75. bölüm · Lavinia
71.bölüm
Mavi den devam
Arabadan inemedim. Hatta ona bile bakmadan Demir Bey arabayı çalıştırdı.
“Ne oluyor şimdi? Kimsenin olmadığı bir yere mi götürecek beni? Yoksa direkt mezarlığa götürüp orada mı öldürecek? Ya da denize mi fırlatacak?”
Zaten küçücük bir şeydim. Düğün üstünde olsam bile kimse beni fark etmezdi. Ancak gündüz vakti, kimsesiz bir yaşlı adam balık tutmaya gelip de beni bulursa…
Oha Mavi!
Hadi sana iyi ölmeler.
Sonuçta sen de iyi bir kızdın.
Dur, bir de kendime Fatiha okuyayım. Nasıl olsa arkamdan kimse okumayacak.
Tam gözlerimi kapatıp içimden dua etmeye hazırlanıyordum ki Demir Bey’in sesiyle irkildim.
Demir:
“İn.”
“Bir iki dakika bekler misiniz Demir Bey? Kendime Fatiha okuyacağım.”
Demir Bey kaşlarını çatıp bana baktı.
Demir:
“Ne Fatiha’sı?”
Ne kadar cahil! Okumuş ama Müslümanlıktan nasibini almamış. Tüh tüh, yazık.
“Şey… Hani Demir Bey, ölülerin arkasından okunan bir dua var ya… Onu okuyacağım.”
Daha sözümü bile dinlemeden arkasını dönüp gitti. Bir şeyler de mırıldanıyordu ama ne dediğini duyamıyordum.
Kesin nereye gömeceğini planlıyor.
Şuraya gömsek kimse bulamaz…
Yok, burası çok açık…
Denize atsak daha kolay…
Allah’ım, adam cinayet planını bile yüksek sesle yapıyor olabilir!
Tam arkasından gidip kaçmaya karar verecektim ki etrafa dikkatlice baktım.
Bir dakika…
Burası benim evin hemen altındaki lokanta değil mi?
Biz niye buraya geldik ki?
Ha!
Yoksa beni yemekle mi zehirleyecek?
Olabilir mi?
Neden olmasın?
Karşımda duran adam sonuçta tam bir Jason Statham’a benziyordu. Tamam, kel değildi ama onun gibi bakıyordu. Konuşması bile aynıydı. Üstelik sürekli takım elbise giyiyordu.
Ama bir sorun vardı.
Jason Statham masumlara dokunmuyordu.
Bu ise…
Seri katil!
Hem de takım elbiseli, yakışıklı ve son derece sakin bir seri katil.
Benim sonum gerçekten geldi.
Demir Bey lokantanın kapısına doğru yürürken arkasından bakakaldım.
Ne bekliyorsun? Kaç!
Savaş dan devam
Artık ne diyorsa desin, ne düşünüyorsa düşünsün… Bıkmıştım.
Ben ne istiyorsam onu alırdım. Ya güzellikle ya da zorla.
Ve bu kural Lavi için de geçerliydi.
Ya güzellikle benim olacaktı…
Ya da…
Bilmiyordum.
Belki buna saplantı denirdi. Belki delilik. Belki de aşkın en tehlikeli hâliydi.
Ama bildiğim tek bir şey vardı.
Ben artık onsuz yapamıyordum.
Ne denirse densin, ne düşünülürse düşünülsün… Lavi benim olacaktı.
Ne eksik…
Ne fazla.
Lavinia:
“Bakın, beni yani siz—”
Daha fazla konuşmasına izin vermedim.
Ellerimi saçlarına götürüp onu kendime doğru çektim ve dudaklarına kapandım.
Bir anlığına ne yaptığını anlamaya çalışır gibi öylece kaldı.
Sonra…
Karşılık verdi.
İşte aradığım fırsat buydu.
Onun da bana karşı bir şeyler hissettiğini düşünmek, içimdeki bütün o karmaşayı daha da büyütüyordu.
Ama ben ne kadar ileri gitmek istesem de Lavi’nin yanında her şey değişiyordu.
Elimi saçlarından yavaşça çekerek içimde daha önce hiç tanımadığım bir tereddüt oluştu.
Ben…
Savaş.
Bir kadının ne hissettiğini umursamadan yaşayan adamdım.
İstediğimi alır, arkamı dönüp giderdim.
Ama bu kadın…
Bu kadın söz konusu olduğunda…
Ona dokunmaya bile kıyamıyordum.
İlk kez birine yaklaşırken korkuyordum.
İlk kez birinin canını yakmaktan korkuyordum.
İlk kez…
Birini kaybetmek düşüncesi beni gerçekten dehşete düşürüyordu.
Belki sevgi gerçekten böyle bir şeydi.
İnsanı güçlü değil…
Savunmasız yapan bir şeydi.
Ve ben hayatımda ilk defa, kendi duygularımın karşısında çaresiz kalmıştım.
Artık kendimi frenlemek ya da durdurmak istemiyorum ama Lavinia’yı korkutmak istemiyordum. Ellerimi saçlarından çekip aşağıya doğru sürtünerek kalçalarına kadar götürdüm ve sıkmaya başladım. Lavinia’nın ağzından bir inilti çıkmıştı ve bu, beni gerçekten çileden çıkarmaya yetmişti bile.
Kendimdeki kontrolü kaybetmeye başladım.
Yavaş ama sakin bir şekilde Lavinia’nın kulağına doğru eğildim ve sessiz bir şekilde konuşmaya başladım.
“Eğer şimdi durmazsak, beni artık durduramazsın güzelim.”
Lavinia bir anda kaskatı kesilmişti.
Geri çekildiğimde yüzünün kıpkırmızı olduğunu fark ettim ve bu durum benim çok hoşuma gidiyordu.
Sağ elini tuttum. Önce elinin üstüne bir öpücük kondurdum. Sonra yüzük kutusunu açıp yüzüğü çıkardım ve parmağına takmak üzereyken Lavinia elini çekmeye çalıştı.
Lavinia:
“Savaş Bey, bakın lütfen böyle yapmayın. Böyle olmaz. Siz ve ben… Olmaz.”
Artık bu saçma sapan şeylerden çok sıkılmıştım.
“Neden olmasın? Görüyorum Lavinia… Sen de beni seviyorsun.”
Bazen sevmekte yetmez ki… Sen ve ben, daha biz bile diyemiyorken nasıl kabul edebilirim ki bunu?
“Özür dilerim…”
İstemsizce gözümden bir damla yaş süzüldü. Hemen elimin tersiyle silip ona belli etmemeye çalıştım ama Savaş görmüştü. Gözlerini bir an olsun benden ayırmadan bana doğru yaklaştı.
Savaş’ın sesi bu kez daha yumuşaktı.
“Sen benimle olduktan sonra o dünyayı ben senin dünyan yaparım. O da olmazsa… O dünyaları beraber kurar, beraber döşeriz. Yeter ki sen benim yanımda ol.”
Bir an sustu. Gözlerimin içine öyle derin baktı ki, sanki bütün korkularımı tek tek görüyordu.
“Sen benimle ol, gerisini bana bırak ölüm çiçeğim.”
Kalbim göğsümün içinde deli gibi çarpıyordu. Onun söyledikleri kulağımda yankılanırken, içimde yıllardır birbirine düğümlenmiş bütün korkular çözülmeye başlamıştı.
Savaş elimi tuttu. Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirirken başparmağıyla elimin üzerinde yavaşça gezindi.
“Ben sana kolay bir hayat vaat etmiyorum, ölüm çiçeğim. Ama ne yaşarsak yaşayalım, tek başına yaşamayacağına söz veriyorum.”
Gözlerim yeniden doldu.
Savaş hafifçe gülümsedi.
“Çünkü sen artık yalnız değilsin.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Ya bir gün pişman olursan?”
Savaş’ın yüzündeki gülümseme kayboldu. Bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.
“O gün gelirse… O gün beni karşında bulursun. Ama senden vazgeçtiğim gün değil.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Seni sevdiğim için değil sadece… Seni seçtiğim için buradayım.”
Dudaklarım titredi.
“Beni seçmek bu kadar kolay mı?”
Savaş başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Elimi dudaklarına götürüp usulca öptü.
“Seninle kalmak kolay değil.”
Gözlerimin içine baktı.
“Ama seni kaybetmekten daha zor da değil.”
Yazardan:sizçe Lavi kabul ediçek mi
Demir gerçekten maviyi öldüreçek mi
