68. bölüm / 101
Lavinia65.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 65.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime · Okuduğun bölüm
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Savaş Bey, ne odası? Ne yapacağız orada?”
Savaş bana dönmeden cevap verdi.
“Odada ne yapılırsa onu yapacağız.”
Odada ne yapılır ki? Aklıma şu an sadece bir şey geliyor. O da olmaz, değil mi? Sonuçta daha bana “Seni seviyorum.” bile demedi. Ne bileyim, evli de değiliz ya…
İç sesim hemen devreye girdi.
“ Kızım, sen ne saçmalıyorsun ya? Boş ver sen onu bunu, anın tadına bak.”
Ne saçmalıyorsun ya sen? Ben o kızlar gibi değilim. Ben namuslu ve onurlu bir kızım.
İç sesim hiç beklemeden cevap verdi.
“He he, diyorsun ama odaya da gidiyorsun. Onu ne yapacağız?”
Ben istemiyorum ki!
İç sesim alaycı bir şekilde güldü.
“Nedense burada hiç öyle görünmüyor.”
İç sesimle dalaşa girdiğimden, odaya geldiğimizi fark bile etmemişim. Bir anda panik kapladı içimi. Savaş Bey’e baktığımda üstünü çıkartıyordu.
Olmaz!
“Bakın Savaş Bey, siz beni yanlış anladınız. Ben o iş… Yani, şey…”
Savaş yanıma doğru geldi. Bir adım gerilesem de belimden tutup beni kendisine yaklaştırdı. Ardından kulağıma doğru eğilip sessizce konuşmaya başladı.
“Emin ol ki aklından geçen şeyleri benden daha çok isteyemezsin. Ama şu an böyle olmaz. Her şeyin bir zamanı ve üslubu vardır. Haklısın da… Sen benim tanıdığım kızlardan değilsin. Daha fazlasısın. Seni istediğim kadar bu hayatta kimseyi istemedim. O yüzden bunun ve senin kokunun tadını çıkartmama izin ver.”
“Ne?”
İstemsizce döküldü ağzımdan.
Savaş Bey geri çekildi.
“Hadi, güzelim. Uyuyalım. Bak, uykusuzum ve uyumak istiyorum. Bunu da sensiz yapamıyorum.”
“Benimle mi?”
“Evet.”
“Ama şey… Ben yani… Biri bizi görür.”
Lafımın bitmesini bile beklemedi.
“Bana ne onlardan? Hatta bize ne? Bundan sonra artık benimsin. Ne geri ne ileri. Anladın mı?”
“Benimsin derken?”
Savaş, bıkmış gözlerle bana baktı. Önce yatağa girdi, sonra beni de yatağa doğru çekti. Bir anda onun yanına düşüverdim.
Savaş:
“Bu seni diğer şerefsizlerden koruyacak.”
“Ne?”
Anlamayan gözlerle ona baktım.
Ama o birden üzerime doğru eğildi. Elleri saçlarıma gitti. Boynuma düşen saçlarımı geriye doğru itti ve birden beni oradan öpmeye başladı.
Ama o kadar nazikti ki, istemsizce gıdıklanmaya başladım.
Savaş hafifçe geri çekildi.
“Üşüdün mü?”
Bir anda utanmadan edemedim. Çünkü onun sertliğini hissetmiştim. Bu defa bir anda iskelet gibi kesildim sanki. Boynum acımış gibi oldu ama artık ne tek bir kelime söyleyebiliyor ne de hareket edebiliyordum.
Savaş da öpmeyi bırakmıştı.
Geri çekilmeden kulağıma doğru yaklaştı.
“Sakın orayı kapatayım deme.”
“Nereyi?”
Savaş’ın yüzündeki ifade değişti. Önce hafifçe sırıtıyordu, sonra gülümsemesi iyice belirginleşti.
Savaş:
“Sen daha önce biriyle öpüştün mü?”
Bir anda yüzü değişmişti. Gülümsemesinin yerini merak dolu bir ifade almıştı. Bu hâli nedense bana çok sevimli gelmişti. Yüzümde hafif bir sırıtma oluştu.
Savaş kaşlarını çattı.
“Ben komik bir şey sormadım.”
Şimdi ona doğrusunu söylersem beni yadırgar mıydı? Yoksa yalan mı söylesem? Yani ne olacaktı ki? Nereden bilebilirdi yalan söylediğimi?
“Evet… Bir iki kez.”
Savaş iyice gerilmişti. Lafımı bile bitirmeme izin vermeden araya girdi.
Savaş:
“Tamam, sus.”
“Ama…”
Savaş geri çekildi. Beni de kendisine doğru çekip iyice yanına yapıştırdı ve sanki az önce hiçbir şey konuşulmamış gibi uyku moduna geçti.
Savaş:
“İyi geceler, benim Pinokyam.”
Pinokyo mu?
Nereden bildi benim yalan söylediğimi ya?
Ya artık ben bu adama rezil olmak istemiyorum
İç ses”sana kim dedi yalan söyle diye
Hiç kimse
İç ses”ee o zaman konu kapandı “
Bu hayata kimseye yalan söylemedim bir iki yalan söyleyeyim dedim onuda yüzüme gözüme bulaştırdım …
Bu arada ben böyle nasıl uyuyacaktım ki? Ben hayatımda hiç kimseyle uyumamıştım. Sadece Damoyla uyurdum, o da çok nadir olurdu.
Şimdi ise Savaş Bey’in yanında, aynı yatakta yatıyordum.
Hem de bana “benim Pinokyam” diyerek…
İç sesim yine ortaya çıktı.
“Eee, ne oldu şimdi? Hani sen namuslu ve onurlu bir kızdın?”
“Sus!”
İç sesim kıkırdadı.
“Bence asıl Pinokyo sensin.”
“Bir de sen başlama!”
Savaş’ın yanımda derin bir nefes aldığını duyunca hemen sustum.
Galiba gerçekten uyuyordu.
Ben ise gözlerimi tavana dikmiş, kımıldamadan yatıyordum.
Bir süre sonra başımı yavaşça ona doğru çevirdim.
Savaş’ın gözleri kapalıydı.
Yüzüne baktıkça içimde garip bir huzur oluşuyordu.
Ama bir yandan da aklımda tek bir soru vardı.
Ben ne ara bu adama bu kadar alışmıştım?
Ve daha da önemlisi…
Savaş Bey ne ara benim için bu kadar önemli olmuştu?
Kucağımda tuttuğum küçük şey hâlâ debeleniyordu.
Mavi:
“Demir Bey, ben çok özür dilerim. Hemen kalkıyorum… Yani kalkmaya çalışıyorum.”
Artık sinirlerim bozuluyordu benim ya. Bu gün bitmeyecek miydi daha?
Daha fazla dayanamadan kızı tuttuğum gibi fırlattım.
Evet, fırlattım.
O da hemen toparlandı ve bana bakmadan konuşmaya başladı.
Mavi:
“Çök özür dilerim demir bey”
“Benim işim bittiyse çıkabilir miyim, Demir Bey?”
Hiç sevmediğim bir şeydi benim, biri benimle konuşurken yüzüme bakmaması. Ne olursa olsun, benimle konuşurken yüzüme bakılacaktı.
Bir anda sinirle bağırdım.
“Ben sana kaç defa anlatacağım, konuşurken yüzüme bak diye ya!”
Mavi yüzünü kaldırıp bana baktı. Ama yüzündeki o kızarıklık…
Utanmış mıydı?
Mavi’nin gözünden:
Bir anda Demir Bey’in bağırmasıyla yüzümü ona doğru döndürdüm.
“Haklısınız, Demir Bey. Ben özür—”
Demir:
“Ne özrü ya? Bu kadar beceriksiz olduğunu kanıtlama bana artık! Yeter! Kendine gel! Burası senin babanın yeri değil. Sürekli sakarsın, sürekli bir şeylere zarar veriyorsun. Beni rezil ediyorsun!”
Bir anda yüzümden yaşlar dökülmeye başladı.
Bu lafları bana çok ağır gelmişti.
Ama haklıydı da…
Niye şimdiye kadar beni işten kovmadığını gerçekten bilmiyordum.
Demir:
“Çık! Yarın da gelme. En azından yarın o yüzünü görmeyeyim.”
“Tabii, Demir Bey. İyi geceler size.”
Deyip arkamı dönerek odadan çıktım.
Aslında bu kelimeler benim canımı çok da yakmamıştı. Sonuçta ben de bir yetimhanede büyümüştüm. Bu sözleri ve daha fazlasını işitmişliğim vardı. O yüzden benim için pek de büyük bir sorun değildi.
En azından öyle olduğunu düşünüyordum.
Güvenlikçi Mustafa:
“Mavişşş!”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Abi.”
Mustafa:
“Daha gitmedin mi sen eve?”
“Yok be abi. İşim vardı, halledip çıktım.”
Mustafa kaşlarını kaldırdı.
“Demir Bey girdi az önce. Gördün mü? Sinirli gibiydi.”
Hafifçe sırıtıp omuz silktim.
“O zaten hep sinirli değil miydi, abii?”
İkimiz de aynı anda gülmeye başladık.
Mustafa:
“Dur, sen. Ben şimdi iş yerinin servisçisini arayayım, gelsin seni eve bıraksın.”
“Olur abi ya, ben dışarıdayım.”
Mustafa:
“Tamam, sen çık. Ben arıyorum.”
Bu, bugün aldığım en güzel haberdi.
Normalde iş yerinin servisi yoktu ama böyle mesaiye kalanlar için bir servisimiz vardı.
Beş dakika bekledikten sonra servis geldi. Eve doğru gitmeye başladık.
Kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım.
Blok 3… Kusura bakma
bu şarkı nedense benim için çok özeldi.
Bir iki şarkı daha dinledikten sonra uyuyakalmışım.
Servisçi abi beni uyandırınca uyuduğumu fark ettim.
Hemen toparlandım. Servis evimin kapısının önünde durdu.
Kapıyı açar açmaz Şanslı, köpeğim, kucağıma doğru atladı. Beni yalamaya başladı.
“Sen beni mi merak ettin?”
“Hav hav!”
“Sen beni mi özledin?”
“Hav hav!”
“Ben de seni çok özledim.”
Şanslı yeniden beni yalamaya başladı.
Gerçekten benim mutluluk kaynağım o benim.
“Merak etme annem, yarın bütün gün beraberiz.”
“Hav hav hav hav!”
Gülerek onu kucağıma aldım.
“Tamam, tamam… Anladık. Sen de beni çok özlemişsin.”
Şanslı’nın kuyruğu mutlulukla sallanıyordu.
Normalde onu sokakta bulmuştum. Küçücük, sarışın bir köpekti. Sonra büyüdü ve benimle birlikte hayatımı paylaşmaya başladı.
Şimdi ise eve her geldiğimde beni böyle karşılıyordu.
Belki de bu yüzden ne kadar kötü bir gün geçirirsem geçireyim, eve geldiğimde her şey biraz olsun daha güzel görünüyordu.
Çünkü benim Şanslı’m vardı.
Ve o, benim en güzel şansıydı.
Şanslı’yla biraz daha oynadıktan sonra ikimiz de yatağıma gidip uyumaya başladık.
Demir’in gözünden:
“ Aferin sana… Sen o kızdan ne istedin?”
Elimdeki viskiyi tek seferde içtim. Yetmedi, doğrudan şişeyi kafama diktim.
Hâlâ söylediklerim kulaklarımda çınlıyordu.
Bütün sinirimi gidip en masumundan çıkarmıştım.
Hep babamla Merve yüzündendi.
“Tık tık.”
Ne vardı yine?
“Gel!”
Kapı açıldı. Sağ kolum Alp içeri girdi.
Alp:
“Abi, kız sağ salim evine varmış. Zaten bizim şirketin servisiyle gitmiş evine.”
Ona bakmadan, tamam der gibi başımı salladım.
Alp:
“Bir sorun yok, değil mi abi?”
“Olsa ne olacak Alp? Çöze bileçek misin oğlum?”
Bu sefer yüzüne bakıyordum.
Alp hafifçe gülümsedi.
“Anlat abi. Belki birlikte çözeriz. En azından kendini böyle yiyip bitirmezsin.”
Bir süre ona baktım.
Sonra içimde ne varsa, olan biten her şeyi anlattım.
Alp’in gözleri iyice açıldı.
“Vay anasını satayım!”
“Git babanı sat lan!”
Alp hemen ellerini kaldırdı.
“Abi, öyle demek istemedim.”
“Ne demek istedin o zaman?”
“Yani… Şey…”
Alp’in yüzüne bakarken kaşlarımı çattım.
Birisi yüzümü yalıyordu.
Bunu tahmin etmek çok zor olamazdı, değil mi?
“Şanslı, beş dakika daha kızım.”
Yalamaya devam etti.
“Şanslııı!”
“Hav hav!”
Yataktan doğruldum.
“Tamam, tamam! Kalktım!”
Şanslı, dişlerinin arasına tasmasını almış, kapıya doğru havlıyordu.
“Tamam, çıkıyoruz ama bir yüzümü yıkayayım da öyle çıkalım.”
Hemen banyoya girip ihtiyaçlarımı giderdim. Ardından kendime hızlıca bir sandviç hazırlayıp çantama koydum. Şanslı’yı da yanıma alıp gezdirmeye çıktım.
İki saat sonra o kadar yorulmuştum ki pestilim çıkmıştı. Ama Şanslı’nın umurunda bile değildi. Hâlâ enerjisi yerindeydi.
“Kızım, artık yeter! Eve gidelim. Hadi, bıcı bıcı yapalım.”
“Hav hav!”
Şanslı, diğer köpeklerin aksine duş almayı çok ama çok seviyordu. Onun için su olsun, başka hiçbir şey önemli değildi.
Sonunda eve doğru yürümeye başladık.
Eve geldiğimizde üzerime bir şort ve sade, beyaz bir tişört geçirdim. Tişört biraz inceydi ve içimi belli ediyordu ama sorun olmazdı. Sonuçta Şanslı’yı yıkayacaktım. Görünse de ne olacaktı ki?
Şanslı’yı banyoya aldım ve yıkamaya başladım.
Önce güzelce köpükledim.
Sonra suyu yeniden üzerine döktüm.
Tekrar köpükledim.
Ardından yeniden su tuttum.
En sonunda güzelce duruladım.
Tam banyodan çıkacakken Şanslı bir anda sirkelenmeye başladı.
“Şanslı! Dur!”
Ama çok geçti.
Üzerimdeki tişört resmen sırılsıklam olmuş ve vücuduma yapışmıştı.
Bir an kendime baktım.
“Of…”
Kırmızı sütyenim resmen “Ben buradayım!” diye bağırıyordu.
Ama üzerinde çok durmadım. Sonuçta evdeydim.
Tam Şanslı’yı kurulayacaktım ki kapı çalmaya başladı.
Allah Allah…
Kim gelebilirdi ki?
Benim normalde misafirim olmazdı. Hatta o kadar olmazdı ki kapımın çalındığını bile nadiren duyardım.
Merakımı yenemeyip kapıya doğru gittim.
Kapıyı açtığımda karşımda Demir Bey ve Alp Bey vardı.
“Demir Bey?”
Demir Bey’in yüzü bir anda değişti.
Ne oluyordu ya?
Demir Bey önce aşağıdan yukarıya doğru bana baktı. Ardından hiç vakit kaybetmeden Alp Bey’le benim arama girdi.
Demir:
“Alp, sen git arabaya. Ben geliyorum.”
Alp Bey’i görmesem de sesini duyuyordum.
Alp:
“Tamam abi.”
Ben daha fazla dayanamadan sordum.
“Bir sorun mu var, Demir Bey?”
Demir Bey bana bakarak cevap verdi.
Demir:
“Evet. Bir sorun var. Hem de büyük bir sorun.”
“Yanlış bir şey mi yaptım? Hangi dosya? Akşamki mi? Ama ben onu on dokuz kere kontrol etmiştim, Demir Bey!”
Demir derin bir nefes aldı.
“Tamam, Mavi. Şu an bu hâlde kapının önünde konuşmasak olur mu? Çünkü hemen burada katil olabilirim.”
“Katıl mı?”
Demir gözlerini devirdi.
“Her neyse… Artık içeri girsek de orada sorsan şu ahiret sorularını?”
“Aa, tabii. Buyurun.”
Ben geri çekilip ona yol verdim.
Tam içeri girecekken Demir kolumdan tuttu ve beni içeri doğru itti.
Demir:
“Sen önce bir içeri gir de…”
“Ne oluyor ya?”
Tam o sırada Şanslı yanımıza geldi.
Demir:
“Bu ne be?”
Hemen Şanslı’ya durması için işaret yaptım. O da anında durdu.
“Benim köpeğim Şanslı.”
Sonra Demir Bey’i gösterdim.
“Şanslı, bak… Bu da Demir Bey.”
“Hav hav!”
Bir anda Demir Bey’e havlamaya başladı.
“Sus! Ona havlama. O iyi bir insan.”
“Hav hav!”
“Şanslı!”
Tam Şanslı’yı odasına götürmem gerekiyordu ki yine sirkelenmeye başladı.
Ama bu sefer olan olmuştu.
Demir Bey’in gömleği de ıslanmıştı.
“Ay! Ben özür dilerim, Demir Bey!”
Demir Bey hafifçe sırıtıp gömleğine baktı.
“Sorun değil.”
Sonra Şanslı’yı işaret etti.
“Bu ıslanmanın açıklamasıda”
“Gel bakalım kızım. Odana geç. Geç, ben hemen geliyorum.
Parkta o kadar yorulmuştu ki Şanslı hemen yuvasına gidip dinlenmeye başladı.
Demir arkamdan seslendi.
“Üstünün neden bu kadar ıslak olduğu şimdi anlaşıldı.”
“Ne?”
Hemen üzerime baktım.
Oha!
Resmen kırmızı sütyenim “Ben buradayım!” diye bağırıyordu.
Hemen ellerimi üzerime kapatıp kendime siper ettim.
Demir Bey ise bu hâlime sırıtıyordu.
Galiba ilk defa bu adamı gülerken görüyordum.
Yoksa adam gerçekten taş yapacak bizi!
“Şey… Demir Bey, ben hemen üstümü değiştirip gelsem olur mu?”
Demir:
“Tabii. Buyurun.”
Hiçbir şey demeden odama gittim.
Dolabımdan bol tişörtlerimden en temizlerinden birini aldım.
Sonra aynanın karşısına geçip kendime baktım.
Bol, siyah bir tişört ve altına bir şort giymiştim. Saçlarımı da at kuyruğu yaptım.
Çillerim iyice gün yüzüne çıkmıştı.
“Tamam Mavi, çıkabilirsin.”
Odamdan çıkıp salona doğru gittim.
Demir Bey koltukta oturmuş, beni bekliyordu.
“Demir Bey, isterseniz üstünüzü değiştirin.”
Elimdeki tişörtü ona uzattım.
Demir önce elindeki tişörte, sonra üzerimdeki tişörte baktı.
Demir:
“Herhâlde sevgilinle mi kalıyorsun?”
“Ne? Aa, hayır! Hayır, yanlış anladınız!”
Demir Bey kaşlarını çattı.
“Bunun neresi yanlış anlaşılacak, Mavi? Elindeki de üstündeki de erkek tişörtü.”
“Evet, Demir Bey ama benim sevgilimin değil ki. Hatta benim sevgilim bile yok.”
Demir Bey, elimdeki ve üzerimdeki tişörtleri işaret etti.
“Bunlar ne peki? Kimin?”
“Benim, Demir Bey. Ben bol tişört giymeyi çok seviyorum da… O yüzden hep erkek reyonlarına gidip en büyük bedenleri seçerek alıyorum.”
Bir anda Demir Bey’in yüzünde yine bir gülümseme belirdi.
Demir:
“Tamam o zaman. Nerede değiştireyim peki?”
“Şey… Aslında çok odam yok. Benim odamı da değiştirebilirsiniz.”
Demir hiç düşünmeden başını salladı.
“Olur.”
Odamı bile sormadan direkt odama doğru yürümeye başladı. Zaten bulunmayacak gibi de değildi ya… Ben de hemen mutfağa geçip kahve yapmaya başladım.O sırada Demir Bey çoktan odadan çıkmıştı bile.Ama benim verdiğim tişört, bol olmasına rağmen ona dar gelmişti. Adamın o kadar kaslı bir vücudu vardı ki… Ben o tişörte sığamazdım bile.Ne?Ben mi?Ben ne alaka şimdi?Demir Bey bana doğru yaklaşırken kaşlarını kaldırdı.
“Aklından ne geçiyor senin?”
Yüzümün kıpkırmızı olduğunu hissediyordum.Aha!Sıçtın kızım!
“Şey… Demir Bey, tişörtünüz… Yani… Tişört size dar gelmiş. Hem de bol olmasına rağmen.”
Demir dudaklarını büzerek tişörtüne baktı.“Aslında bol değil.”Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Nasıl yani?”
“Large değil. Sen normalde medium giyiyorsun. O yüzden sana bol geldi, bana da dar.”
Bu kadar derin bir açıklama beklemiyordum açıkçası. Normalde böyle konuları bırak konuşmayı, dinlemeye bile tenezzül etmezdi. Zaman kaybı derdi.Demek benim büyük sandığım şey aslında normal bedendi.İşte küçük görünmenin faydaları!Elimdeki kahveleri ona doğru uzattım.
“Size de yaptım Demir Bey. İçer misiniz?”
“Olur.”
Hangisinin benim, hangisinin onun olduğunu sormadan birini alıp içmeye başladı.Aslında ikisi de sadeydi ama…Neyse.
“İsterseniz balkona geçip orada içebilirsiniz.”
“Olur.”
Ben önden giderek yolu gösterdim.İkimiz de balkona çıktık. Allah’tan iki tane sandalye almıştım. Kimse oturmadığı için üzerleri bayağı tozlanmıştı.Hemen sandalyelerden birini silip Demir Bey’in oturmasını bekledim. O da hiç itiraz etmeden sandalyeye oturdu.Ben de karşısına geçip oturdum.Sonunda dayanamayıp sordum.
“Demir Bey…”
Başını kaldırıp bana baktı.
“Buraya neden geldiniz?”
Cevap vermedi.Ben de kahvemden bir yudum aldım.Aslında iyice merak etmeye başlamıştım. Demir’in buraya durduk yere gelmeyeceğini biliyordum.Tam ayağa kalkıp içeri geçecektim ki Demir Bey’in söylediği iki cümle beni olduğum yerde durdurdu
.“mavi…”Olduğum yerde kaldım.Demir beyin sesi bu kez her zamankinden daha ciddiydi.“Ben buraya seninle konuşmaya geldim.
”Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.
“Benimle mi?”
Demir başını yavaşça salladı.
“Evet.”
Bu sefer beni gerçekten kovaçaktı…
Bölüm etkileşimi
