64. bölüm / 101
Lavinia61.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 61.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime · Okuduğun bölüm
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir anda yataktan doğruldum. Kimse beni burada böyle göremezdi. Hemen yataktan çıkıp üstümü başımı düzelttim, ardından yatağı toparladıktan sonra yavaş adımlarla kapıya doğru yürüdüm.
İç ses: “Niye yavaş yürüyorsun ki?”
“Ya biri beni duyarsa?”
İç ses: “Odada kimse yok, farkında mısın?”
“Ya dışarıdan duyulursa?”
İç ses: “Sence Zeus’un odasında ses yalıtımı yok mudur?”
Bir anda durup düşündüm.
“Bir insanın odasında neden ses yalıtımı olsun ki?”
İç ses: “Sence?”
“Oha… Yuh!”
İç ses: “Hemen aklına saçma şeyler gelmesin. Belki iş konuşmaları falan yapıyordur.”
“Odasında mı?”
İç ses: “Tabii tabii… Sen öyle inan.”
“Uff, bana ne be! Beni ilgilendirmez zaten. Ne yapıyorsa yapsın.”
İç ses: “He he… Ben de inandım.”
Tam kapıyı açıp çıkıyordum ki Ayşe Sultan’ı görür görmez kapıyı hızla tekrar kapattım.
“Allah’ım… Ben bu odadan nasıl çıkacağım ya?”
Bir iki dakika daha bekledikten sonra yeniden kapıyı araladım. Etrafı dikkatlice kolaçan ettim. Acaba biri var mıydı? Çok şükür kimse görünmüyordu.
Hemen odadan çıkıp koşar adımlarla kendi odama doğru ilerledim. Tam içeri girecektim ki…
Fikret: “Ooo… Kimler uyanmış.”
Uff… Umarım beni görmemiştir.
Fikret: “Sen hâlâ üstünü değiştirmemişsin, Kezban. Hastaneden çıkan insan önce üstünü değiştirir, sonra da güzelce duş alır. Bunları bilmiyorsan öğreteyim.”
“Bana bak, beni daha fazla sinirlendirme de git işine.”
Fikret yüzünde sinir bozucu bir gülümsemeyle bana baktı.
Fikret: “Benim işim sensin, Kezban.”
Onunla daha fazla uğraşmamak için hiçbir şey söylemeden odama girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes verdim.
Gerçekten banyoya girip uzun bir duş almam gerekiyordu.
Banyoya geçip aynanın karşısına dikildim. Kendime dikkatlice baktım. Nedense bugün yüzümde hafif bir canlılık vardı. Göz altlarımdaki morluklar da sanki biraz olsun azalmış gibiydi.
İç ses: “Tabii… Zeus’un yanında uyursan böyle olur.”
“Biz birlikte uyumadık.”
Kendi kendime mırıldandım.
“…Yani, herhalde.”
İstemsizce elim tişörtüme gitti. Kumaşı parmaklarımın arasında tutup burnuma yaklaştırdım. Üzerinde hâlâ onun kokusu kalmış gibiydi.
Garip olan ise bu kokunun beni huzursuz etmesi gerekirken tam tersine içimi sakinleştirmesiydi.
“Neden…” diye fısıldadım kendi kendime.
“Neden bu kadar rahatlatıyor ki beni?”
Savaş’tan Devam (Gece)
Fikret: “Patron…”
Fikret: “Patron…”
Bir anda Fikret’in susmak bilmeyen sesi kulağımda yankılanmaya başladı. Gözlerimi araladım. Lavin uyanmasın diye sesimi alçaltarak konuştum.
“Ne var lan? Patron, patron…”
Fikret utana sıkıla bir şeyler gevelemeye başladı. Söylediklerinden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Sinirlerim yavaş yavaş bozuluyordu.
“Doğru düzgün konuş.”
Fikret: “Patron… Benim uykum gelmeye başladı da… Allah korusun, direksiyon başında uyuyakalırım.”
Derin bir nefes verdim.
“Tamam, kes uzatma. Sür eve.”
Fikret hafifçe gülümsedi.
Fikret: “Tamam, patron.”
Başımı tekrar koltuğa yasladım. Bu sessiz anın tadını çıkarmaya çalışıyordum.
Bu kez gözlerimi kapatmadım.
Bakışlarım Lavin’e kaydı.
Saçları omzuna dağılmıştı. Yüzüne düşen birkaç tutam saç bile onu daha güzel gösteriyordu. Hafifçe büzülen kaşlarından yine huzurlu bir rüya görmediği belliydi.
Rüyalarında bile rahat bırakmıyorlardı onu…
İçimden sessizce söz verdim.
“Ama bugünden sonra… Kimse seni üzemeyecek.”
Fikret: “Patron… Geldik.”
Gözlerimi devirerek başımı ona çevirdim.
“Bir gün hatırlat da oğlum… Senin şu sesini keseceğim.”
Fikret korkmuş gibi başını eğdi.
Fikret: “Sen nasıl istersen, patron.”
Arabadan dikkatlice indim. Lavin’i hafifçe omzuma yaslayarak kapının önüne kadar geldim. Kapıyı açtıktan sonra onu yavaşça kucağıma aldım.
O kadar hafifti ki…
Sanki kucağımda yirmi beş yaşında bir kadın değil de küçücük bir çocuk vardı.
Fikret şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
“Ne var?”
Fikret: “Yok… Yok bir şey, patron.”
“Olmasın da.”
Hiçbir şey söylemeden yürümeye devam ettim. Tam kapıyı ayağımla açacakken Fikret benden önce davranıp kapıyı sessizce açtı.
Başımı bile çevirmeden içeri girdim.
İlk başta onu kendi odasına bırakmayı düşündüm.
Ama birkaç saniye sonra bundan vazgeçtim.
Doğruca kendi odama çıktım.
Onu büyük bir dikkatle yatağın üzerine yatırdım. Bir an sanki uyanacakmış gibi kıpırdandı. Nefesimi tuttum.
Ama tekrar derin bir uykuya daldı.
İçimden rahat bir nefes verdim.
Yatağın kenarına oturup yüzünü izledim.
“Ne oluyor oğlum sana böyle?” diye kendi kendime fısıldadım.
“Sen… Bir gün böyle birine bağlanacak adam mıydın?”
Dudaklarımda istemsiz bir tebessüm oluştu.
Garipti…
Ama bu halimi seviyordum.
Hem de düşündüğümden çok daha fazla.
Onu sevdiğim için pişman olmayacağımı da ilk kez bu kadar net hissediyordum.
Bir süre daha baksaydım uykusunu bölecektim.
Sessizce banyoya geçtim. Hızlı bir duş aldıktan sonra üzerime sadece rahat bir şort giydim ve tekrar odaya döndüm.
Yatağa uzanıp onu usulca kolumun altına almayı düşünüyordum ki buna gerek kalmadı.
Uykusunda farkında bile olmadan bana doğru sokulmuştu.
Kollarını hafifçe üzerime dolamış, adeta küçük bir ahtapot gibi bana tutunmuştu.
İçimde sıcacık bir his yayıldı.
Ben de onu ürkütmemeye dikkat ederek yavaşça kendime çektim.
Alnımı saçlarına yasladım.
“İyi geceler, güzelim…” diye fısıldadım.
Keşke elimden gelseydi de seni bütün kötülüklerden saklayabilseydim.
(Sabah – Savaş)
Ben uyanmıştım ama Lavin hâlâ deliksiz uyuyordu. Usulca eğilip alnına küçük bir öpücük kondurdum.
Keşke dudaklarına kondurabilseydim…
Ama o izin vermedikçe bunu asla yapmazdım. En azından uyanık olması gerekiyordu.
Uzun zamandır ilk defa bu kadar rahat uyumuştum. Benim için bu resmen mucizeydi. Bazen bir hafta boyunca doğru düzgün uyuyamadığım olurdu. En sonunda yorgunluktan bayılır gibi uyurdum.
Ama bugün…
Ne yorgundum ne de uykusuz.
Sanırım bunun sebebi Lavin’di.
Onun o uyuşturucu gibi kokusu… Aklımı hâlâ başımdan alıyordu.
Tam bunları düşünürken hafif hafif sayıklamaya başladı. Dün gece de birkaç kez aynı şekilde beni uyandırmıştı.
Hemen elini tuttum ve sakin bir sesle konuştum.
“Tamam… Geçti güzelim. Ben buradayım.”
Lavin: “Anne… Anne… Hayır… Hayır…”
Kalbim istemsizce sıkıştı.
“Şşt… Tamam. Hepsi geçti.”
Bir süre daha fısıltıyla bir şeyler mırıldandı, sonra yeniden derin uykusuna daldı.
Annesine ne olmuştu acaba?
Bugünkü ilk işim Lavin’in annesi hakkında araştırma yapmak olacaktı.
Komodinin üzerindeki saate baktım.
Saat sekize geliyordu.
Bir saat sonra çok önemli bir toplantım vardı.
Önemli olmasaydı…
Saatlerce burada kalır, Lavin’in benim kollarımın arasında uyanışını izlerdim.
Şimdi değil belki… Ama bir gün her sabah böyle uyanacağız.
Bundan emindim.
Yatağı hafifçe terk edip banyoya girdim. Duşumu aldım, hazırlanıp işlerimi bitirdim.
Tam giyinme odasına geçecektim ki vazgeçtim.
Biraz daha onu izlemek istedim.
Bu yüzden kıyafetlerimi odada giymeye karar verdim.
Gömleğimin düğmelerini iliklerken yataktan hafif bir kıpırtı geldi.
Sanırım Lavin uyanıyordu.
Gözlerimi ona çevirdim.
Uykulu hâliyle kendi kendine anlaşılmaz şeyler mırıldanıyordu.
İstemsizce gülümsedim.
Nasıl oluyor da bu kadar tatlı olabiliyorsun?
Artık çıkmam gerekiyordu.
Kapıya doğru ilerledim ama tam çıkacakken aklıma bir şey geldi.
Koridordaki görevliye seslendim.
“Çarşafları ve yastık kılıflarını değiştirmeyin.”
Görevli şaşkınlıkla bana baktı.
“Emredersiniz, patron.”
Kapıyı kapatırken kendi kendime söylendim.
“Bugün de onun kokusuyla uyuyacağım.”
Sonra bir an durup kendi kendime güldüm.
“Olum… Kendine gel.”
“Sen piskopat mısın?”
“Yoksa yavaş yavaş delirmeye mi başladın?”
Ama ne kadar inkâr etsem de…
O kokudan vazgeçmeye hiç niyetim yoktu.
Ayşe: “Savaş, oğlum.”
“Günaydın, Ayşe Sultan.”
Ayşe: “Günaydın da sen bugün geç kalmışsın.”
Hiç yataktan çıkasım yoktu ki…
Ayşe Sultan’a sadece başımı sallamakla yetindim. Tam merdivenlere doğru gidecektim ki arkamı döndüğümde onun benim odama doğru yürüdüğünü gördüm.
“Ayşe Sultan!”
Bir anda bağırınca olduğu yerde irkildi.
Ayşe: “Ne oldu oğlum? İyi misin?”
“İyiyim… Ama bugün kimse benim odama girmeyecek.”
Ayşe: “Neden…”
Devam edecekti ki gözlerimdeki kararlılığı görünce sustu.
Ayşe: “Peki oğlum… Sen nasıl istersen.”
“İyi.”
Ayşe: “Gel, kahvaltı hazır.”
“Yok. Zaten geç kaldım.”
Ayşe: “Sen bilirsin o vakit.”
Başımı hafifçe sallayıp merdivenlere yöneldim. Ayşe Sultan da arkamdan geliyordu. Ayak seslerinden anlamıştım.
Tam dış kapıya çıkarken Fikret beni karşıladı.
Fikret: “Günaydın, patron.”
“Şirkete gidiyoruz.”
Fikret: “Tamam, patron.”
“Mehmet nerede?”
Mehmet: “Buradayım, aslanım.”
“Abi, bugün şirkete Demir gelecek. Sen ortamı ayarla.”
Mehmet: “Hayırdır?”
“Bir mesele var. Bugün tamamen bitireceğiz.”
Mehmet: “Eyvallah.”
Tam arabaya binecektim ki Mehmet abinin sesiyle durdum.
Mehmet: “Merve nasıl olmuş?”
Bunu neden sorduğunu anlamayacak kadar saf değildim. Mehmet abinin Merve’den hoşlandığını uzun zamandır biliyordum.
“Bilmiyorum ama o da bugün toplantıda olacak.”
Mehmet abi istemsizce gülümsedi.
Acaba ben de Lavin’i düşünürken dışarıdan böyle aptal mı görünüyordum?
Fikret: “Mehmet abi, sana ne Merve’den ya?”
Fikret’in aklı her zamanki gibi sadece yemekteydi. Böyle şeyleri anlayacak biri değildi. Eminim aramızda evlenmeyecek tek kişi oydu. Onu mutlu eden tek şey yemekti.
“Boş boş konuşma da kapımı aç.”
Fikret: “Tabii, patron.”
⸻
Toplantının başlamasına beş dakika vardı.
Buna rağmen herkes çoktan masadaki yerini almıştı.
Odada çıt çıkmıyordu.
Masanın başında ben oturuyordum. Sağ tarafımda Mehmet abi, onun yanında Fikret vardı.
Karşımızda ise Demir ve yanında Merve oturuyordu.
Fikret’in umurunda bile değildi.
O, önündeki ikramlarla meşguldü.
Mehmet abiye baktığımda ise gözlerini Merve’den bir an olsun ayıramıyordu.
Bunu Demir fark etse şu an burada kavga bile çıkardı.
Ve bu sefer…
Belki de haklı olurdu.
Beni yaraladığı için ona kızgın değildim.
Hatta yaptığı şeyi hak ettiğimi bile düşünüyordum.
Her ne kadar Merve’ye hiçbir zaman umut vermemiş olsam da adımızın aynı cümlede geçmesi bile Demir’i öfkelendirmeye yetmişti.
Sessizliği ilk bozan Demir oldu.
Demir: “Ben bu meseleyi artık çözmek istiyorum, Karahan.”
“Ben de aynı şeyi istiyorum, Barutçu.”
Demir: “Artık kız kardeşimin adı kirlendi. Bunu nasıl temizlemeyi düşünüyorsun, Karahan?”
İşte…
Asıl konuya gelmiştik.
Bu meseleyi günlerce düşünmüştüm.
Hiç sevmediği biriyle evlenmek…
Bu, ikimizin de hayatını mahvedebilirdi.
Ama Merve’nin adının bu şekilde anılmasına da göz yumamazdım.
Bu işin tek bir çıkış yolu vardı.
Derin bir nefes aldım.
Herkes gözlerini bana çevirmişti.
Vereceğim cevap, o odadaki herkesin hayatını değiştirecekti.
Benim bile bazi şeyler zamana bırakmak gerekiyor iyi de olsa kötüde olsa….
“İsterseniz bu konuyu akşam, benim evimde yiyeceğimiz yemekte konuşalım, Barutçu.”
Demir kaşlarını çattı.
Demir: “Hayırdır, Karahan? Bizi mi oyalıyorsun sen?”
Bu sefer gerçekten sinirlenmiştim.
Benim de bir sabrım vardı.
“Ben senin gibi miyim lan? Arkadan adam göndereyim.”
Demir bir anda ayağa kalkacak gibi oldu.
Demir: “Bana bak…”
Tam devam edecekti ki Mehmet abi araya girdi.
Mehmet: “Sizi sadece misafirimiz olarak davet ettik, Demir Bey. Lütfen başka bir anlam çıkarmayın. Eğer size karşı kötü bir niyetimiz olsaydı, şu an burada oturuyor olmazdınız.”
İşte…
Akıllıca söylenmiş bir cümle buydu.
Merve de sessizliği bozdu.
Merve: “Abi, lütfen sakin olur musun? Mehmet haklı.”
O an fark ettim.
Mehmet abiyle Merve bir anlığına göz göze geldiler.
İkisinin bakışlarında garip bir şey vardı.
Ama üzerinde durmadım.
Şimdi bunun sırası değildi.
Demir derin bir nefes verdi.
Demir: “Öyle olsun bakalım.”
Mehmet: “O zaman akşam saat sekizde görüşürüz.”
Demir: “İnşallah.”
Tam o sırada Fikret ağzındaki böreği çiğnerken konuştu.
Fikret: “Ne oldu? Gidiyor musunuz?”
İstemsizce ayağa kalktım.
“Evet. Toplantı bitti. Akşam bizde görüşürüz.”
Kimsenin konuşmasına fırsat vermeden toplantı odasından çıktım.
O ortam bile artık midemi bulandırıyordu.
Şu an tek ihtiyacım olan şey…
Onun sesini duymaktı.
Hiç vakit kaybetmeden Lavin’i aradım.
Telefon uzun uzun çaldı.
Ama açmadı.
Bir kez daha…
Bir kez daha…
Beşinci kez aradığımda da sonuç değişmemişti.
Telefonu hâlâ açmıyordu.
Nedense bu durum beni gereğinden fazla sinirlendirmişti.
Hemen Ayşe Sultan’ı aradım.
Telefonu ilk çalışta açtı.
Ayşe Sultan: “Efendim oğlum.”
Lafı uzatmadan konuya girdim.
“Bu akşam misafirimiz var. Ona göre yemek hazırlayın.”
Ayşe Sultan: “Tabii oğlum. Kaç kişi gelecek?”
“İki kişi.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Demir’le Merve.”
Ayşe Sultan şaşkınlıkla konuştu.
Ayşe Sultan: “Ne? Demir bey de mi geliyor?”
“Evet.”
Daha fazla açıklama yapmak istemiyordum.
Telefonu kapattım.
Başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi kapattım.
“Sadece bu çözümü var başkada yok yapmak Zorundasın savaş her iki taraf içinde en iyi bu”
Bölüm etkileşimi
