91. bölüm / 101
Lavinia87.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 87.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime · Okuduğun bölüm
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Damladan devam
Şu an Fikret’in odasındaydım. Yatağına uzanmış, başımı yastığına koymuştum. İstemeden yastığını kendime doğru çekip kokusunu içime çektim.
“Kokun çok güzel…”
Fikret hemen yanımdaki koltuğa uzanmıştı. Başını bana doğru çevirip gülümsedi.
“Ne kokusu o? Benim ter kokumdur, gülüm.”
İstemeden gülümsedim. Onun böyle rahat, samimi hâli fazlasıyla hoşuma gidiyordu.
“Benim yanıma gelsene. Yatak ikimiz için de yeterli.”
Fikret bir an sustu.
“Şimdi olmaz, gülüm.”
Birden doğrulup ona baktım.
“Neden”
O da yattığı yerden doğrularak bana döndü.
Fikret derin bir nefes aldı.
“Bak, aklına başka bir şey gelmesin. Senin yanında olmak, senin teninin sıcaklığıyla uyumak, sabah senin yanında uyanmak… Seni çok istiyorum. Ama…”
“Ama?”
“Sana zarar vermek istemiyorum.”
Gülümseyerek başımı iki yana salladım.
“Sen bana zarar vermezsin ki.”
“Vermem zaten. Ama ben başka türlü bir zarardan bahsediyorum.”
Bir an durdu. Gözlerini benden kaçırıp tekrar bana baktı.
“Hâlâ alkolün etkisindeyim. Seni deliler gibi istiyorum. Ve senin yanına gelirsem sadece uyumak için gelmeyeceğimi biliyorum.”
O an resmen beynim durdu.
Oha… Yuh… Çüş yani!
Ben sadece “Beraber uyuyalım,” demiştim. Başka ne demiştim ki?
Yüzümün sıcaklığını hissedince hemen yorganı üzerime çektim.
Fikret kahkahayı bastı.
“Benden korktun mu?”
Yorganın altından göz ucuyla ona baktım. Yüzünde endişeli bir ifade vardı.
“Hayır, korkmadım ama sanki biraz…”
Parmaklarımla küçücük bir mesafe gösterdim.
“…utandım.”
Sonra yüzümü tekrar yastığa gömdüm.
“İyi geceler, aşkım.”
Fikret yine güldü.
“Nasıl başladı, nasıl bitti…”
Yorganın altından seslendim.
“Kötü mü bitti?”
“Hayır. Tam tersi… Çok güzel bitti.”
İstemeden ben de gülümsedim.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Fikret’in sesi yeniden duyuldu.
“Ayık kafayla bu sabahki olayları konuşacağız. O lavuk seni nasıl… Tövbe tövbe.”
Sesindeki sertlik bir anda değişmişti.
Kıskanıyordu.
Şu an yüzüne bakabilseydim, o ifadeyi görmek isterdim.
“Tamam,” dedim. “Sadece için rahatlasın diye söylüyorum. Düşündüğün gibi hiçbir şey yok. Göründüğü gibi de değil. Sabah olsun, sana her şeyi anlatacağım.”
Fikret birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra o muhteşem sesiyle,
“Tamam, gülüm. İyi geceler.”
“İyi geceler. Rüyanda beni gör.”
Fikret’in dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.
“İlk günden beri seni hayal etmeden uyumak mümkün mü?”
Kalbim bir kez daha hızlandı.
İstemeden gözlerimi kapattım.
Ellerimi birleştirip içimden dua etmeye başladım.
Allah’ım… Ne olur bizi ayırma.
Sen bu hayatta insanı en sevdiği kişiyle sınarmışsın…
Beni annemle, babamla sınadın.
Ama Fikret’le sınama beni, Allah’ım.
Onu benden alma.
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü.
“Amin…”Not:bu dua yu ben hep eşim için dua ederim bu dua benim için çök anlamlı bir duadır bunu sadece herşeyini kaybeden anlar…Lavinia dan devam
Birden biri bana sarılmıştı.
Tam çığlık atacakken ağzımı kapattı. Ardından sessizce kulağıma yaklaşıp fısıldadı:
“Benim sevgilim.”
Sesini duyduğum anda bütün bedenim gevşedi. Savaş’tı.
Kokusunu içime çekince, içimdeki bütün korku bir anda dağıldı. Savaş arkamdan bana sarılmaya devam ederken önce boynumu kokladı, ardından boynuma hafif bir öpücük kondurdu.
Sonra biraz geri çekilip yüzüme baktı.
“Her şey bitti, güzelim.”
Şaşkınlıkla ona döndüm.
“Nasıl?”
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
“Artık seninim.”
Bir saniye bile düşünmeden boynuna sarıldım.
“Çok şükür…”
Ama Savaş hiçbir şey söylemedi.
Kollarımın arasındayken bile bir şeylerin ters olduğunu hissedebiliyordum. Yüzündeki o yorgun ifade… Gözlerindeki boşluk…
Sanki bana söylemediği bir şey vardı.
Hemen ondan ayrılıp yüzüne baktım.
“Bir şey mi oldu? Sana bir şey mi yaptılar?”
Ellerimle kollarını, omuzlarını kontrol etmeye başladım. Bir yerinde yara var mı diye bakıyordum.
Savaş ellerimi nazikçe tuttu. Sonra ellerimi dudaklarına götürüp öptü.
“İyiyim, güzelim. Sadece yorgunum.”
Kaşlarımı çattım.
“Emin misin? Gözlerindeki o boşluğu görüyorum.”
Savaş bir süre yüzüme baktı. Ardından hafifçe gülümsedi.
“Galiba ben senden hiçbir zaman bir şey saklayamayacağım.”
Ben de istemsizce gülümsedim.
“Çünkü seni tanıyorum.”
Savaş derin bir nefes aldı.
“Düşündüğüm adam başa geçmek istemedi. Hatta o da benim gibi bıkmış. O da buradan çıkmak istiyormuş.”
“Öyleyse başkasını koy.”
Savaş’ın yüzündeki ifade yeniden değişti.
“Keşke o kadar kolay olsaydı, güzelim.”
“Ee, şimdi ne yapacaksın?”
Bir süre sessiz kaldı.
“Bir şey yapacağım. Bu yüzden başkasını koydum ama…”
Cümlesini tamamlamadı.
“İçim hiç rahat değil.”
Ona dikkatle baktım.
“O adama güvenmiyorsun.”
“Evet.”
Savaş’ın ellerini tuttum ve ona biraz daha yaklaştım.
“Her şey bir gün tamamen bitecek, canım.”
Savaş gözlerini kapatıp alnını alnıma yasladı.
“Biliyorum.”
Bir süre öylece kaldık.
Ne o konuştu ne de ben.
yıllardır taşıdığı bir yükü de omuzlarından atmaya çalıştığını hissediyordum.Maviden devam
Kapıyı açtığım anda karşımda gördüğüm kişiyle olduğum yerde kaldım.
“Demir Bey?”
Demir, sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi gülümsedi.
“Merhaba. Naber?”
Naber mi?
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Demir Bey, sizin burada ne işiniz var?”
Demir bey omuzlarını silkti.
“Buraya neden geldim bilmiyorum ama hiç olmadığım kadar çok iyiyim ve mutluyum. İlk kez mutluyum, Mavi.”
İstemsizce gülmeye başladım.
“Demir Bey… içtiniz mi siz?”
Çünkü yerinde duramıyordu. Bir sağa, bir sola gidip duruyordu.
Demir bey kaşlarını çattı.
“İyiyim dedim ya! Hadi geç içeri, kutlayalım.”
“Neyi kutluyoruz? Hem benimle mi kutlayacaksınız?”
“Evet. Seninle kutlayacağım.”
Bir an sustum.
Galiba onun da benim gibi gerçekten kimsesi yoktu. Etrafında milyonlarca insan olabilirdi ama insanın yanında bir dostunun olmaması… İşte asıl yalnızlık buydu.
“Tamam, olur Demir Bey. Ama sanki siz buraya gelmeden önce kutlamaya başlamışsınız.”
Demir bey kendisini gösterdi.
“Ben mi?”
Başımı salladım.
O da hemen elini sallayarak hayır işareti yaptı.
“Gelirken aldıklarımdan biraz içmiş olabilirim.”
Daha cevap vermeme fırsat bile bırakmadan içeri girdi.
Ayakkabılarını çıkardıktan sonra benim terliklerimi giymeye çalışmaya başladı.
Kapıyı kapatıp yanına gittim.
Demir bey birden durdu ve bana baktı.
“Ne oldu, Demir Bey?”
“Bu terlikler bana olmuyor, Maviş.”
Maviş mi?
Bir an öylece yüzüne baktım.
“Şey… Giymek zorunda değilsiniz. Hatta çıkarmasaydınız yeterdi.”
Demir bey yere oturdu ve pofuduk terlikleri giymeye çalışmaya başladı.
Bu hali o kadar komikti ki gülmemek için kendimi zor tuttum.
Ama sonra aklıma bir şey geldi.
Telefonum!
Etrafıma bakındım ama göremedim. En son odama, yatağın üzerine bıraktığımı hatırladım.
Hemen odama gidip telefonu aldım ve geri döndüm.
Demir bey nasıl yaptı bilmiyorum ama terliklerden birini giymeyi başarmıştı. Diğerini de giymeye çalışıyordu.
Ben de fırsatı kaçırmadan birkaç fotoğrafını çektim.
“Demir Bey, bana bakın.”
Demir bey kafasını kaldırıp bana baktı.
“Fotoğrafımı çekiyorsun.”
Bir anda ne yaptığımı fark ettim.
“Şey… Demir Bey, özür dilerim.”
Demir beyin yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
“Böyle de çek beni.”
“Ne?”
Demir bey hâlâ yerde oturuyordu. Bana bakıp gülümsedi.
“Çek işte.”
Bu sefer itiraz etmeden birkaç fotoğraf daha çektim.
“Evet Demir Bey, çektim.”
Tam telefonu indirecekken Demir birden bileğimden nazikçe tuttu ve beni yanına çekti.
“Hadi, beraber çekinelim bu sefer.”
“Benimle mi?”
Başını evet der gibi salladı.
Yanına oturdum.
Nedense elim titriyordu.
Telefonu kaldırıp kamerayı açtım ve birlikte fotoğraf çektik.
Sonra çektiğimiz fotoğrafa baktım.
Ben kameraya bakıyordum.
Demir bey ise…
Bana bakıyordu.
Yüzünde küçük, sıcak bir gülümseme vardı.
Bir an gözlerimi fotoğraftan ayıramadım.
Demir bey sessizce bana baktı.
“Maviş…”
Başımı kaldırdım.
“Efendim?”
Gülümsemesi biraz daha büyüdü.
“İyi ki kapıyı açtın.”
İstemsizce gülümsedim.
“Hadi koltukta oturalım, yoksa hasta olacağız.”
Ben ayağa kalktım. Demir Bey de elini bana doğru uzattı.
Gülümseyerek elini tuttum ve onu ayağa kaldırmak için kendime doğru çektim.
Ama hesap edemediğim bir şey olmuştu.
Bir anda burun buruna gelmiştik.
İkimiz de olduğumuz yerde kaldık.
Demir beyin gözleri gözlerime kilitlendi.
“Gözlerin çok güzel, biliyor musun?”
Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
“Evet, biliyorum.”
Demir Bey bir an sessiz kaldı.
Sonra aynı sakin ses tonuyla konuştu:
“Ne kadar da kendinden eminsin.”
“İltifat ettiniz diye yalan söyleyecek değilim.”
Demir bey güldü.
“İşte bu yüzden seni seviyorum, Maviş.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Demir Bey, siz gerçekten biraz fazla içmişsiniz.”
Kaşlarını kaldırdı.
“Belki de içince cesaretim geliyordur.”
“Ne için cesaretiniz geliyor?”
Demir bey cevap vermek yerine sadece gülümsedi.
Sonra elimi bıraktı ve koltuğa doğru yürüdü.
“Gel Maviş, oturalım. Yoksa gerçekten hasta olacağız.”
Arkasından bakarken başımı iki yana salladım.
“Allah’ım… Bu adam bugün beni delirtecek.”
Demir bey koltuğa oturup bana baktı.
“Duydum ama.”
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
“Duyman gerekiyordu zaten.”
Demir Bey poşetten viski çıkarmıştı. Tam kafaya dikecekken elinden aldım.
“İyi bir şey için mi içiyoruz, yoksa kötü bir şey mi oldu, Demir Bey?”
Demir Bey hiç düşünmeden cevap verdi.
“Muhteşem bir şey için içiyoruz tabii. İyi bir şey… Hem de benim için.”
“O zaman içmeyi bırakıp gidip uyuyalım.”
Demir Bey birden yerinden kalkıp benim oturduğum koltuğa geldi ve bana doğru eğildi.
“Benimle uyuyacaksan olur.”
“Ne?”
Hemen yerimden kalkıp Demir Bey’i ittim. İttim ama adam bir anda yere düştü.
“Demir Bey!”
Hemen yanına gidip onu kaldırdım ve yatağıma doğru götürmeye başladım.
“Şey, Demir Bey… Biz birlikte uyuyamayız. Olmaz yani.”
“Neden olmasın? Zaten seninle uyumuştuk.”
“Uyumuş muyduk?”
Demir Bey, evet der gibi başını salladı.
Bir anda aklıma o gece geldi. Demir Bey’in ima ettiği kelimeler… Hiç hak etmediğim şeylerdi.
Ama el mahkûm, yatağa gelmiştik bile.
Hiç acımadan Demir Bey’i yatağa attım. Ağzından bir şeyler söylüyordu ama hiç aldırış etmedim.
Demir Bey de hemen yatağıma girip uyumuştu bile.
Ne kadar yorulmuşsa artık…
Üzerine baktığımda hâlâ bu sabahki takım elbisesi üzerindeydi.
“Bu adam hiç evine gitmemiş miydi acaba?”
Yere düşen battaniyeyi alıp üzerine örttüm.
Odadan çıkmadan önce kendime de bir battaniye aldım. Ne kadar yaz olsa da geceleri hava soğuk oluyordu.
Kapıyı hafifçe kapatıp odadan çıktım.
Salona geçip koltuğu açtım. Önümdeki poşetleri alıp mutfağa götürdüm ve öylece bıraktım.
Tam salona dönecekken içeriden telefon sesi gelmeye başladı.
Galiba Demir Bey’in telefonuydu.
Hiç önemsemedim.
Tekrar salona geçip koltuğa girdim.
Telefon yine çaldı.
“Hayır, bu saatte insan uyuyordur. Ne diye arayıp duruyorsunuz ki?”
Tekrar gözlerimi kapattım.
Ama telefon yine çalmaya başladı.
“Uff ya… Bir sus, ya sus!”
Kalkıp yatak odasına gittim.
Maşallah, Demir Bey horul horul uyuyordu.
O sırada telefon yine çalıyordu.
Telefonun nerede olduğunu aramaya başladım ama bulamadım.
Tam telefon sustu derken yeniden çalmaya başladı.
“Neredesin be?”
Birden Demir Bey diğer tarafa döndü.
Telefonun ceketinin iç cebinde olduğunu gördüm.
Hemen telefonu alıp odadan çıktım.
Ekrana baktım.
“Ömer.”
Demir Bey’in sağ koluydu bu.
Aramayı açtım.
“Alo?”
Ömer’in sesi geldi.
“Demir Bey, çok kötü bir şey oldu.”
“Ne?”
Bir anda Ömer Bey’in sesi kesildi.
Sonra sordu:
“Kimsin?”
“Şey… Ömer Bey, benim. Mavi.”
“Kim?”
“Şey… Demir Bey’in kişisel asistanı var ya, o.”
Bu nasıl bir cümleydi ya?
Normalde de bu adamla bir türlü doğru düzgün konuşamıyordum. Çünkü çok sert, çok kaba konuşuyordu.
Tamam, Demir Bey de sertti ama onun sertliği farklıydı.
Ömer Bey ise tam korku filmlerindeki adamlara benziyordu.
“Demir Bey nerede?”
“Yatak odamda.”
Uff… Ben ne saçmalıyorum ya!
Ömer Bey’in sesi daha da sertleşti.
“Kızım, senin kafan mı güzel?”
“Yok! Öyle demek istemedim. Yani… Demir Bey içmişti, benim evime geldi. Neden bilmiyorum ama kutlama yapalım diye gelmiş.”
“Kutlama?”
“Evet.”
Ömer Bey birkaç saniye sustu.
“Tamam. Dikkat edin. Bir şey olursa beni ara.”
“Bir şey mi oldu Ömer Bey?”
“Benim dediğimi yap. Eğer Demir Bey’in başına şu an bir şey gelirse kendini ölü bil.”
“Ne?”
Bir anda ne olduğunu anlayamamıştım.
Ben ne yapmıştım ki?
Bip.
Bip.
Bip.
Telefonu yüzüme kapatmıştı.
Bir süre elimdeki telefona öylece baktım.
“Mavi, sen neyin içine düştün kızım ya?”
“Neyse kızım, git uyu. Yarın da kalkıp evine gider zaten.”
Kendi kendime söylenip koltuğa geçerek uzandım.
Ama bir türlü uykum gelmiyordu.
Acaba Demir Bey ne iş yapıyordu?
Ömer Bey’in “çok kötü bir şey oldu” derken kastettiği neydi?
“Uff… Demir Bey, siz de saklı kutu gibisiniz.”
Gözlerimi kapatıp odama doğru baktım.
“Umarım tehlikede değilsiniz.”
Hafif hafif uyumaya çalışıyordum.
Ama birden…
O gece gözümün önüne geldi.
Demir Bey’i öpmüştüm.
Bir anda gözlerimi kocaman açıp yatakta doğruldum. Ellerim istemsizce dudaklarıma gitti.
“Ben Demir Bey’le mi öpüştüm?”
Bir saniye durdum.
“Demir Bey’i mi öptüm?”
Sonra kendi kendime tekrar ettim.
“Ben Demir Bey’i öptüm!”
Ellerimi saçlarıma götürüp karıştırdım.
“Ya sen tam bir aptalsın, Mavi! Aptal yaaaaa!”
Sesim bir anda yükselince korkuyla yatak odasına baktım.
“Acaba uyandı mı?”
Neyse ki Demir Bey hâlâ uyuyordu.
Derin bir nefes aldım.
Yüzümde saçma sapan bir gülümseme oluştu.
Ellerim yeniden dudaklarıma gitti.
“Acaba… nasıl öptü beni?”
Bu düşünceyle utancımdan kafamı yastığa gömdüm ve gülmeye başladım.
Hayatımda ilk kez biriyle öpüşmüştüm.
Hem de Demir Bey’le.
Ve ben bunu hatırlamıyordum!
Yatağa uzanıp o geceyi tekrar tekrar düşünmeye çalıştım.
“Başka neler olmuştu?”
Zihnimi ne kadar zorlarsam zorlayayım…
Yok.
Başka hiçbir şey hatırlamıyordum.
Sadece o an…
Ve dudaklarımdaki o his kalmıştı.
7.00 — Sabah
Sağ tarafa tamamen dönecektim ki bir anda koltuktan yere yuvarlandım.
“Ahhh!”
Gözlerimi hafifçe araladığımda yerde olduğumu fark ettim.
“Götüm acıyor be! Ben niye burada uyumuşum ki?”
Bir süre olduğum yerde oturup etrafa baktım.
“Neden?”
Sonra aklıma geldi.
“Demir Bey…”
Hemen yerimden kalkıp odama baktım.
Demir Bey, bıraktığım gibi yatağımda uyuyordu. Ayaklarında hâlâ benim pofuduk terliklerim vardı. Boyu uzun olduğu için bacaklarının bir kısmı yatağın dışına çıkmıştı.
“Bu kadar uzun boylu olmasaymış, benim suçum mu?”
Söylene söylene odadan çıktım.
Tuvalete gidip ihtiyacımı giderdikten sonra mutfağa geçtim. Tost ve çay hazırladım. Kahvaltı çok sade olmasın diye yanına patates kızartmaya karar verdim.
Patatesleri hazırlarken kendi kendime şarkı söylemeye başladım.
“Çingenem, çingenem, kara gözlü çingenem… Kara kara gözlü çingenem…”
“Günaydın.”
Arkamdan gelen sesle bir anda irkildim.
Hemen döndüm.
Demir Bey yanı başımdaydı.
Şarkıyı da anında kestim.
“Günaydın, Demir Bey.”
Demir Bey birkaç adım daha yaklaşıp beni süzmeye başladı.
Ben de istemsizce kendime baktım.
Ve o an…
“Lanet olsun!”
Tişörtümü değiştirmeyi unutmuştum.
Üstelik üzerimdeki tişört o kadar büyüktü ki sütyenim resmen “Ben buradayım!” diye bağırıyordu.
Demir Bey kaşlarını hafifçe çattı.
“Gece rahatsız ettim galiba.”
“Yok, Demir Bey. Sorun değil.”
Ona gülümsemeye çalıştım ama Demir Bey’in kaşları hâlâ çatıktı.
Acaba yine neye sinirlendi sabah sabah?
Sonra aklıma kahvaltı geldi.
“Şey, Demir Bey… Ben tostla çay yaptım. Bir de yanına patates kızarttım. Ama yemezseniz başka bir şey de yapabilirim.”
Demir Bey kısa bir süre bana baktı.
“Ben ilk önce tuvaleti kullansam?”
“Şey… Tabii, Demir Bey. Buyurun, bu taraftan. En sondaki kapı.”
Demir Bey tamam der gibi başını sallayıp koridora doğru ilerledi.
Ben de arkasından salak gibi bakakaldım.
Tam o sırada tişörtümü değiştirmeyi düşündüm.
Ama ya Demir Bey o sırada çıkarsa?
O yüzden vazgeçip sadece tişörtümü biraz düzelttim.
“En azından şu an sütyenim görünmüyor.”
Kendi kendime baktım.
“Zaten dikkatli bakmazsa hiçbir şey belli olmaz. Demir Bey de bana bakmaz zaten.”
Bunun düşüncesiyle biraz rahatladım.
Tam o sırada Demir Bey tuvaletten çıktı.
Ceketini çıkarmış, saçlarını ıslatıp geriye doğru yatırmıştı. Gömleğinin kollarını da biraz kıvırmıştı.
“Bu adam fazla mükemmel değil mi ya?”
Gözlerimi hemen ondan kaçırdım.
Patatesleri tavadan alıp tabağa koymaya başladım. Ardından masayı hazırlamaya koyuldum.
Tam o sırada Demir Bey konuştu.
“Tişört galiba senin değil.”
İstemsizce tişörtüme baktım.
Bir anda şaşırdım.
“Hayır, benim. Neden?”
Demir Bey başını hafifçe salladı.
“Bayağı büyük gelmiş sana. Bir de erkek tişörtü.”
Bir an durdu.
“Sevgilinin herhâlde.”
“Ha?”
Tam cevap verecektim ki…
PAT!
Ardından birkaç el daha silah sesi duyuldu.
Ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan Demir Bey iki adımda üzerime atıldı.
“SAKİN! KAFANI KALDIRMA, SAKIN!”
“Demir Bey, ne oluyor? Kim evimi kurşunluyor?”
Cümlemi bile tamamlayamadan Demir Bey beline uzandı.
Akşamdan beri üzerinde olduğunu fark etmediğim bir silah çıkardı.
Ben daha ne olduğunu anlayamadan Demir Bey beni kendisinin arkasına çekti ve dışarı doğru ateş etmeye başladı.
Kulaklarım uğulduyordu.
Her şey bir anda birbirine girmişti.
Sonra elime baktım.
Kan vardı.
Bir anda nefesim kesildi.
“Ben…”
Elime tekrar baktım.
“Ben yaralandım mı?”
Gözlerimin önü yavaş yavaş kararmaya başladı.
“Demir Bey…”
Ama Demir Bey beni duymuyordu.
Silahını elinden bırakmadan dışarıya bakıyor, bir yandan da beni korumaya çalışıyordu.
“Demir…”
Sesim artık fısıltıdan bile zor çıkıyordu.
Gözlerim iyice kararmaya başladı.
Son duyduğum şey Demir Bey’in çığlığı oldu.
“MAVİİİ!”
Bölüm etkileşimi
