61. bölüm / 101
Lavinia58.bölüm
Bölümler 101Şu an: 58.bölüm
- 1 🦋🦋34 kelime
- 2 1 bölüm327 kelime
- 3 2 bölüm743 kelime
- 4 3 bölüm142 kelime
- 5 4 bölüm194 kelime
- 6 5 bölüm228 kelime
- 7 6 . Bölüm376 kelime
- 8 7 . Bölüm453 kelime
- 9 8 . Bölüm448 kelime
- 10 9.bölüm215 kelime
- 11 10.bölüm431 kelime
- 12 11.Bölüm436 kelime
- 13 12. Bölüm441 kelime
- 14 13.Bölüm358 kelime
- 15 14.bölüm465 kelime
- 16 15.bölüm210 kelime
- 17 16. Bölüm234 kelime
- 18 17.bölüm248 kelime
- 19 18.bölüm171 kelime
- 20 19.Bölüm239 kelime
- 21 20.Bölüm247 kelime
- 22 21.Bölüm304 kelime
- 23 22.bölüm525 kelime
- 24 23.Bölüm169 kelime
- 25 24.Bölüm400 kelime
- 26 25.Bölüm352 kelime
- 27 🦋🦋🦋22 kelime
- 28 26.Bölüm190 kelime
- 29 27.Bölüm304 kelime
- 30 28.Bölüm223 kelime
- 31 29.bölüm214 kelime
- 32 30.Bölüm465 kelime
- 33 31.Bölüm279 kelime
- 34 Kitap hakında26 kelime
- 35 32.Bölüm339 kelime
- 36 33.bölüm235 kelime
- 37 34.Bölüm348 kelime
- 38 35.Bölümm365 kelime
- 39 36.Bölüm640 kelime
- 40 37.Bölüm517 kelime
- 41 38.Bölüm267 kelime
- 42 39.Bölüm618 kelime
- 43 40.Bölüm702 kelime
- 44 41.Bölüm714 kelime
- 45 42.Bölüm814 kelime
- 46 43.Bölüm962 kelime
- 47 44.Bölüm777 kelime
- 48 45.Bölüm937 kelime
- 49 46.Bölüm1.101 kelime
- 50 47.bölüm867 kelime
- 51 48.Bölüm1.333 kelime
- 52 49.Bölüm1.039 kelime
- 53 50.Bölüm1.716 kelime
- 54 51.Bölüm1.268 kelime
- 55 52.Bölüm1.339 kelime
- 56 53.Bölüm918 kelime
- 57 54.Bölüm1.284 kelime
- 58 55.Bölüm1.451 kelime
- 59 56.Bölüm1.667 kelime
- 60 57.bölüm842 kelime
- 61 58.bölüm1.492 kelime · Okuduğun bölüm
- 62 59.Bölüm1.124 kelime
- 63 60.Bölüm1.331 kelime
- 64 61.Bölüm1.746 kelime
- 65 62.Bölüm2.260 kelime
- 66 63.Bölüm1.830 kelime
- 67 64.Bölüm775 kelime
- 68 65.Bölüm2.335 kelime
- 69 66.Bölüm1.901 kelime
- 70 67.bölüm1.962 kelime
- 71 68.bölüm2.398 kelime
- 72 69.bölüm1.070 kelime
- 73 70.bölüm999 kelime
- 74 71.bölüm870 kelime
- 75 72.bölüm1.110 kelime
- 76 73.bölüm1.494 kelime
- 77 74.bölüm1.129 kelime
- 78 75.bölüm1.754 kelime
- 79 76.bölüm1.683 kelime
- 80 77.bölüm2.366 kelime
- 81 78.Bölüm2.161 kelime
- 82 79.Bölüm1.439 kelime
- 83 80.bölüm2.683 kelime
- 84 81.bölüm2.156 kelime
- 85 82.bölüm2.701 kelime
- 86 83.bölüm1.718 kelime
- 87 84.bölüm2.915 kelime
- 88 85.bölüm1.297 kelime
- 89 86.Bölüm2.202 kelime
- 90 87.Bölüm2.450 kelime
- 91 88.bölüm1.271 kelime
- 92 89.bölüm907 kelime
- 93 90.Bölüm991 kelime
- 94 91.bölüm2.097 kelime
- 95 92.bölüm1.824 kelime
- 96 93.bölüm1.468 kelime
- 97 94.bölüm2.273 kelime
- 98 95.bölüm2.884 kelime
- 99 96.Bölüm1.625 kelime
- 100 96.Bölüm1.377 kelime
- 101 97.bölüm2.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lavinia’nın ağzından
İç sesime tam cevap verecektim ki telefonumun titremesiyle lafım yarıda kesildi.
“Allah Allah, bu saatte kim aramıştı ki?”
Hızlı adımlarla yatağımın yanındaki komodine gidip telefonumu elime aldım.
Damla: 30 cevapsız arama.
10 mesaj.
Nedense bir anda telaşlanmıştım. “Ne oluyor ya?” Mesajlara bile bakmadan hemen Damla’yı aradım. Daha ilk çalışta açmıştı.
Damla: “Alo! Kızım, sen neredesin? Şu lanet olası telefonun neredeydi?”
“Damla, sakin olur musun? Ne olduğunu bana söyle. İyi misin?”
Damla: “Ben iyiyim de… Levent Amca…”
“Noldu ona?”
Damla: “Bak, sakin ol tamam mı?”
Onu daha fazla dinlemeden sözünü kestim.
“Ne oldu, Damla? İyi mi? Bir şey mi var? Ne oldu babama?”
Damla: “Babana araba çarpmış.”
“Ne?”
Bir anda ayaklarım beni taşımaz oldu. Yatağın kenarına güçlükle tutundum.
Damla: “Merak etme. Şu an hastanede. Ben de Mert de hastanedeyiz.”
“Hangi hastane?”
Damla: “Bak canım…”
“Sana hangi hastane dedim. Ya da dur, bana mesaj at. Hemen oraya geliyorum.”
Damla: “Bak…”
O, bir şey demesine fırsat vermeden telefonu kapattım. Hemen ayağa kalkıp odamdan çıktım ve koşar adımlarla onun odasına gittim. Beni ancak o götürebilirdi.
Sonunda gelmiştim. Hiç kapıyı çalmadan içeri girdim. Odanın balkonunda, üstü çıplak bir şekilde, gözleri kapalı duruyordu.
“Savaş Bey.”
Ses yoktu. Hâlâ gözleri kapalıydı. Bu sefer daha yüksek sesle seslendim.
“Savaşş Beeey!”
Bir anda gözlerini açtı. Kafasını bana doğru çevirdiği anda şaşkınlıkla bana baktı.
Savaş: “Sen… gerçek misin?”
Bu da neydi şimdi?
Savaş Bey beni gördüğü için şaşırmıştı. Haklıydı aslında ama açıklama yapacak durumda değildim. Hemen yanına gittim. O da çoktan ayağa kalkmıştı.
Savaş: “İyi misin?”
Çok anlamlı bir soruydu. Bazıları için basit olabilirdi ama bir çöpü insan gibi hisseden biri için değildi. Bu soruya hep yalan söylerdim.
“İyiyim.”
Ama aslında çok kötüyüm. Hiç iyi değilim. Fakat ne yapacaksın ki? Koca bir hiç…
Bu defa yalandan kaçındım. İçimden geldiği gibi cevap verdim.
“Değilim… Ben hiç iyi değilim. Ben… ben çok kötüyüm.”
Bir anda gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Aslında şu an, hele de onun yanında ağlamak, güçsüz görünmek istemiyordum. Aptal aptal ağlayan kadınlardan hep nefret ederdim. Çünkü kadınlar erkeklerden daha güçlüydü. Ama bazı kadınlar kendilerini, bir konserve kapağını bile açamayacak kadar aciz gösteriyordu.
Savaş: “Ağla, güzelim… Ağla.”
Bunu hiç beklemiyordum. O “Ağla.” dediği an gözyaşlarım daha da hızlandı. Hıçkırıklarım artmıştı. O ise sadece bana bakıyordu. Ne acıyarak ne de sert bir ifadeyle… Sadece bakıyordu.
Bu bakış bana çok yabancıydı. Ne anlama geldiğini çözememiştim.
Yaklaşık beş dakika ağladıktan sonra gözlerimi sildim.
Savaş: “Rahatladıysan, ne olduğunu anlat. Kim canını acıttı?”
Nedense buna gülmüştüm. O da bana, “Deli misin sen?” der gibi bakıyordu. Belki de beni anlamıştı.
“Babam…”
Bir anda yüzündeki ifade değişmişti. Ben de devam ettim.
“Babama araba çarpmış. Hastaneye gitmem gerekiyor.”
Ona yalvaran gözlerle bakıyordum.
Savaş: “O şerefsize ‘baba’ demeyi kes. Hazırlandıktan sonra çıkarız.”
“Ben hazırım. Hadi çıkalım.”
Tam arkamı dönmüştüm ki kolumdan tuttuğu gibi beni kendisine çekti.
Savaş: “Bu gecelikle çıkmayı düşünmüyorsun herhâlde. Yoksa sana bakan her erkeğin gözünü mü oymamı istersin, güzelim?”
Bunu o kadar rahat ve sakin söylüyordu ki bir an şaşırdım. Evet, üzerimdekilerle gitmeyi düşünüyordum ama o telaşla üstümde ne olduğunu fark etmemiştim.
Onun gözleri yine dudaklarıma kayınca huzursuzca kıpırdandım. O da bakışlarını dudaklarımdan çekip gözlerime çevirdi.
Savaş: “Ya da bekle…”
Bir anda beni bırakıp odasına gitti.
Bir dakika ya! Babam hastanede, belki de…
Bu adam neyin peşindeydi?
Ben de arkasından odasına girdim. Savaş Bey, dolabında bir şey arıyormuş gibi her yeri altüst ediyordu.
“Savaş Bey, zamanım yok. Siz götürmeyecekseniz başka birine söyleyin lütfen. Benim hemen babamın yanına gitmem lazım.”
Yine gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Görmesin diye hemen elimle siliyordum ama arkası kesilmiyordu.
Savaş Bey sonunda aradığı şeyi bulmuş gibi elindeki siyah tişörtle bana doğru geldi.
Savaş: “Birincisi, bir daha o güzel sesini bana yükseltme. İkincisi de seni ben götüreceğim.”
“Üç…”
Bunu istemsizce söylemiştim.
Savaş Bey gülümseyerek yanıma geldi.
Savaş: “Üçüncüsü de bunu giyiyorsun.”
Ben daha ne dediğini tam anlayamadan elindeki tişörtü üzerime geçirdi. Ben de mecburen giydim.
Savaş Bey beni çok tuhaf bir şekilde süzüyordu. Ben de kendime bakınca aslında o kadar da kötü görünmediğini fark ettim. Tişört şortumu da kapatıyordu.
Başımı kaldırıp ona baktığımda hâlâ bana bakıyordu. Yüz hatları gerilmiş gibiydi.
“Savaş Bey, iyi misiniz?”
Bir anlığına geri çekildi.
Savaş: “Hadi çıkalım.”
Ona sadece başımı salladım ama bunu görmedi bile. Hiçbir şey demeden odadan çıktı.
Çok garip davrandı. Az önce bir şey mi oldu acaba?
Neyse…
Şu an fazla düşünmek istemiyorum. Aklımda tek bir şey vardı.
Babam…
Ben de koşar adımlarla aşağı indim. Tam kapıdan çıkıyordum ki Savaş Bey’in mutfakta yüzünü soğuk suyla yıkadığını gördüm.
Bu adama ne oluyor acaba?
Ben dışarıya çıkmıştım. Nefes almaya ihtiyacım vardı. Çünkü bir anda Savaş Bey’in arabası kapının önünde durmuştu. İçinde de Fikret vardı ama ne inmişti ne de soru sormuştu. Sadece arabanın içinde sessizce bekliyordu.
Sonunda Savaş Bey de geldi ve birlikte arabaya doğru yürüdük. Ben tam arka kapıyı açacakken Savaş Bey izin vermeyip kapıyı kendisi açtı.
Ben geçip oturmuştum ki Savaş Bey de benim yanıma oturdu. Ben onun önde oturacağını sanmıştım ama…
İç ses: “Adam kendi arabasında nerede isterse orada oturur.”
Aha, sen eksiktin…
Çok garip bir şekilde ne ben, ne Savaş Bey ne de boşboğaz Fikret konuşuyordu. Nereye gideceğiz diye soru bile sormadılar. Bana adres de istemediler.
Yoksa babamın yaralandığını biliyorlar mıydı?
İç ses: “Kuzum, adam buranın mafya babası. Her kuşun uçuşundan bile haberi vardır.”
Neyse…
Bu konu hakkında da çok soru, hatta hiç konuşasım yoktu.
Yarım saate hastaneye varmıştık. Ya çok yakındık ya da Fikret gerçekten çok hızlı araba kullanmıştı. Çünkü Savaş Bey’in evi dağ taraflarındaydı, merkeze yakın değildi.
Araba durur durmaz tam inecektim ki Savaş Bey bileğimden tuttu. Fikret de arkadan bize bir göz attıktan sonra arabadan indi.
Savaş: “Sakin ol biraz.”
Bunu neden yapıyordu ki?
Onun yanındayken hiç olmadığım kadar güçsüz hissediyordum. Sanki her an ağlayacakmışım gibi oluyordum.
“Şu an değil, Savaş Bey. Ne olursa olsun o benim babam. Canım acıyor… İçim yanıyor. O beni sevmese de babam.”
Deyip elimi onun elinden çektim.
Ben indiğim gibi Fikret’i görmezden gelerek doğruca hastaneye girdim. Damla mesajında, “Acil bölümünde yatıyor baban.” diye yazmıştı.
Koşar adımlarla acile girdim. Gözlerim her köşeyi tarıyordu ama babamı bulamıyordum. Tam Damla’yı arayacaktım ki onun sesi yankılandı.
Damla: “Lavi! Buradayız, buraya gel!”
Sesin geldiği tarafa doğru koştum. Sonunda babamı görebilmiştim. Aslında dışarıdan bakınca o kadar da kötü görünmüyordu. Sadece ayağı alçıdaydı ve uyuyordu.
Yanına gidip elini sımsıkı tuttum, ardından öptüm. Bu kez gözlerimde biriken yaşlara engel olmadım. Aksın… Ne kadar akacaksa aksındı. Benim en büyük zayıflığım babamdı. Onun yanında bütün güçlü yanlarım kayboluyor, duygularım beni tamamen ele geçiriyordu.
“Babam…”
Damla sırtımı okşayarak beni teselli etmeye çalıştı.
Damla: “İyi o, merak etme. Zengin bir denyo çarpmış ama çok ciddi bir şeyi yok. Doktor ayağında kırık olduğunu söyledi. Bir de röntgen çekilecek. Kan tahlillerini de verdik zaten.”
Babamın elini bırakıp Damla’ya sıkıca sarıldım. Babamı hiç sevmemesine rağmen benim için ona yardım ediyordu. Her gün eve gidip yemek bırakıyordu. Bunu bana söylememişti, Mert anlatmıştı.
Bu dünyadaki tek sırdaşım, tek dostum oydu.
“İyi ki varsın.”
Damla: “Sen de öyle kardeşim.”
Tam o sırada babamın sesiyle irkildim.
Baba: “Ooo… Kimler gelmiş kimler.”
Hemen gözyaşlarımı silip kendimi toparladım.
“Baba, iyi misin? Çok ağrın var mı?”
Babam alaycı bir kahkaha attı. Nefesi yine alkol kokuyordu. Buna şaşırmamıştım.
Baba: “Bu seni ilgilendirir mi? Gittiğin günden beri bir kere aradın mı? Bir kere sordun mu lan?”
Damla öne çıktı.
Damla: “Bana bak, baba bozuntusu! Laflarına dikkat et. Ben Lavi gibi susmam.”
Baba: “Ooo… Çok bilmiş de buradaymış.”
Tam o sırada arkamızdan bir gülme sesi geldi.
Arkamı döndüğümde gelenlerin Fikret ile Savaş Bey olduğunu gördüm.
Damla: “Ya sabır… Lan, o mu seni arayacak? Bir de utanmadan hesap soruyor. Şeytan diyor ki serum kablosunu boynuna dolandır…”
Fikret: “Ne şeytanmış… Tam bir katil.”
Fikret’in konuşmaya katıldığını görünce istemsizce Savaş Bey’e baktım.
Fikret: “Pardon abi.”
Ortam daha da gerilmesin diye araya girdim.
“Damla… Sen istersen biraz dışarı çıkıp hava al.”
Ne demek istediğimi anlamış olacak ki sadece başını sallayıp dışarı çıktı.
Babam yine başladı.
Baba: “Ne olacak bu nankör? Yazık o adama… Ne yaptılar da adamı evden kaçırdılar.”
Artık sabrımın da bir sınırı vardı. Bana ne söylerse söylesin… Ama Damla’ya asla.
“Baba, Damla hakkında öyle konuşma.”
Baba: “Ooo… Sen utanmadan onu mu savunuyorsun? Sen de nankörsün. Hatta nankörlüğü geçtim… Bizim ailenin yüz karasısın.”
İşte yine canımı en çok acıtan sözler…
Savaş: “Hadi gidelim artık.”
Babam alayla güldü.
Baba: “Ooo… Malımdan memnun musunuz Savaş Bey?”
Bir anda Savaş Bey’in yüzü karardı.
Savaş: “Ulan it…”
Babamın üzerine yürümek üzereydi. Hemen önüne geçtim.
Göz göze geldik.
Babam alttan alta gülmeye devam etti.
Baba: “İşler herhâlde başka yönlere de gitmiş.”
Bu kez ben patladım.
“Baba! Sen benim hakkımda ne biçim konuşuyorsun? Yeter artık! Sus!”
Savaş: “Gidelim artık Lavinia.”
“Savaş Bey… Bu gece burada kalabilir miyim?”
Tam devam edecektim ki babam yine konuştu.
Baba: “İstemem senden gelecek iyiliği. Şeytandan gelsin daha iyi.”
Savaş Bey kendini zor tutuyordu. Boynundaki damarlar belirginleşmiş, çenesi sıkılmıştı.
Sonunda sert bir sesle konuştu.
Savaş: “Hadi.”
“Ama…”
Savaş Bey gözlerimin içine bakarak sertçe konuştu.
Savaş: “Ne aması lan? Ben ne diyorsam onu yapacaksın. Git diyorsam gideceksin, kal diyorsam kalacaksın. Seni ben satın aldım. Bundan sonra önce beni dinleyeceksin.”
Yazar: savaş niye öyle dedi
Açaba sonradan pişman oluçak mıdır???
Bölüm etkileşimi
