82. bölüm / 101
Lavinia78.Bölüm
Bölümler 101Şu an: 78.Bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime · Okuduğun bölüm
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Damladan devam
Şu an Fikret’in arabasında, evime doğru gidiyorduk. Ne kadar hayır desem de beni kucağına alıp arabaya bindirmişti. Şimdi ise ikimiz de sessiz bir şekilde yolculuk ediyorduk.
İstemsizce gözlerim eteğime kaydı. Eteğim yine yukarıya çıkmıştı. Ne kadar çekiştirip aşağı indirmeye çalışsam da etek inadına yerinde duruyordu.
Şerefsiz etek, ne olacak şimdi?
Fikret:
“Eteği artık bırak, yırtacaksın ha. Yırtılırsa da değişecek bir şey olmayacak, orası da ayrı.”
“Yine sen ne saçmalıyorsun?”
Fikret arabayı tenha bir yere çekip durdurdu. Ardından bana dönerek ciddi bir ifadeyle konuştu.
Fikret:
“Bana bak kızım. Ben bir kere söyleyeceğim, sen de bir kere cevap vereceksin bana.”
“Ne?”
Şaşkın gözlerle ona baktım. Ne oluyordu böyle? Fikret elini ensesine atmış, ağzından bir şeyler geveliyordu ama ne dediğini anlayamıyordum.
“Ne diyorsun be? Sesli konuşsana.”
Fikret:
“Tamam be… Bana her gün börek yapar mısın?”
Börek mi? Her gün mü? Manyak mı bu?
“Sen kafayı mı yedin? Niye sana her gün börek yapayım?”
Fikret yönünü tekrar arabaya çevirip kendi kendine söylendi.
Fikret:
“Bu böyle mi söylenir, salak?”
Bunu galiba kendisine söylüyordu.
“Bana ne söylemek istediğini açık açık söyler misin?”
Fikret bu sefer, daha önce hiç görmediğim kadar sakin bir şekilde ellerimi tuttu.
Acaba ölüyor mu? Bana ‘hakkını helal et’ falan mı diyecek?
Fikret:
“Ben seni ilk gördüğüm andan beri tuhaf hissediyorum. Yani… ne bileyim be. Benimle evlensen olur mu?”
“Evlenmek mi?”
Fikret:
“Kısmen.”
“Kısmen mi?”
Fikret bir anda telaşlandı.
Fikret:
“Hayır, hayır… evet!
“Evet’i ben söylemem gerekmiyor mu?”
Fikret’in yüzünde ani bir gülümseme belirdi.
Fikret:
“Kabul ettin yani.”
Ne hayır, ne kabulü be?
“Hayır.”
Fikret’in gülümsemesi bir anda soldu.
Fikret:
“Hayır mı?”
“Hayır yani… öyle demek istemedim.”
Fikret tekrardan sırıttı.
Fikret:
“O zaman evet mi?”
“Off! Beynim yandı ya… Fikret, bir dakika! Ne hayır ne evet.”
Fikret şaşkın şaşkın bana baktı.
Fikret:
“Nasıl yani?”
“Bu böyle mi olur?”
Fikret kaşlarını çattı.
Fikret:
“Nasıl olurmuş, Damla Hanım?”
Bu sefer galiba gerçekten sinirlenmişti.
“Senin hiç sevgilin olmadı mı ya?”
Fikret hiç düşünmeden cevap verdi.
Fikret:
“Hayır.”
“Nasıl yani?”
Fikret son derece normal bir şeyden bahsediyormuş gibi konuştu.
Fikret:
“Ben sevgili mevgili işlerinden anlamam. Ben bir kadını severim, onu da mezara kadar severim. Ve burada sevdiğim kadın sen oluyorsun. Hayır desen de eyvallah derim, geçerim. Bizde zorlama olmaz. Kara sevda deriz, toprağa gömeriz.”
Bir anda şaşırdım.
Ne oluyor be böyle?
“Sen benim cevabımı bile beklemeden sevdiğinden vaz mı geçiyorsun?”
Fikret:
“Haşa. Biz adamlar bir kere severiz.”
“Ama vazgeçmişsin gibi konuştun.”
Fikret:
“Ben öyle konuşmadım. Ama seni de zorlamak istemiyorum. Öyle düşünme yani… Senin de bende gönlün varsa…”
Sözünü bile bitirmesine izin vermeden Fikret’in dudaklarına yapıştım.
Ben net insanım, ne yapabilirim ki?
Fikret karşılık vermedi. Yalan yok, bu beni biraz üzdü. Ama hemen geri çekildim.
“Seni istiyorum.”
“Eveeeet!”
Fikret
“Allah!”
İstemsizce ben de gülümsedim. Fikret ise ne yapacağını şaşırmış gibiydi.
Bir süre yüzüme baktıktan sonra sordu:
Fikret:
“Öpebilir miyim?”
Allah’ım, bir de izin mi alıyor?
“Öp.”
Fikret hiç beklemediğim bir yerden öptü.
Alnımdan.
Evet, evet… alnımdan öpmüştü beni.
Fikret elini benim oturduğum tarafın torpidosuna uzattı.
Fikret:
“Pardon.”
Fikret uzandığı yerden bir kutu çıkardı. Mavi bir kutuydu.
Bu… bu düşündüğüm şey olamaz, değil mi? Ama lütfen olmasın.
Fikret kutunun kapağını açarak bana doğru çevirdi.
Ve bam!
Evet, bu bir yüzüktü.
Ne ara aldın be adam sen bunu? Bunu kabul edeceğimi nereden biliyordun peki?
Fikret:
“Bunu aslında seni ilk gördüğüm zamanın akşamı almıştım. Ya bu senin olacaktı ya da hep bende, bir köşede duracaktı. Her baktığımda seni hatırlamak için.”
Ama ben bu adama ölürüm ya…
Fikret:
“Ama bunun bende kalmasına gerek yok artık. Sahibine taksam olur mu?”
Yüzük çok mükemmeldi. Ve benimdi. Hayatımda aldığım en güzel şeydi bu.
Elimi uzatıp ona takmasını istediğimi belli ettim. Fikret hiç ikiletmeden yüzüğü parmağıma taktı ve ardından elimi öptü.
Fikret:
“Her zaman benim ol. Daima benimle kal. İyi ya da kötü, ne olursa olsun hep yanımda ol. Seni ben hep seveceğim. Çünkü…”
“Ben de söz veriyorum, sana her gün börek yapacağım. Arada bir yapmasam olur değil mi?”
İkimiz de aynı anda gülmeye başladık.
Fikret:
“Olur gülüm, olur.”
Ve birbirimize sarıldık.
Onun bu kadar sıcak bir adam olduğunu bilmiyordum. Hep bana böyle çocuksu geliyordu ama beni ona çeken bir şey vardı.
Şu an el ele tutuşmuş, Fikret araba kullanıyordu. Ben de yüzüğüme bakıyordum. Yüzük o kadar büyük ve ağırdı ki…
“Bu kadar büyük olması gerekiyor muydu, kara gözlüm? Daha küçükleri yok muydu?”
İstemsizce güldüm. Ama bunu çok ciddiye alan Fikret, direkt bana baktı. Sonra da bakışları yüzüğüme kaydı.
Fikret:
“Tamam gülüm. Yarın seninle gider değiştiririz. Beğenmediysen…”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Gerçekten mi?”
Fikret de aynı şekilde bana baktı.
“Ben mecaz anlamında söylemiştim aslında.”
Fikret omuz silkerek gülümsedi.
“Sen iste, ben sana yüzük fabrikası açarım.”
İstemeden gülümsedim. Beni gerçekten bu kadar kısa zamanda benimsemiş olması içimi sıcacık yapıyordu.
Fikret:
“Evine geldik, gülüm.”
Ufff… Aslında hiç eve gitmek istemiyordum.
“Beni babaannem böyle görecek, kalp kırıcı geçirir kadın annemin de dilinden düşmeyeceğim. Ama son ana kadar değecek.”
Son cümlelerimi söylerken kara gözlümün gözlerinin içine bakıyordum.
Fikret de gülümsedi. Ardından elini ensesine atıp biraz gerildi.
“Ne oldu?”
Fikret:
“Şey… aslında…”
Gülümseyerek sordum:
“Ne aslında?”
Fikret:
“Şey, istersen bana geçelim. Yanlış anlama ha, beni sakın kötü şeyler düşünme. Ben öyle biri değilim…”
Daha cümlesini tamamlayamadan yanağına küçük bir öpücük kondurdum.
“Tamam, sakin ol. Yanlış bir şey düşünmedim. Hem sana gelsem daha iyi olur.”
Fikret rahatlamış bir şekilde derin bir nefes verdi.
Fikret:
“O zaman benim eve gidelim.”
Ona, tamam der gibi başımı salladım.
Fikret arabayı yeniden çalıştırıp yola koyuldu. Yol boyunca hiç susmadık. Birbirimize neleri sevdiğimizi, nelerden hoşlanmadığımızı sorup durduk.
Sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuşuz gibi, her geçen dakika biraz daha yakınlaşıyorduk.
Maviden devam
“Evet, şanslı. Bir hafta yalnız kalacaksın, yan komşuyla tamam mı?”
“Hav hav hav!”
“Hişt! Biliyorum onu sevmediğini ama dayanman lazım. Seni götüremem ki toplantıya. Ha, götürdüm diyelim… Demir Bey beni varya, bu sefer uçağın pervanesine bağlar, öyle uçarız artık.”
“Hav hav hav!”
“Evet, evet. Haklısın. Ben de sevmiyorum Demir denilen patronu ama ne yapacaksın? Senin maman, bakımın derken bunlara para lazım.”
Şanslı başını yana eğip bana öyle bir bakmıştı ki sanki bütün suç benimmiş gibi.
“Tamam, tamam. Bakma bana öyle masum masum. Suç sende değil, o patronda. Biraz güler yüz gösterse ne olur sanki?”
“Hav hav hav!”
“Tamam, tamam… Sen de haklısın.”
Şanslı da sonunda bana onayını verdikten sonra kapının zili çaldı. Bu herhalde yan komşumuz olacaktı.
“Bak, Şahsiye Hanım geldi. Bir şey deme, bak!”
“Hav hav hav!”
Hemen parmağımı dudaklarıma götürüp sus işareti yaptım. Şanslı da ne demek istediğimi anlamış olacak ki hemen sustu ve yerine gidip oturdu.
Şahsiye Hanım hâlâ zile basıyordu.
“Bu kadını da keşke Demir Bey öldürse… Ne iyi olurdu.”
Kendi kendime bunu geçirirken hafifçe sırıttım ve sonunda kapıyı açtım.
Şahsiye:
“Ne boş boş sırıtıyorsun be? Gelip kapıyı açsana! Bir saattir buradayım.”
“Şey… Kusura bakmayın, Şahsiye Hanım.”
Şahsiye kaşlarını çatıp hemen düzeltti.
“Hanım değil, bayan! Bayan!”
“Tabii, Şahsiye Bayan.”
“Ha, böyle! Şanslı nerede? Hani hazırlamadın mı daha?”
“Yok, yok. Hazır. Hemen çağırıyorum. Eşyaları da bu çantanın içinde. Pazartesi günü gelip alacağım.”
Şahsiye çantaya bakıp sonra tekrar bana döndü.
“Paramı hemen gönder. Yoksa kapıya koyarım.”
“Şey… Yani ben Şanslı’yı aldıktan sonra ödesem?”
Şahsiye Hanım bir anda sinirlenip bana kükreyerek konuşmaya başladı.
“Sen bana güvenmiyor musun be? Güvenmiyorsan ne diye bana veriyorsun?”
“Yok, yok! Hemen göndereceğim.”
Şahsiye Hanım başka bir şey demedi ama hâlâ burnundan soluyordu.
Ben ise Şanslı’ya dönüp içimden derin bir nefes aldım.
“Özür dilerim oğlum… Ama yapacağım bir şey yok. Bu kadın sana bakmak zorunda.”
Şanslı bana öyle bir baktı ki sanki söylediklerimin hiçbirine inanmıyordu.
“Tamam, tamam… Öyle bakma. Ben de seni bırakmak istemiyorum.”
Şanslı başını eğip sessizce çantasının yanına gitti.
Ben de çaresizce tasmasını elime aldım ve onu, zor da olsa, Şahsiye Hanım’a yani… Bayan Şahsiye’ye teslim ettim.
Kapı tekrardan çaldı. Bugün maşallah, kapı bir türlü susmuyordu.
“Kim oooo?”
“Benim efendim, Halit.”
“Halit mi?”
Gidip kapıyı açtım. Ha, bu bizim şirketin şoförüydü. Ama ne alaka?
“Hayırdır Halit abi?”
Halit:
“Demir Bey seni havaalanına götürmemi istedi. O da orada olacakmış.”
“Tamam abi, ben hemen valizimi alıp geliyorum.”
Halit:
“Ağırsa ben alayım mı?”
“Yok yok abi, zaten bir tane. Çok ağır değil.”
Halit gülerek başını salladı.
“Helal be sana kız. Bizimkiler olsa kaç tane valiz olurdu burada, biliyor musun?”
Aslında her aile öyle değil midir?
Sanırım benim hiç öyle bir ailem olmadı.
Üniversite yıllarımda arkadaşlarımın aileleri onları ziyarete geldiğinde görürdüm. Kızların çantalarında bir sürü yemek, yeni yıkanmış mis gibi elbiseler, annelerinin yaptığı yemekler olurdu.
Ama benim hiç öyle bir şansım olmadı.
Hep bir valiz…
Hep aynı kıyafetler…
Ne ev yapımı yemek vardı ne de mis kokan, yeni yıkanmış elbiseler.
Düşüncelere dalmışken Halit abinin sesiyle kendime geldim.
“Hazırsan çıkalım mı?”
Hemen yüzüme neşeli bir ifade yerleştirdim.
“Hazırım abi.”
Evin içindeki valizimi alıp arabaya bindim.
Yaklaşık bir saat sonra havaalanına gelmiştik.
Demir Bey’in neden arabayı gönderdiği şimdi belli olmuştu. Ben buraya taksiyle gelecektim ve herhalde bir on bin lira falan verecektim.
Uçağa binip yerime oturdum ama Demir Bey hâlâ ortalıkta yoktu.
Acaba ne zaman gelecekti?
Akşamki toplantıya geç kalacaktık.
Tam onu arayacaktım ki Demir Bey’in hostesle bir şeyler konuştuğunu gördüm.
Hostes de hostesti ha…
Demir Bey’in dibinden ayrılmıyor, sürekli gülümsüyordu.
“Off, gıcık şey.”
Demir Bey sonunda gelip tam karşımdaki koltuğa oturdu.
“İstersen bıçak vereyim, öyle ölmem.”
“Pardon, Demir Bey?”
Demir Bey bana doğru biraz yaklaşarak konuştu.
“Bakışlarını diyorum. Çok sert bakıyorsun da öyle ölmem. Bıçak getireyim, işin daha kolay olur.”
Gerçekten de ben neden bu kadar sinirliydim ki?
“Şey… Yanlış anladınız Demir Bey. Ben kim, sizi öldürmek kim? Değil mi ama?”
Demir Bey anlamayan gözlerle yüzüme baktı.
“İyi misin?”
“İyiyim, Demir Bey.”
Tam konuşacaktı ki yine araya girdim.
“Ama durun… Siz zaten çok iyi olmanız lazım, değil mi? Az önceki şeyden sonra.”
Demir Bey’in kaşları çatıldı.
“Şey…”
Onunla konuşmadan başımı salladım.
“Anladım, anladım.”
Demir derin bir nefes aldı.
“Ya sabır.”
“Amin. Bana da.”
Demir Bey tam bir şey söyleyecekti ki az önceki hostes yine yanımıza geldi.
Hostes:
“Demir Bey, merhaba tekrardan. Ne içersiniz?”
Demir Bey gözlerini benden hiç ayırmadan konuştu.
“Biz burada zaten konuşuyoruz. Kim dedi araya girin diye?”
Hostese baktığımda onun da bana sinirli bir şekilde baktığını gördüm.
Hostes:
“Özür dilerim, Demir Bey.”
Demir:
“Uzatma. Çekil. Ben çağırmadan bir daha gelmeyin.”
Hostes:
“Tabii efendim.”
Hostes uzaklaşınca içimden sırıttım.
Oh, canıma değsin!
Demek öyle. Bir daha da o kadar yakınlaşmazsın.
Tam yüzümdeki sırıtmayı gizlemeye çalışırken Demir Bey’in sesi geldi.
“Şu an sırıtman ve az önceki sinirin… Umarım düşündüğüm şey değildir, Mavi.”
Ne?
Ne düşünüyor ki?
Ben sırıtıyor muyum gerçekten?
Ne oluyor bana?
Bu adam iyice dengemi bozmuştu.
Herhalde korku mimiklerime, oradan da sinir sistemime vurmuştu. Yoksa başka bir açıklaması olamazdı.
“Ne düşünüyorsunuz ki, Demir Bey?”
Demir Bey geriye yaslandı. Sonra hostese el etti.
Daha şimdi gitti, ne diye çağırıyor ki?
Demir:
“Boş ver. Zamanı gelince sen de anlarsın.”
Bu neydi şimdi?
Resmen bilmece gibi konuşuyordu.
Hostes:
“Buyurun efendim?”
Demir:
“Viski. Sen ne içersin?”
“Yok, ben bir şey içmeyeceğim. Teşekkür ederim.”
Hostes:
“Hemen getiriyorum, Demir Bey.”
Demir Bey sadece başını sallayarak onayladı.
Ben de daha fazla ona bakmamak için telefonumu çıkarıp Vavelya uygulamasını açtım. Lavinia kitabını bulup okumaya başladım.
Yine yazar döktürmüş de döktürmüştü. İstemeden kıkırdamaya başladım. Fikret’le Damla’nın ilişkisine ne acayip be
Hele Fikret’in iltifatı neydi öyle… Sadece ben bakarım memelerine, heheh! Bittim ya!
Demir:
“Kiminle mesajlaşıyorsun?”
Kitaba o kadar dalmışım ki nerede olduğumu unutmuşum. Hemen kendimi toparladım.
“Kimseyle mesajlaşmıyorum, Demir Bey.”
Demir kaşlarını çattı.
“O zaman neye gülüyorsun böyle? Delirdin mi?”
“Aa, hayır Demir Bey. Tabii delirmedim.”
Yerimden kalkıp Demir Bey’in yanına geçecektim ki ayağım bir yere takıldı.
Tam yere düşecekken Demir Bey beni tuttu.
Bir anda elleri belimde, benim ellerim de onun boynundaydı.
Yüzlerimiz birbirine o kadar yakındı ki dudaklarımız arasında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Bir an Damla gibi ben de Demir Bey’in dudaklarına mı yapışsaydım diye düşündüm.
Demir:
“Öpmemi istiyorsun?”
İçimi mi okuyabiliyor bu adam?
“Ne?”
Demir:
“Kızım, doğrulsana. Biraz daha böyle beklersem vallahi öperim o pembe dudaklarını.”
Bir anda kendime gelip doğruldum.
“Şey… Ben yerime geçsem daha iyi olur, Demir Bey.”
Demir:
“Gerek yok. Artık geldin, gel yanıma otur. Neye sırıttığını merak ettim.”
Bir anda içim garip bir şekilde ısındı.
Çünkü kimse beni önemsemezdi ki…
Hatta bazen beni görmezlerdi bile. Sanki bir hayalet gibiydim.
Ama şimdi biri gelip benim okuduğum şeyi merak etmişti.
Tamam der gibi başımı salladım, yanına oturdum ve Lavinia kitabını açıp ona gösterdim.
Demir:
“Bu ne?”
Gerçekten mi?
“Okuduğum kitap, Demir Bey. Ne olacak?”
Demir:
“Sen buna mı sırıtıyordun?”
Ona kafa salladım.
“Evet.”
Demir:
“Gerçekten çok tuhaf bir kızsın, Mavi.”
“Öyle demeyin Demir Bey. Bir okuyun, çok güzel.”
Demir gözlerini telefonumdan çekip uçağın camından dışarıdaki bulutlara baktı. Elindeki içkiden de bir yudum aldı.
“Zıkkımın pekini iç…”
Tam yerimden kalkıyordum ki eliyle karnıma hafifçe dokunup beni durdurdu.
Demir:
“Vazgeçtim. Sen bana oku.”
Elimi kendimi göstererek şaşkınlıkla sordum.
“Ben mi?”
Demir:
“Evet. Hadi, okumaya başla.”
“Ama Demir Bey, zaten sesli okuma özelliği var. Oradan da dinleyebilirsiniz.”
Demir Bey bu kez oldukça ciddi bir şekilde konuştu.
“Ben sana oku dediysem oku.”
Ona tamam der gibi başımı salladım.
“Nereden başlayayım, Demir Bey?”
Demir:
“En başından başla.”
“Ufff, Allah’ım yaaa… Neyin içine düştüm ben?”
İçimden kendime söyleniyordum.
“Ben ne halt edip kitabı gösterdim ki? Salaklık bende. Aferin sana Mavi, aferin.”
Telefonu biraz daha kendime yaklaştırıp kitabın en başına döndüm.
Ve okumaya başladım.
Bölüm etkileşimi
