Lavinia kitap kapağı

84. bölüm / 101

Lavinia

80.bölüm

Vaveyla Yazarı: Yağmur Çimen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 101Şu an: 80.bölüm
  1. 1 🦋🦋34 kelime
  2. 2 1 bölüm654 kelime
  3. 3 2 bölüm743 kelime
  4. 4 3 bölüm142 kelime
  5. 5 4 bölüm190 kelime
  6. 6 5 bölüm228 kelime
  7. 7 6 . Bölüm376 kelime
  8. 8 7 . Bölüm453 kelime
  9. 9 8 . Bölüm448 kelime
  10. 10 9.bölüm215 kelime
  11. 11 10.bölüm431 kelime
  12. 12 11.Bölüm436 kelime
  13. 13 12. Bölüm441 kelime
  14. 14 13.Bölüm358 kelime
  15. 15 14.bölüm465 kelime
  16. 16 15.bölüm210 kelime
  17. 17 16. Bölüm234 kelime
  18. 18 17.bölüm248 kelime
  19. 19 18.bölüm171 kelime
  20. 20 19.Bölüm239 kelime
  21. 21 20.Bölüm247 kelime
  22. 22 21.Bölüm304 kelime
  23. 23 22.bölüm525 kelime
  24. 24 23.Bölüm169 kelime
  25. 25 24.Bölüm400 kelime
  26. 26 25.Bölüm352 kelime
  27. 27 🦋🦋🦋22 kelime
  28. 28 26.Bölüm190 kelime
  29. 29 27.Bölüm304 kelime
  30. 30 28.Bölüm223 kelime
  31. 31 29.bölüm214 kelime
  32. 32 30.Bölüm465 kelime
  33. 33 31.Bölüm279 kelime
  34. 34 Kitap hakında26 kelime
  35. 35 32.Bölüm339 kelime
  36. 36 33.bölüm235 kelime
  37. 37 34.Bölüm348 kelime
  38. 38 35.Bölümm365 kelime
  39. 39 36.Bölüm640 kelime
  40. 40 37.Bölüm517 kelime
  41. 41 38.Bölüm267 kelime
  42. 42 39.Bölüm618 kelime
  43. 43 40.Bölüm702 kelime
  44. 44 41.Bölüm714 kelime
  45. 45 42.Bölüm814 kelime
  46. 46 43.Bölüm962 kelime
  47. 47 44.Bölüm777 kelime
  48. 48 45.Bölüm937 kelime
  49. 49 46.Bölüm1.101 kelime
  50. 50 47.bölüm867 kelime
  51. 51 48.Bölüm1.333 kelime
  52. 52 49.Bölüm1.039 kelime
  53. 53 50.Bölüm1.716 kelime
  54. 54 51.Bölüm1.268 kelime
  55. 55 52.Bölüm1.339 kelime
  56. 56 53.Bölüm918 kelime
  57. 57 54.Bölüm1.284 kelime
  58. 58 55.Bölüm1.451 kelime
  59. 59 56.Bölüm1.667 kelime
  60. 60 57.bölüm842 kelime
  61. 61 58.bölüm1.492 kelime
  62. 62 59.Bölüm1.124 kelime
  63. 63 60.Bölüm1.331 kelime
  64. 64 61.Bölüm1.746 kelime
  65. 65 62.Bölüm2.260 kelime
  66. 66 63.Bölüm1.830 kelime
  67. 67 64.Bölüm775 kelime
  68. 68 65.Bölüm2.335 kelime
  69. 69 66.Bölüm1.901 kelime
  70. 70 67.bölüm1.962 kelime
  71. 71 68.bölüm2.398 kelime
  72. 72 69.bölüm1.070 kelime
  73. 73 70.bölüm999 kelime
  74. 74 71.bölüm870 kelime
  75. 75 72.bölüm1.110 kelime
  76. 76 73.bölüm1.494 kelime
  77. 77 74.bölüm1.129 kelime
  78. 78 75.bölüm1.754 kelime
  79. 79 76.bölüm1.683 kelime
  80. 80 77.bölüm2.366 kelime
  81. 81 78.Bölüm2.161 kelime
  82. 82 79.Bölüm1.439 kelime
  83. 83 80.bölüm2.683 kelime · Okuduğun bölüm
  84. 84 81.bölüm2.156 kelime
  85. 85 82.bölüm2.701 kelime
  86. 86 83.bölüm1.718 kelime
  87. 87 84.bölüm2.915 kelime
  88. 88 85.bölüm1.297 kelime
  89. 89 86.Bölüm2.202 kelime
  90. 90 87.Bölüm2.450 kelime
  91. 91 88.bölüm1.271 kelime
  92. 92 89.bölüm907 kelime
  93. 93 90.Bölüm991 kelime
  94. 94 91.bölüm2.097 kelime
  95. 95 92.bölüm1.824 kelime
  96. 96 93.bölüm1.468 kelime
  97. 97 94.bölüm2.273 kelime
  98. 98 95.bölüm2.884 kelime
  99. 99 96.Bölüm1.625 kelime
  100. 100 96.Bölüm1.377 kelime
  101. 101 97.bölüm2.894 kelime

Maviden devam
“Damla, içinden ‘Adam adamın yaaa!’ dedi.”
Demir Bey pür dikkat beni dinliyordu. Gerçekten bunu ciddiye alacağını hiç düşünmemiştim.
Demir:
“Okumaya devam et.”
“Edemem Demir Bey.”
Demir Bey kaşlarını çatarak bana baktı.
“Neden?”
“Yazar burada bitirmiş çünkü.”
Demir:
“Bir sonu olmadan nasıl biter böyle? Son mu olur?”
“Demir Bey, sakin olur musunuz? Son değil, sadece yazar burada sonlandırmış. Yeni bölümü bekleyeceğiz artık.”
Demir:
“bu savaş varya ona hiç ısınmadım !! Ne zaman gelecek yeni bölüm?”
Sanki savaşta senin için ölüyordu beni sev Demir beni sev diye
Omuzlarımı silkerek ben de üzgünce cevap verdim.
“Bilmiyorum ki.”
Demir:
“Nasıl bilmiyorsun?”
“Bilmiyorum. Demir, aaa! Buradaki yazar hanımın iki sevmediğim özelliği var.”
Demir Bey meraklı bir şekilde bana bakıyordu.
“Neymiş onlar?”
“Birincisi, bölümün ne zaman geleceğini, ne zaman yayınlayacağını söylemiyor. O yüzden bildirimleri açarız, biz de yeni bölüm geldiği gibi hemen gidip okuruz.”
Demir:
“İkincisi?”
Tam ikincisini söyleyecektim ki uçak inişe geçmeye başladı., uçak yavaşlamıştı. Ben de hemen yerime geçip kemerimi taktım. Sonuçta ölmek istemem, değil mi?
Bir süre sonra uçak durmuş ve iniş yaptığımıza dair anonslar yapılmıştı.
Demir Bey’le tam çıkıyorduk ki hostes hanım hemen Demir Bey’le konuşmaya çalıştı. Ama bu sefer Demir Bey ona yüz vermemişti.
Ben merdivenlere doğru yürüyüp inmeye başladım.
“Yeloz, oh olsun!”
Demir:
“Duydum seni.”
Ohaaa! Nasıl hemen arkamda bitti bu adam be?
Sihir güçleri mi var? Nana gibi yüzüğünü bir üfleyip hop orada, hop burada mı oluyor? Ya da ondan olsa olsa Hades olur.
Bence de.
Bence de.
Hayalimde Hades’i canlandırırken bir anda kendimi tutamayıp gülmeye başladım.
“Kah kah kah!”
Biz çoktan merdivenlerden inmiştik ama bir anda beni gülme krizi tutmuştu.
Demir:
“Kızım, manyak mısın? Ne diye kahkaha atıyorsun?”
“Demir Bey, ah ah ahhhh!”
Demir Bey iyice kızmıştı ama ben bir türlü Hades’li Demir Bey’i kafamdan çıkaramıyordum.
“Çok özür dilerim, Hades Bey.”
Demir:
“Hades mi?”
Ne Hades’i mi?
“Yok yok, Demir Bey!”
Hemen kendimi toparladım.
Demir Bey sabır çeke çeke arabaya bindi. Ben de hemen arabaya bindim ve otele doğru yola çıktık.
Mardin’in sokakları çok dardı ama bir o kadar da güzeldi.
“Demir Bey, hemen otele geçmesek biraz gezsek olur mu?”
Demir Bey kafasını dosyalardan kaldırmadan konuştu.
Demir:
“Şu an olmaz. Belki yarın çıkarız. Yarın sabahtan bir toplantımız yoktu, değil mi?”
“Hayır, yok Demir Bey. Öğle ve akşam var.”
Demir Bey dosyadan başını kaldırıp bana baktı.
Demir:
“O zaman yarın da gezemeyiz.”
Ben üzgün bir şekilde,
“Olsun o zaman Demir Bey. Başka zamana gezeriz… Yani gezerim.”
Demir Bey hiçbir şey demeden dosyasına geri döndü.
Ne sıkıcı adam ya!
İçimden söylenirken camdan dışarı bakmaya başladım. Mardin’in daracık sokaklarından geçiyorduk. Taş evler, birbirine yakın binalar, arada sokaklarda koşturan çocuklar… Her şey o kadar güzeldi ki insanın içinden arabadan inip saatlerce gezmek geliyordu.
Ama tabii yanımda gezmekten nefret eden bir Demir Bey vardı.
Bir ara dayanamayarak tekrar ona baktım. Hâlâ dosyalarına gömülmüş, sanki dünyada başka hiçbir şey yokmuş gibi okuyordu.
“Demir bey…”
Sesimi duyunca gözlerini dosyadan kaldırmadan,
“Efendim?”
“Hiç yorulmuyor musunuz?”
Kaşlarını hafifçe çatıp bana baktı.
“Ne konuda?”
“Dosya okumaktan.”
“Hayır.”
“Hiç mi?”
“Hiç.”
Allah’ım bu adam gerçekten robot olabilir miydi?
“Peki hiç eğlenmiyor musunuz?”
Demir Bey birkaç saniye yüzüme baktı.
“Eğleniyorum.”
Gözlerimi kocaman açtım.
“Nasıl?”
“Çalışarak.”
Bir an sustum.
Sonra dayanamayıp yüzümü buruşturdum.
“Bu eğlenmek değil ki.”
“Benim için öyle.”
“Allah kolaylık versin.”
Demir Bey yeniden dosyasına döndü.
Ben de camdan dışarı bakmaya devam ettim.
Sonunda lüks bir otelin önüne gelmiştik. Daha arabadan iner inmez bizi karşılayan insanlar vardı. Demir Bey, dik duruşunu hiç bozmadan elindeki dosyayı bana verdi ve karşısındaki herkesle tek tek tokalaşmaya başladı.
“Merhaba Demir Bey, ben otelin sahibi Ahmet Duman.”
Demir Bey başını hafifçe eğdi.
“Merhaba Ahmet Bey.”
Ahmet Bey gülümseyerek devam etti.
“Oteline geldiğiniz için çok onur duyduk.”
Ayy ne kadar güzel bir karşılamaydı böyle ama
Demir Bey böyle gereksiz nezaket gösterilerinden hiç hoşlanmadığı için kafasını hafifçe salladı.
“Asistanım ve ben çok yorulduk. Odalarımız hazır mı? Malum, akşama önemli bir toplantım var.”
“Tabii tabii efendim. Çocuklar, hemen eşlik edin Demir Bey’e.”
Demir Bey önden, ben ise arkasından yürüyordum. Malum, adam 1.90 olunca yetişmek pek mümkün olmuyordu.
“Şey, Demir Bey… Ben eşyaları öyle bıraktım ama çalmazlar değil mi?”
Demir Bey yürümeye devam ederken bana dönmeden cevap verdi.
“Güvenmiyorsan neden bıraktın o zaman?”
“Ne bileyim Demir Bey! Size yetişmek için hızlı hızlı koştum arkanızdan.”
Demir Bey bir anda durdu. Elini ensesine götürüp derin bir nefes aldı.
“Galiba hata ettim.”
“Ne hatası, Demir Bey?”
O sırada biz asonsöre binmiştik .
Bu kez bana doğru yürümeye başladı. Ben de istemsizce bir adım geri gittim.
Demir Bey bir adım attı.
Ben bir adım geri gittim.
O bir adım daha attı.
Ben yine geri gittim.
Derken sırtım asonsörün köşesindeki dayandı. Kaçacak yerim kalmamıştı.
Demir Bey son bir adım daha atıp önümde durdu.
“Bir daha konuşursan seni tekrardan İstanbul’a göndereceğim.”
Ben hemen kafamı salladım.
Demir Bey kaşlarını çattı.
“Konuşsana.”
Ben de kaş göz hareketleriyle bir şeyler anlatmaya çalıştım ama adam anlamadı.
“Demir Bey, hem konuşmayın diyorsunuz hem konuşun diyorsunuz. Ben şimdi ne yapayım?”
Demir Bey başını yukarı kaldırıp gözlerini kapattı.
“Ya sabır… Ya sabır…”
Ben de onun hareketini taklit ederek tavana baktım.
“Allah’ım, biraz da bana ver. Hep Demir Bey’e verme. O zaten çok zengin.”
Demir Bey’in dudaklarının kenarı kıvrıldı. Daha fazla dayanamayacak gibi görünüyordu.
İki kolumdan tutup beni asarsörün köşesine doğru yasladı.
“Bir daha konuşursan…”
Ben “Ee?” der gibi yüzüne baktım.
Demir Bey önce gözlerimin içine baktı. Sonra bakışları yavaşça dudaklarıma kaydı.
Ve sinsi bir şekilde sırıttı.
“Yoksa başka bir şekilde susturacağım seni.”
Bakışları bir kez daha dudaklarıma kaydı.
O an ne demek istediğini anladım.
O kadar aptal değildim, değil mi?
Bu sefer ne kaş göz hareketi yapabildim ne de tek kelime çıkarabildim ağzımdan.
Demir Bey beni bıraktı ve sırıtarak birkaç adım geri çekildi.
“Ohh be… Dünya varmış Dünya.”
Son kelimeyi özellikle bana bakarak söylemişti.
Ya da ben öyle hissetmiştim.
Çünkü o an korkudan Demir Bey’in yüzüne bile bakamıyordum.
Sonunda asansör durmuştu. Tam çıkıyordum ki asansörün dibinde bekleyen otel görevlisine neredeyse çarpacaktım. Tam ona doğru giderken Demir Bey kolumdan tuttuğu gibi beni kendisine çevirdi.
Ve o an Demir Bey’le göz göze geldim.
Bana öyle içten bakıyordu ki… Sanki o kara gözlerinin içinde kaybolacakmışım gibi hissettim. Bundan etkilenmemek elde değildi.
Demir Bey gözlerimin içine bakarak mırıldandı:
“Yeşil değilmiş… Maviymiş.”
Sanki bunu bana değil de kendisine söylüyor gibiydi.
“Neyden bahsediyorsunuz, Demir Bey?”
Aynı sakin tonda cevap verdi.
“Gözlerin mavi.”
“Ha, onlar mı? Evet. Genelde herkes yeşil sanıyor ama mavi.”
Tam o sırada otel görevlisi araya girdi.
“Pardon efendim, asansöre bineceğiz de…”
Ne?
Oha!
Yanlış anlamışlardı bizi!
Hemen Demir Bey’den ayrıldım.
Tam o sırada önümüzde yaşlı bir çift belirdi. Kadın bize bakıp kocasının koluna dokundu.
“Ellemesene… Ne kadar birbirlerine yakışıyorlar değil mi, kocacığım?”
“Hayır, hayır teyze! Bizi yanlış anladınız!”
Demir Bey ise hiçbir şey demeden aramızdan geçip gitmişti bile.
Yaşlı kadın kahkaha atarak:
“Yok yok kızım, yanlış anlamadık. Zaten siz yeni evlisiniz, anlaşılan.”
İkisi birden gülmeye başladı.
Ben de kıpkırmızı bir şekilde hemen yanlarından uzaklaştım. Yoksa kadın biraz daha konuşursa kim bilir neler söyleyecekti. Tipinden belli zaten!
Ben Demir Bey’in arkasından giderken içimden söyleniyordum.
Bu adam odalarımızı nereden biliyordu yahu?
Demir Bey tam odasına girecekken seslendim.
“Demir Bey, durun!”
Demir Bey kapıyı kapatmak üzereyken son anda durdu.
“Ne var?”
“Şey… Demir Bey, ben nerede kalacağım?”
Demir Bey bana dümdüz baktı.
“Ne bileyim ben?”
“Nasıl yani?”
Daha başka hiçbir şey söylemeden kapıyı yüzüme kapattı.
Manyak herif!
Mafya babası, sapık, psikopat!
Tam arkasından saydırmaya başlamıştım ki—
“Efendim, bu taraftan.”
Kim böldü beni be?!
Hemen arkamı döndüm. Karşımda otel görevlisini görünce yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti.
Vallahi öz anamı babamı görsem bu kadar sevinmezdim.
Gerçi görsem de sevinemezdim çünkü onları tanımıyorum ki!
“Efendim, odanız hemen burası.”
Demir Bey’in hemen yanı mı?
Gerçekten mi?!
“Hayır, hayır! Burada olmaz. Başka oda yok mu? En azından bu kat olmasın.”
Otel görevlisi mahcup bir ifadeyle başını salladı.
“Efendim, bu kat zaten sizin için özel hazırlandı. Ayrıca boş odamız da yok.”
Uff…
Benim kara yazım!
Ne yapacaksın?
Üç gün dayan kızım. Sadece üç gün.
Otel görevlisi odanın özelliklerini anlatmaya devam ediyordu ama ben artık hiçbirini dinlemiyordum. Çünkü bu otel var ya…
Otel değil, resmen saray yavrusu!
Adam konuşmasını bitirip çıkınca ben de etrafa bakınmaya başladım.
Kocaman bir yatak, devasa pencereler, oturma alanı ve…
Bir dakika.
Jakuzili banyo mu?!
Hemen üstümü başımı çıkardım ve kendimi jakuziye bıraktım.
Üstelik su çoktan doldurulmuş, içine güller bile serpiştirilmişti.
Oh be!
En azından bu anın tadını çıkaracaktım.
Çünkü saat akşam dokuzu bulduğunda ağır adamlarla önemli bir toplantımız vardı.
Demirden devam
Sonunda ondan kurtulmuştum.
Derin bir nefes verdim.
“Bir insan hiç mi susmaz ya? Hep konuştu, sürekli konuştu… Kafamda hâlâ sesi yankılanıyor.”
Hemen koltuğa oturup başımı koltuğun arkasına yasladım ve gözlerimi kapattım.
Bir daha bu kızla hiçbir yere gitmeyeceğim.
Tam o sırada telefonumun sesiyle düşüncelerim bölündü. Ceketimin cebinden telefonu çıkarıp arayan kişiye baktım.
Merve.
Telefonu açtım.
“Merve?”
“Alo abii!”
“Ne var?”
Sesinden neşesi hemen belli oluyordu.
“Abi, biz nikâh için gün aldık. Çarşamba gününe!”
“Tamam, hayırlı uğurlu olsun şimdiden.”
Bir anda Merve sustu.
Telefonun diğer ucunda birkaç saniye boyunca hiçbir ses çıkmadı.
Sonra çekinerek sordu:
“Sen gelmeyecek misin?”
Kaşlarımı çattım.
“O nereden çıktı? Biricik kız kardeşim evleniyor. Orada olacağım tabii.”
Merve’nin sesi bir anda neşeyle doldu.
“Seni çooook seviyorum!”
“Ben de seni.”
Telefonu kapatmadı.
Ben de bir süre bekledim. Hâlâ konuşmuyordu.
“Sorun ne?”
Ses tonum bir anda ciddileşmişti.
Merve derin bir nefes aldı.
“Şey abi…”
“Ne?”
“Babamla konuştun mu?”
Gözlerimi kapatıp koltuğa biraz daha yaslandım.
“Evet.”
“Ne dedi sana? Bir şey yaptı mı?”
Sesindeki endişeyi hemen fark ettim.
Onu rahatlatmak için yalan söylemek zorundaydım.
“Karşı geldi ama… Bu beklediğimiz bir şeydi, değil mi?”
Merve üzgün bir sesle:
“Evet…”
“Üzülmeni istemiyorum. En azından şu sıralar sen sadece düğününe odaklan. Gerisini bana bırak.”
Telefonun diğer ucunda yine sessizlik oldu.
Sonra Merve çekingen bir sesle sordu:
“Sana bir şey yaptı mı?”
Bir an cevap veremedim.
Çünkü kardeşimin sesindeki o korkuyu duyunca, ona gerçeği anlatmak hiç olmadığı kadar zor geldi.
“Hayır.”
Yalan ağzımdan hiç düşünmeden çıkmıştı.
Merve birkaç saniye sustu.
“Emin misin abi?”
“Eminim. Sen merak etme.”
“Tamam…”
Ama sesinden hâlâ inanmadığı belliydi.
Ben de konuyu değiştirmek için derin bir nefes aldım.
Maviden devam
“Allahım, bu kadar dolamak zorunda mı?”
İpleri bağlamamıştım aslında ama nasıl başardıysam yanlış bağlayıp resmen kördüğüm etmişim. Açmaya çalıştıkça daha da beter oluyordu. Bir de elbisenin bir kısmı gereğinden fazla uzun kalmıştı.
Ne yaptıysam çıkmıyordu.
Hayır, onu da geçtim… Elbise üstümden çıkmıyordu!
Nasıl becerdiysem kendime öyle sıkı bağlamışım ki sanki biri gelip makasla kesse bile zor kurtulacaktım.
Elbiseyle aramızda artık köy düğümü, kara sevda… Ne ararsanız vardı.
“Maşallah, bayağı kendi kendime de espri yapıp gülüyorum.”
Yaklaşık yarım saattir uğraşıyordum ama yok arkadaş! Elbise ne çıkıyordu ne çözülüyordu.
Saate bakınça 20:30 olmuştu bile 9da toplantımız var allahım sen bana deli güçü ver yarabbim
Son umudum Demir Bey’di.
Hadi mavi gazzan mübarek olsun
Sonuçta yan odadaydı. Bir şey demezdi ki… Neden kızsın? Açıp gelecekti, hepsi buydu.
Derin bir nefes aldım ve kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açıp koridora çıktığımda Demir beyin odasının önünde birkaç saniye öylece kaldım.
Damladan devam Biz oyuna o kadar dalmıştık ki yorgunluktan Fikret’in gözleri gidip geliyordu. Uyumamak için bütün bildiği dilleri konuşuyor, saçma sapan kelimeler söyleyip duruyordu.Bu son oyun bendeydi ama bir iki tane üst üste yandığım için aslında sıramı ona vermem gerekiyordu. Ama hiç de vermedim.Fikret de bir süre sonra sesini çıkarmadı.İstemsizce yanımdaki adama baktım.Boynu bükülmüş, gözleri kapalı bir şekilde uyuyordu.“Ah, benim öküzüm… Uyuya mı kaldın?”İstemsizce elim onun gür saçlarına gitti. Saçlarını biraz okşadım. O sırada Fikret birden kıpırdanıp yatağa doğru uzandı.Bu haline istemsizce gülümsedim.Büyümüş ama içindeki çocuk hâlâ duruyordu.“İyi geceler, adam.”Yanına kıvrılıp gözlerimi kapattım.Fikret’ten devam Tam yana doğru döndüm ki—“Ahhh!”Damla’nın sesiyle hemen gözlerimi açıp yataktan doğruldum.“İyi misin? Ben nasıl burada uyudum bilmiyorum, özür dilerim.”Damla gözlerini yarı baygın hâlde açıp konuşmaya çalıştı.“Önemli değil… Hadi geri gel. Uyuyalım biraz daha.”Bir anda yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.Şu hâliyle küçük bir çocuk gibiydi.Keşke onu öpebilseydim.Ama hayır.Fikret, kendine gel.Her şeyi mahvetme.Şu an yatağında dünyanın en güzel kadını var. Yetin ve sadece bak.Biraz daha ona baktım.Tam o sırada kapı çaldı ve Ayşe Sultan dan diye içeri girdi.Ayşe Sultan:“Kuzum kalk, kalk! Savaş Bey, oğlum, Lavi kızıma evlenme teklifi ediyor!”“Ne?”Damla da aynı anda şaşkınlıkla doğruldu.“Neee?”Arkamı dönüp Damla’ya baktım. Yataktan doğrulmuş, Ayşe Sultan’a bakıyordu.Ayşe Sultan bizi görünce gözleri kocaman açıldı.“Aaaa! Kızım, senin burada olduğunu bilmiyordum. Ben çıkayım oğlum!”Damla utançından hemen yorganın altına girdi.Kendimi tutamayıp kahkaha attım.“Hadi çık, abiye bakmam lazım. Bu anı kaçıramam hem kezbana dalga geliçek birşryler bulurum hem.”Damla yorganı hafifçe açıp kafasını dışarı çıkardı.“Lavi’ye nasıl evlenme teklifi eder ki?”Kaşlarımı çattım.“Neden etmesin?”Damla omuzlarını hafifçe kaldırdı.“Ne bileyim… Ayrı insanlar sonuçta.”O cümle kalbime oturdu.Ayrı insanlar.Nasıl yani?Tamam, Lavi deli olabilir, biraz da başına buyruk olabilir ama abi de öyle çok akıllı sayılmazdı zaten.Birbirlerini tamamlıyorlardı işte.Hem biri diğerinin eksik tarafını kapatıyordu.Ben onların birbirine ne kadar yakıştığını düşündükçe içimde tuhaf bir his oluştu.Damla’nın söylediklerini duymazdan gelmeye çalışarak ayağa kalktım.“Sen gerçekten çok saçma konuşuyorsun.”Damla yorganın altından sadece gözlerini çıkarıp bana baktı.“Niye?”“Çünkü bazı insanlar birbirinden farklı olduğu için değil, tam tersine birbirini tamamladığı için birlikte olur.”Damla birkaç saniye sustu.Sonra kaşlarını kaldırdı.“Sen bayağı romantik çıktın.”Kahkaha atmaya başladı.Ben de başımı iki yana sallayıp kapıya yöneldim.Ama içimde tek bir düşünce vardı.Acaba Damla’yla beni bütün kusurlarımla seveçek miydi ???Damladan devam Fikret tam kapıdan çıkıyordu ki hemen yataktan çıkıp peşine takıldım. Yattı gemi 🚢 yan gidermiş… Artık ne diyeyim? Ya o öyle değil miydi?“Aman boş ver, bilen varsa yorumlara yazıversin bari.”Şu an Savaş denilen adam, Lavinia’nın önünde diz çökmüş, parmağına yüzüğü takıyordu. Ben o sırada ağlamam mı gerek, gülümsemem mi gerekiyor, hiç bilmiyordum.Hiçbir duygumu şu an hissedemiyordum.Ya mutsuz olursa bu adamla?Ya daha çok onu üzerse?Onu üzdüğü an öldürürüm vallahi.Şu an Lavi’yle yüz yüzeydik. Ona sarılmayı çok istiyordum ama Savaş Bey’den müsaade olmayınca yerimde durmaya karar verdim.O sırada Fikret kulağıma doğru eğildi.Fikret:“Sakin. Bir daha böyle çıkma, yoksa illaki birilerini öldürmem gerekecek.”Anlamayan gözlerle ona baktım. O da kaşlarıyla üzerimi işaret etti.Yeniden üzerime bakınca Fikret’in tişörtünü giydiğimi ve şu an altımda hiçbir şey olmadığını hatırladım.Ben yavaş yavaş Fikret’e yanaştım.“Beni buradan götür.”Fikret:“Bence de.”Belimden tuttuğu gibi beni yürütmeye başladı.Tekrar odaya girdim ve hemen banyoya girip üstümü değiştirdim. Banyodan çıktığımda Fikret de üstünü değiştirmiş, takım elbise giymişti.Bana bakıp yine kaşlarını çattı.Fikret:“Aslında benim tişörtümü giymeye devam etmeliydin.”Anlamayan gözlerle ona baktım.“Neden?”Fikret:“Neden olacak? Be benim tişörtüm senin elbisenden daha uzun. Baksana, kıçını bile zar zor kapatıyor.”İyice sinirlenmiştim.“Sen hayırdır? Şimdiden kıyafetlerime mi karışıyorsun ha?”Fikret de aynı şekilde kaşlarını çatarak konuştu.“Evet. Benim kadınımsan ne giyeceğine, gideceğin yerlere, hatta ve hatta konuştuğun herkese karışırım.”Bu ne biçim konuşmaydı be?“Sen kimsin de bana karışacaksın be? Oldu, bir de eve kapat beni ha!”Fikret ciddi ciddi cevap verdi.“Yok, o kadarını yapmam.”Ya bir de cevap veriyor!“Ben sana bir şey söyleyeyim mi?”Fikret kaşlarını iyice çattı.“Söyle.”“Bizden var ya… Hiç bok olmaz.”Deyip odadan çıktım.Ama nedense içime sanki kocaman bir yumru oturmuş gibiydi.Sonu niye böyle bitti ki?İstemsizce gözümden bir damla yaş süzüldü. Hızlı adımlarla kapıdan çıkmıştım.Tam o sırada hiç tanımadığım kapı koruması konuştu.“Bir sorun mu var, Damla Hanım?”Nereden biliyordu ki benim ismimi be?Ben tam cevap verecektim ki arkamdan onun sesi geldi.Fikret:“Bir şey yok Alp. Sen işine dön.”Alp:“Pardon abi, ben şey diye…”Fikret:“Tamam, neyse.”Deyip beni kolumdan tuttuğu gibi arabaya bindirdi.Yarım saat geçmesine rağmen ne ben konuşmuştum ne de o.Bizim eve gitmediğimizi anlamıştım ama nereye gidiyorduk, onu da bilmiyordum.Gururumu hiçe saymayacaktım.İlk konuşan o olacaktı.Çünkü hatalı olan oydu.Fikret:“Özür dilerim.”Ne?Özür mü?Bu kadar çabuk gelmesini beklemiyordum.Yine ses etmedim.Çünkü bu kadar basit değildi.Şimdi göz yumarsam ömür boyu göz yumardım. O sözlerini tek tek geri alacak, beni ne kadar kırdığını anlayacaktı.Fikret:“İstersen bugünden sonra benimle hiç konuşma ama özür dilerim. Bilerek söylemedim o kelimeleri. Tabii istediğin gibi giyin. Bakanın gözünü çıkartmak da bende.”Ben yine suspus oturuyordum.Fikret devam etti.“İstediğinle konuş ama erkekse lütfen benim bildiğim kişi olsun. Benimle tanıştır ve buluştuğun zaman yanında ben olayım.”Bunları söylerken bile damarları belirginleşmişti. Elini direksiyonda öyle sıkıyordu ki parmaklarının arasındaki gerilim buradan bile belli oluyordu.Fikret:“Ev konusuna gelirsek… Seni kendime kapatmak istiyorum, doğru. Ama seni hayatından soyutlamak istemiyorum. Sadece demek istediğim şu; artık seninle bir ilişkimiz var. Yani… ilişkimiz vardı. Ona göre hareket edelim.”Ona baktım.Gerçekten pişman olduğunu görüyordum.Artık konuşma sırası bendeydi.“O zaman sen de beni kız arkadaşlarınla tanıştıracaktın.”Fikret omuzlarını silkti.“Benim hiç kız arkadaşım yok ki.”Nasıl yok?Bu yakışıklının hiç kız arkadaşı olmamış mı?Garip.“Nasıl yani?”Fikret:“Ben sevmem öyle işleri. Benim hayatımda üç tane kadına yer vardır.”Kaşlarımı çattım.“Üç mü?”Fikret evet anlamında başını salladı.“Evet. Biri annem, iki eşim, üç ilerideki kızım.”İstemeden yüzümde bir gülümseme oluştu.Fikret bana bakarak hafifçe gülümsedi.“Tabii kızlarımızın sayısı artabilir.”Sonra bana göz kırptı.Allah’ım…Neydi bu şimdi yaaaaaa?
Yazardan:demirin hades kostümünü nasıl buldunuz 😈
Ve yazarın ikinçi huyu ne olabilir mavinin sevmediği siz söyleyin hadi ne olabilir 🤔

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.157okunma 76beğeni 28yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18