83. bölüm / 101
Lavinia79.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 79.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime · Okuduğun bölüm
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Laviniadan devam
“Bayağı yorulduk.”
Savaş bana bakarak konuştu.
Savaş”Bu manzara gerçekten değdi ama.”
“Ne?”
Anlamayan gözlerle ona bakıyordum.
Savaş: “Dudağında dondurma kalmış.”
Deyip elini dudaklarıma doğru getirerek dondurmayı sildi. Şu an ne yapıyoruz? Lunaparktayız, hâlâ saat on ikiye geliyordu ve biz bu saatte dondurma yemeye karar vermiştik. Benim dondurmam bitmişti ama Savaş’ınki hâlâ bitmemişti.
İç ses: “İste iste, sakın utanma.”
Yani yemeyecekse bana versin, eriyor çünkü.
“Savaş.”
Savaş: “Güzelim?”
“Dondurmayı yemeyeceksen ben yiyebilirim.”
Savaş bir anda gülmeye başladı.
İç ses: “Al, rezil oldun.”
Ama…
İç ses: “Sus ya, senin yüzünden beni de aptal olduğunu düşünecek.”
Yine ne saçmalıyorsun?
İç ses: “…”
Savaş gülmeyi kesip önündeki dondurmayı bana uzattı.
Savaş: “Al güzelim, hepsi senin olsun.”
İstemsizce gülümsedim ve hemen yemeye başladım. Ne yapabilirim? Benim de zaafım Savaş ve dondurma.
İç ses: “Savaş mı?”
“Evet.”
İç ses: “Okey, ilerlemiş ilişki.”
Ben de dondurmamı bitirdim.
“Kalkalım mı artık?”
Savaş hâlâ bana bakıyordu.
“Yediysen kalkalım. Hem sana bir sürprizim var.”
Bir anda dişlerimi otuz iki açtım.
“Ne sürprizi?”
Dememe kalmadan Savaş kalkıp hesabı ödemeye gitti.
Yaaa ama en güzel yerinde böyle gidilir mi Savaş?
Beş dakika sonra gelip beni elimden tutarak kaldırdı.
Savaş: “Hadi gidelim.”
Ona tamam der gibi kafamı salladım.
Acaba ne sürpriz olabilir ki? Aklıma bir şey de gelmiyor ki bu saatte…
Arabaya doğru yürürken hâlâ kafamın içinde aynı soru dönüp duruyordu.
Acaba ne sürpriz yapacaktı?
Savaş arabasının kapısını açıp bana baktı.
Savaş: “Buyur güzelim.”
“Teşekkür ederim.”
Arabaya bindim, o da diğer taraftan binip direksiyonun başına geçti. Daha arabayı çalıştırmadan ona döndüm.
“Nereye gidiyoruz?”
Savaş hafifçe gülümsedi.
Savaş: “Sürpriz.”
“Bari küçük bir ipucu ver.”
Savaş: “Yok.”
“Bir tane?”
Savaş: “Yok.”
“Çok küçük?”
Savaş gülmeye başladı.
Savaş: “Sen böyle yaptıkça daha çok söylemek istiyorum ama söylemeyeceğim.”
“Offf Savaş!”
Kollarımı göğsümde birleştirip camdan dışarı baktım.
İç ses: “Kesin kötü bir şey.”
Ne alakası var?
İç ses: “O zaman neden söylemiyor?”
“Çünkü sürpriz olduğu için olabilir mi?”
İç ses: “Hımm… Mantıklı.”
Şaşırmıştım.
İç ses: “Ama yine de güvenmiyorum.”
Sen bir susabilir misin?
Savaş arabayı sürmeye başlamıştı. Birkaç dakika sessizce ilerledik. Ben hâlâ dışarıyı izliyordum ama merakımdan çatlamak üzereydim.
Sonunda dayanamadım.
“Daha ne kadar var?”
Savaş: “Az kaldı.”
“Bunu on dakika önce de söyledin.”
Savaş: “Çünkü o zaman da az kalmıştı.”
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun?”
Savaş bana kısa bir bakış atıp sırıttı.
Savaş: “Biraz.”
Gözlerimi devirdim.
Savaş bir süre daha sürdükten sonra arabayı yavaşlattı.
Ben hemen etrafa bakındım.
Lunaparkın ışıkları artık çok geride kalmıştı. Burası daha sessizdi. Deniz kenarına benzeyen bir yerde durduk.
Savaş arabayı park edip motoru kapattı.
“Neredeyiz?”
Savaş emniyet kemerini çıkarıp bana döndü.
Savaş: “İn.”
“Niye?”
Savaş: “Sürprizi görmek için.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Beni kaçırmıyorsun değil mi?”
Savaş kahkaha attı.
Savaş: “Yok güzelim. Ama istersen kaçırabilirim.”
“Sen bir de dalga geç.”
Kapıyı açıp arabadan indim.
Savaş yanıma gelip elimi tuttu.
Savaş: “Gel.”
Elimi sıkıca tutarak beni birkaç adım ilerletti.
Sonra bir anda durdu.
Gelinliğim geldiği anda nefesimin kesildiğini hissettim, yalan yok. Bu gelinlik başka bir şeydi. Hayallerimdeki gelinlikler bile bu kadar muhteşem değildi. O tek başına bile bu kadar güzel olması…
Yelda: “Gelinliği beğendiniz efendim?”
“Beğenmek mi? Bayıldım, bayıldım!”
Hemen gelinliğin yanına gittim. Yelda da gelinliğin özelliklerini anlatmaya başladı.
Yelda: “Bu büyüleyici tasarım, dünyaca ünlü Lübnanlı haute couture tasarımcısı Zuhair Murad’ın ‘Bridal Spring’ koleksiyonuna ait ‘Lavinia’ isimli gelinlik modelidir. Antik Fenike kültürünün zengin detaylarından ve Akdeniz’in mitolojik efsanelerinden ilham alınarak tasarlanmıştır ve sizin için özel olarak dikildi.”
Kadın bir dur da nefes al bari!
Bu arada gelinliğin ismine ne dedi o? Lavinia mı dedi?
“Lavinia mı?”
Yelda Hanım gülerek cevap verdi.
Yelda: “Evet efendim. Tasarımcımız sizin için yaptığı için ve isminin çok şaşırtıcı bir anlamı olduğu için ismini de Lavinia koydu.”
Allah’ım, ben neyin içine düştüm böyle yaa?
Aylin: “İsterseniz elbiseyi deneyelim artık.”
Ona tamam der gibi kafa sallamaya başladım.
Yarım saattir oturmuş güzelimi bekliyordum. Acaba beğendi mi ki? Ya da çok ani mi yaptım kıza? Ya benden soğursa ya da kaçıp giderse?
Kahveyi aldığım gibi kafama diktim.
“Yandım lan!”
Kahvenin sıcak olduğunu unutmuşum. Önümde duran suyu aldığım gibi kafama çektim ve bir anda kafamı kaldırdım ki perdeler açılmaya başladı.
Ve güzeller güzeli gelinim…
O kadar muhteşem, o kadar güzel olmuş ki anlatamam.
Lavinia: “Nasıl olmuşum?”
“Olağanüstü.”
Lavinia hafifçe sırıtıyordu ama bilmiyordu ki aklımı başımdan aldığını. Az önce ağzım yanmıştı ya da dünya mı yanmış, umurumda değildi. Yansın anasını satayım! Her yer kül olsun ama o bana sadece öyle baksın.
Yanına gidip dudaklarını öptüm ve hemen geri çekildim.
“Aklımı başımdan aldın. Bu kadar güzel olmak zorunda mısın?”
Lavinia’nın gülümsemesi biraz daha yayıldı.
Lavinia: “Gelinliğin marifeti, canım.”
Kaşlarımı çattım.
“Gelinliğin mi?”
Gelinliğe bakarak evet der gibi kafasını salladı.
“Gelinlik senin yanında halt etmiş. Bir elbiseyi ya da bir gelinliği en güzel yapan şey nedir, biliyor musun güzelim?”
Lavinia hafifçe şaşırarak:
Lavinia: “Nedir?”
“İçindeki kişidir, güzelim.”
Ve alnına küçük bir öpücük kondurup geri çekildim.
“Gelinliği beğendin mi güzelim?”
Lavinia sırıtarak gelinliği gösterip dönmeye başladı.
Lavinia: “Senceee beğenmemek gibi bir şansı var mı? Gelinliğin her şeyi mükemmel.”
“Sen gibi, güzelim.”
Bunu duymamıştı ama sorun yok.
O duyana kadar ben tekrarlarım.
Damladan devam
Biz şu an Savaş denilen adamın evindeydik. Evet, evet, onun evindeydik.
Niye diye sorarsanız Fikret Bey asla bir kızla baş başa, hele ki evde tek başlarına duramazmış. Kızın vebalini almamak için ne yaptım ne ettimse beni kendi evine götürmedi.
Şu an zaten Fikret’in odasındayım. Yani Savaş’ın ona verdiği odadayım. Fikret’in tişörtüyle yatağında uzanmış, tavana bakıyordum.
Ha, Fikret nerede diye soruyordunuz? Duyuyorum ben. O da benim yanımda, kapısının önünde bekleyecekmiş. Bir gelip beni görmesin, adım çıkmasın diye.
Ya Allah’ım, bu adam nasıl bir adam Yarabbim? Benim için mi yaptı böyle özene bezene?
Daha fazla dayanamayacağım.
“Fikret.”
Ses yok.
“Fikret.”
Fikret, geldi galiba, cevapladı:
Fikret: “Efendim, gülüm?”
Yaa, gülerken seni yer ya!
“Gelsene içeri.”
Fikret yine susmuştu. Daha fazla konuşmadan gidip kapıyı açtım. Yerde oturmuş, telefonuyla yılan oynuyordu.
“Sen hâlâ bu oyunu mu oynuyorsun?”
Fikret hemen kendini toparlayıp ayağa kalktı.
Fikret kaşlarını çatarak konuşmaya başladı:
Fikret: “Evet, ne var ki bunda?”
“Hiçç, canım. Hadi gel, beraber oynayalım.”
Fikret: “Olmaz dedim, gülüm.”
Ben iyice sinir oldum ama…
“Aaaa, yeter ama! Bir şey yapmayacağım, korkma. Sadece oturup oyun oynayacağız, tamam mı?”
Fikret kaşlarını biraz daha çattı.
Fikret: “Ben senden korkmuyorum, gülüm. Kendimden korkuyorum. Kendime engel olamayacağımdan korkuyorum. Çok güzelsin ve beni kendine çekiyorsun. Ben bu duyguyu hiç tatmadım ve kötü bitmesini de istemiyorum.”
Ben onun böyle, bu kadar içten düşüneceğini düşünememiştim.
Ama…
Fikret konuşmaya devam etti:
Fikret: “Ama şöyle bir şey yapabiliriz. Oyun oynarız ve rahatsız bir şey hissedersen ya da yanlış bir harekette bulunursam hemen söyle. Ben de daha dikkat ederim.”
Ben de kafamı evet anlamında salladım.
Şu an ikimiz de odaya geçtik. Kapıyı kapatıp yatağın üzerine oturdum. Fikret de ayakta bana bakıyordu. Sanki onun odası değil de benim odamdaydı.
İstemsizce gülümsedim.
“Rahat ol, kendi odanmış gibi davran, olur mu?”
Fikret şu an “hayır” desem, uçup giderdi odadan. O derece yani.
Fikret: “Sen neye gülüyorsun bu kadar? Söyle, ben de güleyim.”
“Sana.”
Fikret kaşlarını çattı.
Fikret: “Bana mı?”
Evet der gibi kafamı salladım.
Fikret: “Neden gülüyorsun bana?”
“Kendi odanda, kendi evinde bir yabancı gibi davranıyorsun da ondan.”
Fikret: “Seni incitmemek, seni üzmek istemediğim için öyle tepkili davranıyorum.”
Analar ne yiğitler doğuruyor be!
Onun elinden tuttuğum gibi yatağa oturttum ve kolumu açarak ona doğru uzandım.
Fikret o kadar geriliyordu ki kendini kolundaki kasları bile belli olacak kadar sıkıyordu.
Fikret: “Biraz sakin olur musun, lütfen? Bir şey yapmıyoruz. Sadece oyun oynayacağız.”
Fikret: “Keşke böyle demeseydin, iyiydi.”
“Nasıl?”
Kaşlarımı çattım.
Fikret: “Neyse, gülüm, neyse.”
Cebindeki telefonu tek eliyle çıkartıp oyunu açtı.
“İlk ben oynarım ama.”
Fikret: “Hayır, olmaz. Ben ilk oynayacağım.”
“Oyunbozanlık yapma.”
Fikret: “Sen yapma asıl! Kimin telefonu? Benim. O yüzden ilk ben oynayacağım.”
“Ya senin içinden ne çıktı? Az önce ne romantik bir adamdın öyle ya.”
Fikret de omuz silkerek:
Fikret: “Oyun ve yemekte her zaman bir numarayım.”
“Öyle mi, Fikret Bey?”
Fikret: “Öyle, Damla Hanım.”
“O zaman benim kurallarıma göre oynayacağız.”
“Hadi, gel. Eşit olsun diye taş, kâğıt, makas yapacağız. İlk kim yenilirse o oynar.”
Fikret de hemen kendine gelip:
Fikret: “Tamamdır, bana uyar.”
“İyi o zaman.”
İkimiz de hemen oturup pozisyon aldık.
“Taş, kâğıt, makas!”
“Evet, evet! Ben kazandım!”
Fikret: “Sen hile yaptın! Ben kâğıt yapmıştım, sen de taş yapmıştın. Sonra elimi gördüğün gibi makas yaptın.”
Aslında öyleydi ama ben Damla’ydım. Her istediğimi alırdım.
“Oynayacaksan oyna, çocukluk yapma.”
Fikret pes etmiş gibi telefonu bana uzattı.
Fikret: “Neyse, hadi. Bu da seferlik böyle olsun.”
Hemen elinden telefonu alıp açtım ama bir dakika…
Bu adamın şifresi falan yok muydu?
“Senin şifren yok mu?”
Fikret kaşlarını çattı.
Fikret: “Ne şifresi, gülüm?”
Elimdeki telefonu sallayarak:
“Telefonunun.”
Fikret normal bir şekilde ilk yaptığımız pozisyona geçerek beni yanına çekti ve konuşmaya başladı:
Fikret: “Benim kimseden sakladığım bir şey yok ki niye şifresi olsun?”
“Düz mantık.”
Fikret: “Yani?”
Adamda adamın dibi yaaa.
Bölüm etkileşimi
