90. bölüm · Lavinia
86.Bölüm
Damladan devam
Ne bekliyordun ki? O kadar şey söyle, hakaret et… Sonra hint kumaşı adam gelip senin boynuna mı sarılacaktı?
“Aferin sana Damla.”
“Damlaaa!”
Sanki biri adımı bağırıyor gibiydi. Ya da belki bana öyle geliyordu, bilmiyordum.
Kapıya doğru yaklaşıp seslendim.
“Neçmi abi! Aç kapılarıı!”
Neçmi abi içeriden seslendi.
“Burası hapishane mi bacım?”
“Yoo, ne alaka?”
“Ne bileyim bacım, öyle içten deyince…”
“Of abi, offf… Benim kalbim bundan sonra zincirli, kapalııı.”
“Neyi?”
Neçmi abiye, Ciddi misin sen? der gibi baktım.
“Abi, burada aşk acısı çekiyorum, farkında mısın?”
Neçmi abiyle sanki yıllardır arkadaşmışız gibi konuşuyorduk.
“Hangisi seni geri çevirdi?”
İstemsizce omuzlarımı hareket ettirdim.
“Fikret beni reddetmedi. Ben kendim kaybettim onu.”
“ hangi Fikret? Burada bir sürü Fikret diye adam var.”
“Hayır, hayır… Ondan bir tane var bu dünyada. Onun da kalbini incittim.”
Neçmi abi anlamayan gözlerle bana baktı. Daha iyi anlaması için açıklamaya başladım.
“Hani böyle uzun boylu… Aynı Maraz Ali’ye benziyor. Sonra kirli sakalları, o kaslı kolları ve o muhteşem gülüşü… Gülüşü güzel adam.”
Neçmi abi kaşlarını kaldırdı.
“Bu tariften anca kendim çıkarım bacı.”
Birbirimize baktık ve gülmeye başladık. Gerçekten gülecek hâlim yoktu ama Neçmi abinin konuşmaları insanı istemeden güldürüyordu.
“Neçmi abi, tabii sen de yakışıklısın da ben uzun boylu dedim. Sen kısasın, tombulsun. Hem senin kirli sakalların yok. Senin tam sakalların var.”
Neçmi abi elini sakallarına götürdü.
“Asla da kesmem vallahi bacı.”
“Kesme, kesme. Sana da böyle ayrı bir hava katmış abi.”
“Değil mi ama?”
“Yani…”
Neçmi abi gülerek bana baktı.
“Kız, seni sevdim ha.”
“Sağ ol abi.”
Sonra bir anda düşünür gibi oldu.
“Sen hele bir söyle, Fikret ne iş yapıyor burada?”
Bir an duraksadım.
Hakkaten… Fikret burada ne iş yapıyordu ki?
Ben hiç sormamıştım.
“Neçmi abi, biz zaten konuştuk. Fikret beni hiç affetmeyecek. Çok kırdım kalbini. Affetmese de olur zaten. Ben ondan sadece özür dilemek istedim ve diledim.”
Sonra başımı yere eğdim.
Neçmi abi bir süre sustu.
“Eğer ki seni seviyorsa gelir peşinden. Ama böyle küçücük şeyleri bahane edip gelmiyorsa, seni zaten istememiştir.”
“Vur sen de abi kalbime hançeri… Bak, gelmedi.”
Neçmi abi hemen konuyu değiştirdi.
“Gel, onu boş ver. Benim çok iyi bir kardeşim var. Hem toprağımda Seni onunla tanıştırayım. Çok iyi anlaşırsınız, bak biraz delidir ama hoştur .”
Bir anda yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi.
“Abi, ciddi misin sen ya? O kadar yol gelmişim, sevdiğim adamın kapısına özür dilemek için. Sen gelip bana başka görücü mü söylüyorsun?”
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
“Lan, sana kim görücü buluyor?”
Arkamı dönerek konuşmaya başladım.
“Neçmi abi…”
Ama sözüm yarıda kaldı.
Çünkü karşımda kaşları çatılmış, ellerini yumruk yapmış bir Fikret duruyordu.
Bakışları doğrudan yanımdaki Neçmi abiye kilitlenmişti.
“Lan Neçmi abi, dedik ama…”
Neçmi abi gayet sakin bir şekilde ona baktı.
“Ne oluyor toprağım?”
Fikret hiç vakit kaybetmeden yanıma geldi ve beni arkasına aldı. Sonra Neçmi abinin önüne geçti.
“Bu kız kimin için geldi, sen biliyor musun buraya?”
“He, biliyom da… Sen onu boş ver. Gel, bu kızı sana yapalım. O salak kızcağızın kıymetini bilememiş. Bak hele, kız buraya kadar gelmiş, özür dilemek için. Ama o kabul etmemiş. Hele bir sabah olsun, o adamı bulup eşeği sudan—”
Daha fazla dayanamadım.
“Neçmi abi…”
Neçmi abi bana baktı.
“ ne ?”
“İşte… dediğim Fikret.”
Neçmi abinin gözleri bir anda açıldı. Hem bana hem Fikret’e baktı.
“Bak koçum… kalbe kalbe karşıymış.”
Fikret’le aynı anda konuştuk.
“Ne?”
“Ne?”
Birbirimize baktık.
Neçmi abi ise sanki hayatının en büyük keşfini yapmış gibi sırıtıyordu.
“Dediğim kişi de buydu zaten.”
İstemsizce gülümsedim.
Ama öyle küçük bir gülümseme değildi bu.
İçimde uzun zamandır hissetmediğim bir şey vardı.
Fikret ise hiçbir şey söylemedi.
Kolumu tuttuğu gibi beni geldiğimiz yere doğru götürdü.
Ben de sadece onu takip ettim.
Kolumu bile çekmedim.
Beni ilk konuştuğumuz yere getirdiğinde bu sefer ben sustum.
Çünkü artık yeterince konuşmuştum.
İlk sözü Fikret söyledi.
“Ben seni hayal sanmıştım.”
“Fark ettim.”
“O zaman niye söylemiyorsun ben hayal değilim diye?”
“Söyledim.”
Fikret elimi bıraktı ve elini ensesine götürdü.
“Bu saatte burada ne işin var senin ya? Başına bir şey gelseydi? Bir sapık seni gözüne kestirip öldürseydi…”
“Ama öldürmedi.”
Fikret’in gözleri bir anda açıldı.
“Sapık mı vardı peşinde?”
“Ne? Ne sapığı ya?”
“Hayır, sapık da yoktu.”
Derin bir nefes aldı. Sanki içi rahatlamıştı.
Sonra beni baştan aşağı süzdü.
Önce yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Sonra kaşlarını çattı.
Bu adam gerçekten bir duygudan diğerine nasıl bu kadar hızlı geçiyordu, anlamıyordum.
“Sen bu kıyafetlerle mi geldin buraya?”
Kıyafetle mi?
Bir anda sinirlendim.
Onca şeyden sonra sadece kıyafetime mi takılmıştı?
“Sen var ya… Sen tam bir hödüksün.”
Fikret kaşlarını kaldırdı.
“O, tekrardan başladık hakarete öyle mi?”
Bir anda sustum.
Artık canımı yakmaya başlamıştı.
Onu kötü hatırlamak istemiyordum.
Bu yüzden daha fazla konuşmak istemiyordum.
“Daha fazla bana katlanamayacaksın.”
Deyip gitmeye başladım.
Ama Fikret elimden tuttu.
“Bırak da ona ben karar vereyim.”
İstemsizce ona baktım.
Gözümden bir damla yaş süzüldü.
“Galiba ben seni üzüyorum.”
Fikret başını hafifçe salladı.
“Hayır. Sen beni üzmüyordun. Sadece bazen benim ödünlüğüm tutuyor.”
İstemsizce gülümsedim.
Fikret de gülümsedi.
“Bu gülümseme sana çok yakışıyor.”
“Sanada öyle.”
İkimiz de gülümsüyorduk.
Ta ki arkamızdan bir ses gelene kadar.
“Hayırlı akşamlar abi.”
Tam arkamı dönecektim ki Fikret beni kolumdan tuttuğu gibi kendisine çekti.
Sonra gelen kişiye doğru konuştu.
“Vardiya değişimi mi?”
“Evet abi.”
“İyi.”
Fikret’in sesi bu sefer çok katıydı.
Otoriterdi.
Benimle konuşurken hiç böyle konuşmuyordu.
“Abi, gelecek misin?”
“Hayır. Mehmet bakacak size bugün.”
“Hayırdır abi? Sen bakardın hep.”
Fikret sabır çeker gibi derin bir nefes aldı.
“Bülent… Hayırdır aslanım? Sana bir de açıklayayım mı?”
Adamın sesi hafifçe titriyordu ama hâlâ soru sormaya devam ediyordu.
“Yok abi, ne haddime… Sen hiç böyle yapmazdın ya.”
Fikret’in sesi daha da sertleşti.
“O zaman siktir git Bülent.”
Arkamdaki kişinin yürüdüğünü sesinden anlamıştım.
Fikret ise hâlâ beni bırakmamıştı.
Bir süre sonra kulağıma doğru eğildi.
Sesi bu kez yalnızca benim duyabileceğim kadar alçaktı.
“İstersen benim odamda konuşalım. Şimdi vardiya değişimi olacak, kalabalık olur.”
Demirden davam
Bir anda o şerefsizin ismini duyunca sinir tepeme çıktı.
“Lan, sen onunla kalmadın?”
Mavi’nin gözleri yeniden açıldı.
“O zaman ben kimle kaldım ki?”
Deyip iki elini de başına götürdü.
“Ben nasıl içtim ya? Nasıl?”
“Kendini suçlama.”
Mavi birden kafasını kaldırıp bana baktı.
“Nasıl suçlamayayım Demir Bey? Nasıl? Elin adamıyla yatmışım ya!”
Bilerek biraz daha üstüne gitmeye karar verdim.
“Sen her içtiğinde böyle adamlarla mı uyursun?”
Mavi’nin o mükemmel yeşil gözleri yeniden bana döndü.
“Hayır Demir Bey. Gerçekten beni yanlış anladınız. Ben normalde içmem ki. Ha, içersem de o da evde anca bir tane içerim. Bu zamana kadar da kimseyle yatmadım. Bu bir ilkti.”
İlk miydi yani sadece benle mi uyumuştu ya öpüşü lan ben ne düşünüyorum ama ya başkasınıda öpmüşse İstemsiçe sinirlenmiştim
Biraz daha üstüne gitsem ne olacaktı ki?
“Ama hoşuna gitmiş olmalı.”
Mavi bir an sustu.
Sonra gözlerini üzerimden çekmeden konuştu.
“Siz ne ima etmeye çalışıyorsunuz Demir Bey? Ben sizin o seviştiğiniz kadınlara benzemem, tamam mı? Yanlışlıkla oldu ve çok şükür aramızda da bir şey olmamış.”
Deyip ayağa kalktı ve arkasını dönerek gitti.
Öylece arkasından bakakaldım.
Bu kadar üzüleceğini tahmin etmemiştim.
Nedense içimde de bir huzursuzluk oluşmuştu.
İstemsizce kafamı uzatıp gittiği yere baktım.
Uçağın en sonundaki koltuğa oturmuştu.
“Acaba çok mu ileri gittim?”
⸻
Mavi
Terbiyesiz!
Bana ne söylemişti öyle?
Sanki bilerek yapmışım gibi konuşuyordu.
Hayır, o zaman sen de o kadar içtiğimi gördün. Yanımdan ayrılmasaydın çok mu zordu sanki?
Ellerimi saçlarıma götürüp karıştırdım.
“Offf…”
Tam o sırada hostes yanıma yaklaştı.
“İyi misiniz hanımefendi?”
Hiç değilim.
Bir yabancı adamla aynı yatakta uyumuştum ve patronum da onunla birlikte olduğumu düşünüyordu.
Nasıl iyi olabilirdim ki?
“İyiyim, teşekkür ederim.”
Hostes uzaklaştıktan sonra bir süre öylece oturdum.
Dün geceyi hatırlamaya çalışıyordum.
Ama yok…
Hiçbir şey hatırlamıyordum.
Ne olduğunu anlamaya çalıştıkça kafam daha da karışıyordu.
Sonra uçaktan bir anons yükseldi.
“Yere doğru iniş yapıyoruz. Lütfen kemerlerinizi bağlayınız.”
Derin bir nefes aldım.
Sonunda gelmiştik.
Şanslımı?
O kadar çok özlemiştim ki…
Bunu anlatmaya kelimeler yetmezdi. Tek beni rahatlatan oydu beni anlayan da o .
Ve tam çıkışa doğru yürüdüm.
Önümde Demir Bey vardı ama ikimiz de birbirimize bakmıyorduk. Konuşmuyorduk bile.
Merdivenler açıldığında Demir Bey önden, ben arkasından inmeye başladım.
Bir süre sessizce yürüdükten sonra Demir Bey konuştu.
“Ben şimdi bir toplantıya gitmem gerekiyor. Seni şirketin şoförü eve bırakacak.”
Bir anda Demir Bey’in programı aklıma geldi.
Ama bugün hiç toplantısı yoktu.
Hatta özellikle bugün için onun adına hiçbir toplantı ayarlamamıştım.
“Demir Bey, bir yanlışınız olmasın. Bugün bilerek sizin için bir toplantı ayarlamamıştım.”
Demir Bey arabasının yanında durdu.
“Evet. Bu özel bir toplantım.”
Ha… O yine gizli işler.
“Anladım Demir Bey. Kolay gelsin size o zaman.”
Demir Bey bir an bana baktı.
“Sana öyle bir ima yapmamıştım. Yanlış anladın beni.”
Ne yani?
Bu bir özür biçimi miydi şimdi?
Ama daha fazla bir şey söylemeden arabasına binmişti bile.
“Gıcık şey.”
Demir Bey tam arabayı çalıştıracakken camını açtı.
“Duydum seni.”
İstemsizce ona baktım ve gülümsedim.
Araba çalıştı ve gözden kayboldu.
“Her şeyi duy zaten. Hiç duymamazlıktan yapma.”
Şoför bana baktı.
“Gidelim mi?”
Sonuna kadar burada beklemeyecekti ya.
Arabaya bindim.
Yol boyunca hiç konuşmadım.
Hem çok yorgundum hem de aklım hâlâ dün geceyi hatırlamaya çalışıyordu.
Kimdi o adam?
Galiba yabancı biriydi.
Yoksa tanıdığım biri olsa çoktan hatırlardım, değil mi?
En azından yüzü aklıma gelirdi.
Ama hiçbir şey yoktu.
Sanki beynim dün geceyi özellikle silmişti.
Bir süre sonra sonunda evimin önüne geldik.
Şoföre teşekkür edip indim.
Önce eşyalarımı içeri bıraktım.
Sonra Şahsiye Hanım’ın evine gittim.
Şanslım’ı almam gerekiyordu.
Kapıyı çaldım.
Bekledim.
Ses yoktu.
Tekrar çaldım.
Yine ses yoktu.
“Allah Allah…”
Telefonumu çıkarıp Şahsiye Hanım’ı aradım.
Çaldı.
Çaldı.
Çaldı.
Sonunda açtı.
“Şahsiye Hanım?”
“Alo.”
“Ha, Şahsiye Hanım merhaba.”
“Merhaba. Geldin mi sen?”
“Evet, geldim ama siz yoktunuz.”
“Evet, biz şu an tatildeyiz.”
“Şanslı?”
“Onunla birlikteyiz zaten.”
Bir an şaşırdım.
“Tamam. Ne zaman geri dönersiniz?”
“Akşama, olmadı yarına döneriz.”
“Tamam o zaman. Size iyi eğlenceler.”
“Tamam, hadi kapat. Biz yüzmeye gideceğiz.”
İstemsizce gülümsedim.
Ama ben kapatmadan telefonu kapatmıştı bile.
“Bu kadın da bir tuhaf ya…”
Huysuzdu.
Bazen öyle bir konuşuyordu ki insan ne diyeceğini şaşırıyordu.
Ama yine de bana yardım ederdi.
Bazen yanıma gelir, oturur, sohbet ederdik.
Onu hiç gerçekten gülerken görmemiştim.
Nedense onun adına çok üzülüyordum.
Ama yapacak bir şey yoktu.
Ben de yalnızdım.
Belki bu yüzden onu biraz anlayabiliyordum.
Kendi evime döndüm.
Bir süre oturup telefonumla oynadım.
Çektiğim fotoğraflara baktım, beğendiklerimi paylaştım.
Sonra karnımın acıktığını fark ettim.
Hemen kendime yoğurtlu, salçalı uzun makarna yaptım ve oturup yedim. Bulaşıklarıda sonra yıkarım diye tezgaha öyle koymuştum.
Saate baktığımda epey ilerlemişti.
Sonra kapının önündeki küçük çantamı aldım.
Bütün kıyafetlerimi makineye koydum.
Ama makine hâlâ dolmamıştı.
Normalde bir haftada ancak dolardı.
O yüzden çalıştırmadım.
Saate baktığımda bire geliyordu.
Şahsiye Hanım bugün dönmeyecek gibiydi.
Benim de uykum iyice gelmeye başlamıştı.
Ama önce duş almam gerekiyordu.
Odama gidip iç çamaşırlarımı ve üzerimdeki kıyafetleri çıkardım.
Sonra dolabımdan bol bir erkek tişörtü aldım.
Bilerek erkek reyonundan alırdım.
Bana elbise gibi oluyordu.
Geceleri de bununla çok rahat uyuyordum.
Duşa girdim.
Muhtemelen bir saat kadar orada kalmıştım.
Çünkü suyla oynamayı çok severdim.
Çocukluğumdan beri böyleydi.
Ama sonra istemsizce aklıma yine o yer geldi.
Yurtta su çok gider diye hemen duş alıp çıkarıldığım günler…
Başımı hafifçe salladım.
“Geçti o günler Mavi. Şimdi istediğin kadar duş alabilirsin.”
Sonra kendi kendime şarkı söylemeye başladım.
Bir süre sonra gerçekten rahatlamıştım.
Sonunda tükenmiş bir hâlde duştan çıktım.
Buhar yüzünden aynayı bile göremiyordum.
Havlumu kendime sarıp odama geçtim.
Kurulandım.
İç çamaşırlarımı giydim.
Sonra bol erkek tişörtünü elime alıp üzerime geçirdim.
Ama bu sefer bayağı büyük gelmişti.
Aynada kendime baktım.
Kırmızı sütyenim tişörtün altından belli oluyordu.
“Ben buradayım,” der gibiydi.
Omuzlarımı silktim.
“Evdeyim zaten, ne olacak ki?”
Aynadaki hâlime tekrar baktım.
Sonra kendi kendime gülümseyip:
“Hem çok da seksi görünüyorsun.”
Dedim.
Tam o sırada kendimi biraz fazla özgüvenli bulup kalçama hafifçe vurdum.
“Ayy! Acıdı yaaa!”
Bir anda kendi kendime gülmeye başladım.
Ama gülüşümün ardından yine aynı düşünce aklıma düştü.
“Ya ben kiminle uyumuştum?”
İstemsizce yatağıma girdim. Yorganı üzerime çekip gözlerimi tavana diktim. Bir kez daha dün geceyi hatırlamaya çalıştım.
Ama yine aynıydı.
Parça parça görüntüler…
Sonra koca bir boşluk.
Tam kendimi zorlayıp hatırlamaya çalışırken kapının çalmasıyla yerimden sıçradım.
“Allah Allah, kim bu şimdi?”
İstemsizce saate baktım.
Saat 02.34’tü.
Gözlerimi büyüttüm.
“Şahsiye teyze, bu saatte gelinir mi yaaa?”
Söylene söylene yataktan çıktım.
Üzerimdeki bol tişört hareket ettikçe yana doğru kaymıştı. Ve kırmızı südüyenim de tamamen görünüyordu.
Koridora çıkıp kapıya doğru yürüdüm.
Lavinia’dan devam…İçimde bir sıkıntı vardı. Sanki bu toplantı her şeyi netleştirecekti. Acaba Savaş halledebilecek miydi? Ondan doğru bir şey mi istemiştim? Ya başına benim yüzümden bir şey geldiyse?İç sesim araya girdi: “O zaman sen de öyle bir şart koymasaydın.”“Ama ben bizim bir geleceğimiz olsun diye söylemiştim.”“Aslında o kadar kötü bir şey istemedin. Belki de böylesi daha iyi olur, anlayışla karşılarlar.”“Umarım…”“Peki bunu hiç Savaş’a sordun mu?”“Neyi?”“Zeus bu işi bırakmak istiyor mu?”Bir anda duraksadım. Aslında ona hiç sormamıştım; sadece kendi fikrimi söylemiştim.“Belki de istediği hayatı sen onun elinden alıyorsun,” dedi iç sesim.“Belki de…” Ama oradan herkes çıkmak isterdi, değil mi?“Ama o sıradan bir üye değil, oranın kralı. Ben olsam öyle bir masadan kalkmak dahi istemezdim.”İstemsizce uzandığım yerden doğrulup oturdum. Saate baktığımda 01.50’ydi. Acaba ne zaman gelecekti? Düşünmekten kafayı yiyecektim.Kafam dağılsın diye telefonumu elime alıp Vaveyla uygulamasına girdim. Sevdiğim yazarlardan biri olan Yağmur Çimen’i aratıp son kitabını açtım: Tehlikeli Tesadüf.“Ooo, yeni bölüm de atmış! Bugün iyi giden tek şey bu galiba.”İç sesim yine bıyık altından güldü: “Peki pembe kıza ne demeli? Fotoğraf çok iyi olmuş.”İstemsizce gülümsedim. “Evet, o karakterin adı Şirin.”“Sen de iyice saçmaladın. Ben senin iç sesinim, biliyorum herhalde.”“Uf, seninle de iki dakika konuşmaya gelmiyor!”İç sesimi duymazdan gelip okumaya başladım. En azından Savaş gelene kadar kafamı dağıtırdım.
