden ayağa kalkıp beni aşağıdan yukarıya sessizce süzdü. Bakışları üzerimde birkaç saniye dolaştıktan sonra gözlerime çevrildi.
Sonra derin bir nefes aldı.
Demir: “Ben artık gitsem iyi olacak.”
Kapıya doğru birkaç adım attıktan sonra arkasını dönüp bana baktı.
Demir: “Sana da, Şanslı’ya da iyi eğlenceler.”
Bunu söylerken sesinde tuhaf bir ton vardı.
Sanki…
Laviniadan devam
Gözlerimi hiç açmak istemiyordum.
Yatağın kokusu ve beni saran kollar o kadar huzurluydu ki… Sanki kimse gelip beni bu huzurdan koparamazmış gibi hissediyordum.
Keşke hep böyle sarılsa bana.
Çok mu şey istiyorum ki?
İç ses: “Bence sen şu an hemen kalkmazsan ev halkının hepsi seninle beraber huzura gidecek.”
“Ohaaa! Saat kaç olmuş ki?”
Savaş: “Yedi.”
“Ne?”
Savaş, tek kelime bile etmeden başını salladı. Karnımın üzerindeki kollarını da sanki gitmeme izin vermeyecekmiş gibi biraz daha sıkılaştırdı.
“Beni bırak şimdi. Herkes uyanır.”
Savaş’ın sesi uykudan yeni uyanmış gibi kısık ve derindi.
Savaş: “Uyansınlar.”
İç ses: “Bu ses uykuluyken daha mı seksi yaaaaa?”
Evet yani…
Hayır.
Kısmen evet, kısmen hayır.
İç ses: “Kararını mı versen? Cevabın evet olacak çünkü.”
“Ufff, sus be! Benim hemen kalkmam gerek.”
Tam kalkmaya yeltenmiştim ki Savaş’ın sesiyle olduğum yerde kaldım.
Savaş: “Şşşt… Az daha uyu. Daha erken.”
“Savaş Bey, ne erkeni? Kimse görmeden odadan çıkmam lazım. Yoksa—”
Birden Savaş, uzandığı yerde gözlerini açıp bana baktı.
Savaş: “Sen niye hâlâ bana Savaş Bey diyorsun?”
Ne diyeyim?
Maraz Ali mi?
Polat Alemdar mı?
İç ses: “Karşılaştığın kişilerle uyumu tebrik ederim. İlk kez sana katılıyorum.”
“Yaniiii…”
“Anlamadım, Savaş Bey.”
Herhalde düşüncelerimi dışarıya vurmayacaktım.
Savaş bana biraz daha yaklaştı. Yüzü yüzüme o kadar yaklaşmıştı ki nefesini hissedebiliyordum.
Savaş: “Seninle bir anlaşma yapalım.”
“Anlaşma mı?”
Savaş: “Hı hı. Anlaşma.”
“Ne gibi bir anlaşma?”
Savaş’ın yüzünde sanki vatan gülüşü vardı.!
Öyle bir sırıtıyordu ki…
Kesinlikle hayra alamet değildi.
“Ne anlaşması?”
Savaş biraz daha yaklaşıp kaşlarını kaldırdı.
Savaş biraz daha bana yaklaşıp konuşmaya başladı.
Savaş: “Eğer bir daha bana ‘Bey’ diye hitap edersen seni öperim.”
Savaş bunu söylerken gözleri dudaklarıma kaydı.
Benim beynim ise o an tamamen iflas etti.
“Ama Savaş Bey…”
Daha cümlemi tamamlayamadan dudaklarımın üzerinde hafif ve nemli bir dokunuş hissettim.
Savaş beni öpmüştü.
Kısacık…
Ama kalbimin göğsümden fırlamasına yetecek kadar.
İç ses: “Sen Zeusa… Hatta Zeus Bey’e bile ‘Bey’ de bence.”
Ben fırsatçı mıyım ki?
İç ses: “Az önce ne diyordun? ‘Ben istediğim zaman öperim’ diyordun.”
“Yani…”
Ne?
Hayır!
Ben öyle demek istemedim!
Savaş benden biraz uzaklaşıp gözlerimin içine baktı.
Savaş: “Bana Savaş de.”
“Şimdi mi?”
Savaş’ın yüzündeki o kendinden emin gülümseme biraz daha büyüdü.
Savaş: “Evet. Şimdi.”
Tam kelimeler ağzımdan çıkacaktı ki…
Savaş’ın telefonu çalmaya başladı.
İkimiz de aynı anda telefona baktık.
Savaş’ın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
Telefonu eline alıp ekrana bile bakmadan telefonu kapattı
Sonra hiç istifini bozmadan tekrar bana döndü.
Savaş: “Siktir et.”
“Ne?”
Savaş telefonu yatağın üzerine bırakıp yeniden bana yaklaştı.
Savaş: “Devam et, güzelim.”
Tam kelimeler ağzımdan çıkacaktı ki yine telefon çaldı.
Savaş’ın ağzından bir şeyler dökülüyordu ama ne dediğini pek anlayamamıştım. Bu sefer telefonu eline aldığı gibi…
Duvara fırlattı.
Telefonun duvara çarpıp yere düşen sesiyle resmen yerimden sıçradım.
Ben dehşet içinde telefona, sonra Savaş’a baktım.
Savaş ise sanki az önce dünyanın en normal şeyini yapmış gibi bana dönüp gayet sakin bir şekilde konuştu.
Savaş: “Artık kimse bizi rahatsız edemez.”
“…”
Ben hâlâ duvarda parçalanmış telefona bakıyordum.
Nasıl yani?
O telefon…
Son çıkan telefonuydu!
Hiç mi acımadı?
Bu kadar mı önemliydi benim iki kelime söylemem?
İç ses: “Önemliymiş ki cümleni bile kesmesini istemedi. Bu adamın bir kılavuzu yok mu be? Dağıtırdık diğer öküzlere.”
“Sava—”
Tam o sırada kapı birden açıldı.
İkimiz de aynı anda kapıya döndük.
Savaş”yeter ama *mk”
Karşımızda Mehmet Abi vardı.
Mehmet: “Savaş, sabahtan beri seni—”
Lafını bile tamamlayamadı.
Çünkü…
Bizi gördü.
BİZİ GÖRDÜ MEHMET ABİ!
BİZİ!
BENİ!
SAVAŞ’I!
AYNI YATAKTA!
Benim beynim o an resmen bedenimi terk etti.
Mehmet Abi’nin gözleri önce bana, sonra Savaş’a, sonra da Savaş’ın kolunun hâlâ belimin etrafında oluşuna kaydı.
Ben ise kıpırdayamıyordum.
Kıpırdasam daha kötü olacaktı.
Kıpırdamasam da zaten yeterince kötüydü.
Mehmet Abi’nin yüzündeki ifade yavaş yavaş değişmeye başladı.
Önce şaşkınlık…
Sonra şok…
Sonra…
O bakışı biliyordum.
O bakış…
Kesinlikle iyi değildi.
İç ses: “Lavinia…”
Ne var?
İç ses: “Geçmiş olsun.”
Mehmet Abi gözlerini kısıp Savaş’a baktı.
Mehmet: “Savaş…”
Savaş ise hiç istifini bozmadan bana baktı.
Sanki odada Mehmet Abi yokmuş gibi!
Ben gözlerimi kocaman açıp ona baktım.
“Savaş bey…”
Savaş kaşlarını kaldırdı.
Savaş: “Ne?”
Mehmet Abi’nin gözleri bir anda bana döndü.
Ben hemen doğrulmaya çalıştım ama Savaş’ın kolu hâlâ belimdeydi.
O kol…
O kol neden hâlâ oradaydı?!
“Savaş bey kolunuzu çek.”
Savaş sanki ne dediğimi anlamamış gibi bana baktı.
Savaş: “Neden?”
“Nedeni mi var?!”
Mehmet Abi’nin bakışları üzerimizde dolaşırken yüzümün ateş gibi yandığını hissediyordum.
Mehmet: “Ben galiba yanlış zamanda geldim.”
“Hayır!”
Sesim o kadar yüksek çıktı ki ben bile irkildim.
Mehmet Abi kaşlarını kaldırdı.
Mehmet: “Yanlış zamanda gelmedin mi?”
“Hayır! Yani… Evet! Yani hayır! Şey…”
İç ses: “Harika gidiyorsun Lavinia. Biraz daha konuşursan suçunu kendin itiraf edeceksin.”
“Sus!”
Mehmet Abi’nin kaşları daha da çatıldı.
Mehmet: “Kime sus diyorsun?”
“Hiç kimseye!”
Mehmet Abi bir an Savaş’a baktı.
Sonra tekrar bana.
Sonra yine Savaş’a.
Savaş ise…
Savaş resmen keyif alıyordu!
Üstelik yüzündeki o kendinden emin gülümseme de geri gelmişti.
Mehmet: “Savaş, sen…”
Savaş: “Ne?”
Mehmet: “Ben sabahın köründen beri seni arıyorum.”
Savaş omuz silkti.
Savaş: “Fark ettim.”
Mehmet Abi’nin gözleri yerdeki telefona kaydı.
Mehmet: “Telefonunu neden duvara attın?”
Savaş hiç düşünmeden cevap verdi.
Savaş: “Rahatsız ediyordu.”
Mehmet Abi’nin gözleri kocaman açıldı.
Ben ise içimden çığlık atıyordum.
İç ses: “MEHEMT ABİ BİZİ GÖRDÜ LAVİNİA, BU ADAM—”
“Sus!”
Mehmet Abi yine bana döndü.
Mehmet: “Sen neden sürekli kendi kendine konuşuyorsun?”
“Ben konuşmuyorum!”
Mehmet Abi’nin bakışları Savaş’a kaydı.
Savaş da bana bakıyordu.
Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Savaş: “Konuşuyor.”
Bu adam niye çıkmıyor artık?!
Git artık!
Hatta sen dur, ben direkt öleyim burada!
Lütfen…
Ne olur!
Ben fark ettirmeden Savaş’ın kolunu tuttum ve bir anda kendimi battaniyenin altına atıp Mehmet Abi’den gizledim.
İç ses: “Bu sence biraz geç olmadı mı?”
“Sen sus! Bir de seninle uğraşmak istemiyorum. Hayır, Savaş niye çık demiyor ki? Mal!”
İç ses: “Sensin mal.”
“Şu an gerçekten seninle kavga edecek hâlim yok.”
Battaniyenin altında küçücük bir top hâline gelmiş, dışarıdan gelen sesleri dinlemeye başlamıştım.
Mehmet Abi’nin sesi geldi.
Mehmet: “Ben çıkıyorum. Sen de benimle bir gelsen iyi olur. Önemli.”
İşte!
İşte şimdi gidiyorlardı!
Hadi…
Hadi Savaş!
Bir şey söyle!
Tamam de!
Ok de!
Ne bileyim, “Peki” de!
Adam gitsin!
Ben battaniyenin altında nefesimi tutmuş, Savaş’ın vereceği cevabı bekliyordum.
Ama Savaş’tan çıt yoktu.
Sesler kesilmişti artık.
Biraz daha bekledim.
Ama hiçbir ses yoktu.
Sessizlik…
Sonra Savaş’ın sesi duyuldu.
Savaş: “Orada nefessiz kalmaya devam edecek misin?”
“Mehmet Abi gitti mi?”
Savaş: “Evet.”
“Emin misin?”
Savaş’ın sesinde artık hafif bir bıkkınlık vardı.
Savaş: “Evet.”
Ben de sonunda cesaretimi toplayıp kafamı battaniyenin altından çıkardım.
Ama çıkar çıkmaz…
Savaş dudaklarıma yapıştı.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan benden ayrıldı.
Savaş: “Bir.”
“Ne?”
Tekrar eğilip beni öptü.
Savaş: “Bu da iki.”
Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım.
“Bunlar neydi?”
Savaş elini dudaklarıma götürüp parmağıyla hafifçe dokundu.
Savaş: “Sana söylemiştim ya… Bana ‘Bey’ dersen, söylediğim her kelime için seni öpeceğim demiştim. Ben sadece sözümü yerine getiriyorum.”
Gözlerim kocaman açıldı.
“Sen gerçekten…”
Cümlemi tamamlamadan hemen yataktan fırladım.
Savaş’ın duygusallığını kullanıp kaçmak için bundan daha iyi bir fırsat bulamazdım.
“Benim hemen gitmem lazım. Kimse öğren—”
Lafımı tamamlayamadan yüzüm düştü.
Bir anda sustum.
Çünkü…
Mehmet Abi gelmişti.
Ve beni görmüştü.
Ben bittim.
Savaş bunu fark etmiş olacak ki hemen yanıma geldi ve ellerimi tuttu.
Savaş: “Merak etme sen. Sen söylemedin. Kimse öğrenmeyecek.”
Umutlu gözlerle ona baktım.
“Gerçekten mi?”
Savaş başını salladı.
Savaş: “Gerçekten.”
Bir an rahatladım.
Ama sonra aklıma Mehmet Abi geldi.
“Ya Mehmet Abi?”
Savaş ellerimi bıraktı.
Sonra bir elini çeneme götürüp yüzümü nazikçe kendisine çevirdi.
Gözlerimin içine baktı.
Savaş: “O da dâhil. Sen merak etme. O da kimseyle konuşmayacak. Hatta bu anı unutacak.”
Yüzündeki ifadeyi görünce istemsizce sustum.
Savaş başparmağıyla yanağıma hafifçe dokundu.
Savaş: “Sen hiç merak etme. O güzel yüzünü düşürme, olur mu?”
O an…
Ne yapacağımı bilemedim.
İçimde bir şey yumuşadı.
Ve hiç düşünmeden Savaş’a sarıldım.
“Teşekkür ederim.”
Savaş bir an afalladı.
Belli ki böyle bir tepki beklemiyordu.
Ama sonra kollarını yavaşça bana doladı.
Beni karşılıksız bırakmadı.
O an…
Bir saniyeliğine her şeyi unuttum.
Mehmet Abi’yi…
Yakalanma korkumu…
Sabahın bu saatinde neden Savaş’ın odasında olduğumu…
Hepsini.
Sadece onun kollarında durdum.
Ama bu anın daha fazla uzamasına izin veremezdim.
Başka birine daha yakalanamazdım …
“Ben gitmeliyim.”
Savaş başını salladı.
Savaş: “Git.”
Kapıya doğru yürüdüm.
Tam çıkacakken arkamdan seslendi.
Savaş: “Lavinia.”
Dönüp ona baktım.
Savaş: “Bir dahaki sefere…”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Ne?”
Savaş’ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Savaş: “Bana Savaş demeyi bu kadar zorlaştırma.”
Gözlerimi devirdim.
“Sen de bana böyle tuhaf anlaşmalar sunma.”
Savaş kıkırdadı.
Savaş tam kapıya yönelmişken arkasını dönüp bana baktı.
Savaş: “Akşama hazır ol. Seni bir toplantıma götüreceğim. Sonra da başka planlarım var.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Başka planlarınız mı var?”
Savaş’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Savaş: “Seni çok beğeneceğin bir yere götüreceğim.”
Bir anda içime garip bir mutluluk saplandı.
Ne?
Bir sürpriz mi?
Hem de bana mı?
Kalbim heyecanla çarpmaya başladı.
“Ama… Nereye?”
Savaş başını iki yana salladı.
Savaş: “Sürpriz.”
“Hiç ipucu yok mu?”
Savaş: “Yok.”
“Birazcık?”
Savaş: “Hayır.”
“Çok küçük bir ipucu?”
Savaş gülerek başını salladı.
Savaş: “Lavinia, sürpriz yapmanın ne demek olduğunu biliyor musun?”
“Evet.”
Savaş: “O zaman sus ve akşama kadar bekle.”
“Tamam, olur.”
Savaş’ın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
Savaş: “Güzel. O zaman…”
“Güzel.”
Bir an ikimiz de birbirimize baktık.
Sonra Savaş’ın gözleri hafifçe kısıldı.
Savaş: “Hadi git.”
“Ne?”
Savaş yatağı işaret etti.
Savaş: “Yoksa tekrar yatağa geri dönebiliriz.”
Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
“Yok artık!”
Hiç vakit kaybetmeden onun yanından uzaklaştım.
Ama içimde…
Çok güzel bir mutluluk vardı.
Öyle böyle değil.
Resmen içimde kelebekler uçuşuyordu.
Hatta kelebekler yetmiyordu…
Sanki ben de onlarla beraber uçabilirdim.
İç ses: “Lavinia…”
“Ne?”
İç ses: “Sen akşama kadar dayanamazsın.”
“Neden?”
İç ses: “Çünkü daha şimdiden ne giyeceğini düşünmeye başladın.”
“Hayır, başlamadım!”
İç ses: “Başladın.”
“Başlamadım!”
İç ses: “Mavi elbiseyi mi giyeceksin?”
Bir an durdum.
“…”
İç ses: “Yoksa siyah olanı mı?”
“Kes sesini!”
İç ses: “Saçlarını da yaparsın. Hafif bir makyaj…”
“Ben toplantıya gidiyorum!”
İç ses: “Toplantıya mı?”
“Evet!”
İç ses: “Sürpriz yere de gidiyorsun ama.”
“Evet.”
İç ses: “Savaş’la.”
“Evet.”
İç ses: “Baş başa.”
Bir anda sustum.
“…”
İç ses: “Lavinia?”
“Ne var?”
İç ses: “Bence sen şu an toplantıyı falan düşünmüyorsun.”
“Düşünüyorum!”
İç ses: “Hayır.”
“Evet!”
İç ses: “Savaş’ı düşünüyorsun.”
“Sus!”
Ama ne kadar inkâr etsem de…
Dudaklarımın kenarında istemsizce bir gülümseme oluştu.
Akşamı sabırsızlıkla beklemeye başladım.
Çünkü ilk kez…
Savaş’ın benim için hazırladığı bir sürprizi merak ediyordum.
Ve nedense…
İçimdeki o güzel heyecan, akşama kadar geçecek gibi de görünmüyordu.
Bölüm etkileşimi
