Lavinia kitap kapağı

59. bölüm / 101

Lavinia

56.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yağmur Çimen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 101Şu an: 56.Bölüm
  1. 1 🦋🦋34 kelime
  2. 2 1 bölüm327 kelime
  3. 3 2 bölüm743 kelime
  4. 4 3 bölüm142 kelime
  5. 5 4 bölüm194 kelime
  6. 6 5 bölüm228 kelime
  7. 7 6 . Bölüm376 kelime
  8. 8 7 . Bölüm453 kelime
  9. 9 8 . Bölüm448 kelime
  10. 10 9.bölüm215 kelime
  11. 11 10.bölüm431 kelime
  12. 12 11.Bölüm436 kelime
  13. 13 12. Bölüm441 kelime
  14. 14 13.Bölüm358 kelime
  15. 15 14.bölüm465 kelime
  16. 16 15.bölüm210 kelime
  17. 17 16. Bölüm234 kelime
  18. 18 17.bölüm248 kelime
  19. 19 18.bölüm171 kelime
  20. 20 19.Bölüm239 kelime
  21. 21 20.Bölüm247 kelime
  22. 22 21.Bölüm304 kelime
  23. 23 22.bölüm525 kelime
  24. 24 23.Bölüm169 kelime
  25. 25 24.Bölüm400 kelime
  26. 26 25.Bölüm352 kelime
  27. 27 🦋🦋🦋22 kelime
  28. 28 26.Bölüm190 kelime
  29. 29 27.Bölüm304 kelime
  30. 30 28.Bölüm223 kelime
  31. 31 29.bölüm214 kelime
  32. 32 30.Bölüm465 kelime
  33. 33 31.Bölüm279 kelime
  34. 34 Kitap hakında26 kelime
  35. 35 32.Bölüm339 kelime
  36. 36 33.bölüm235 kelime
  37. 37 34.Bölüm348 kelime
  38. 38 35.Bölümm365 kelime
  39. 39 36.Bölüm640 kelime
  40. 40 37.Bölüm517 kelime
  41. 41 38.Bölüm267 kelime
  42. 42 39.Bölüm618 kelime
  43. 43 40.Bölüm702 kelime
  44. 44 41.Bölüm714 kelime
  45. 45 42.Bölüm814 kelime
  46. 46 43.Bölüm962 kelime
  47. 47 44.Bölüm777 kelime
  48. 48 45.Bölüm937 kelime
  49. 49 46.Bölüm1.101 kelime
  50. 50 47.bölüm867 kelime
  51. 51 48.Bölüm1.333 kelime
  52. 52 49.Bölüm1.039 kelime
  53. 53 50.Bölüm1.716 kelime
  54. 54 51.Bölüm1.268 kelime
  55. 55 52.Bölüm1.339 kelime
  56. 56 53.Bölüm918 kelime
  57. 57 54.Bölüm1.284 kelime
  58. 58 55.Bölüm1.451 kelime
  59. 59 56.Bölüm1.667 kelime · Okuduğun bölüm
  60. 60 57.bölüm842 kelime
  61. 61 58.bölüm1.492 kelime
  62. 62 59.Bölüm1.124 kelime
  63. 63 60.Bölüm1.331 kelime
  64. 64 61.Bölüm1.746 kelime
  65. 65 62.Bölüm2.260 kelime
  66. 66 63.Bölüm1.830 kelime
  67. 67 64.Bölüm775 kelime
  68. 68 65.Bölüm2.335 kelime
  69. 69 66.Bölüm1.901 kelime
  70. 70 67.bölüm1.962 kelime
  71. 71 68.bölüm2.398 kelime
  72. 72 69.bölüm1.070 kelime
  73. 73 70.bölüm999 kelime
  74. 74 71.bölüm870 kelime
  75. 75 72.bölüm1.110 kelime
  76. 76 73.bölüm1.494 kelime
  77. 77 74.bölüm1.129 kelime
  78. 78 75.bölüm1.754 kelime
  79. 79 76.bölüm1.683 kelime
  80. 80 77.bölüm2.366 kelime
  81. 81 78.Bölüm2.161 kelime
  82. 82 79.Bölüm1.439 kelime
  83. 83 80.bölüm2.683 kelime
  84. 84 81.bölüm2.156 kelime
  85. 85 82.bölüm2.701 kelime
  86. 86 83.bölüm1.718 kelime
  87. 87 84.bölüm2.915 kelime
  88. 88 85.bölüm1.297 kelime
  89. 89 86.Bölüm2.202 kelime
  90. 90 87.Bölüm2.450 kelime
  91. 91 88.bölüm1.271 kelime
  92. 92 89.bölüm907 kelime
  93. 93 90.Bölüm991 kelime
  94. 94 91.bölüm2.097 kelime
  95. 95 92.bölüm1.824 kelime
  96. 96 93.bölüm1.468 kelime
  97. 97 94.bölüm2.273 kelime
  98. 98 95.bölüm2.884 kelime
  99. 99 96.Bölüm1.625 kelime
  100. 100 96.Bölüm1.377 kelime
  101. 101 97.bölüm2.893 kelime

Bu adam manyak mıydı ki vurduğu bir insanın evine gelmesi ya? Savaş Bey de onu vursa.
İç ses: “Ben normal olarak karşılarım, vursa da.”
Senin de psikolojin bozulmuş.
İç ses: “Normal değil mi sence?”
Ayşe Sultan: “Kuzum hadi biz ortalığı toplayalım. Ne olur ne olmaz, şimdi birileri gelir. Ev temiz görünsün.”
Ayşe Sultan’a hayranlıkla baktım. O da olanların farkında ama sadece el âlem ne der düşüncesi var. Ne yani, evde herkes ölmüş olsa o sadece “Ev temizleyelim de el âlem öldükten sonra ‘Aa, ne pismiş.’ demesin.” diye mi düşünür?
İç ses: “Standart anne tipi.”
Gerçekten bütün anneler böyle mi oluyorrr? Okurlarımmm
Neyse, deyip Ayşe Sultan’a yardım etmeye başladım ama ne Fikret’ten ne de Mehmet Abiden ses vardı. Giden gelen de yoktu. Acaba içeride ne oluyordu?
İç ses: “Ne olacak? Zeus diğer Zeus’u öldürmüştür.”
Ha yok, içeriden bir silah sesi gelmedi.
İç ses: “Salak mısın? İlla silahla mı öldürecek? Belki başka şekilde öldürmeyi seviyordur adam.”
Gerçekten mi?
İç ses: “Tabii. Mesela boğarak öldürebilir ya da şişleyerek…”
Tamam, sus sus ya! Ne şom ağızlısın be.
Ayşe Sultan: “Kızım, ben markete gidip geleceğim. Salih’le. Savaş Bey bir şey isterse sen ilgileniver.”
“Tamam Ayşe Sultan, sen git. Ben hallederim buraları.”
Ya da bir dakika… Ben mi gitseydim markete? Bence de çok iyi fikir. Burada meraktan öleceğime gidip biraz kafamı dağıtırım.
“Sultanım, sen dur. Bu sıcakta gitme, ben yaparım alışverişi.”
Ayşe Sultan: “Yok kuzum, şimdi alacaklarımı sen bilmezsin.”
“Bilirim bilirim, niye bilmeyeyim ki?”
Ayşe Sultan: “İyi hadi o zaman. Liste burada. Hemen alıp gel. Akşama yetiştireceğim yemeklerin malzemeleri var listede.”
“Tamam Sultanım, sen hiç merak etme.”
Bir anda elimdeki listeyi alıp dışarı çıktım. Dışarıda da hazır araba bekliyordu. İçinde de Salih vardı. Artık buradaki herkesi tanıyordum. Arka koltuğa bindim. Salih de dikiz aynasından bana baktı. Kaşları çatılmıştı.
Salih: “Ayşe Sultan benumle gelecekti.”
“Haa, o mu? O gelmeyecek. Biz beraber gideceğiz alışverişe.”
Salih: “He, sorun yokdur penum içun.”
Salih Karadenizli olduğu için doğal olarak biraz Karadeniz şivesiyle konuşuyordu.
İç ses: “Bazen ne kadar saçma açıklamalar yapıyorsun. Sanki duyan anlamayacak çocuğun Karadenizli olduğunu.”
Ben senin için açıklama yapmıyorum canım ben okurlarım için detaylarınına giriyorum sen anlamazsın bizim iletişimimizi😉
İç sesimle daha fazla uğraşmadan Salih’le sohbet etmeye başladım. Geçmişini sorduktan kısa bir süre sonra markete varmıştık bile.
Ben yavaş ve sakin adımlarla alışverişimi yapıyordum. Çünkü o demir suratlı adamla tekrar karşılaşmak ya da cesedini görmek ihtimali yüzünden hiç iyi hissetmiyordum.
Ben elimdeki listeyi tamamen bitirdikten sonra saate bir baktım ki bir saat geçmiş.
“İyi hadi, çok fazla vakit harcamamışım. Biraz daha mı kalsaydım acaba?”
İç ses: “Fazla abartma istersen. Kadın seni bekliyordur şimdi.”
“Ne kadını be?”
İç ses: “Bana ‘unuttum’ deme.”
“Neyiii?”
İç ses: “Kızım, elindeki liste akşam yemeğinin listesiydi ya.”
“Aaa, ben onu unuttum yaa.”
İç ses bir şeyler söylemeye devam ediyordu ama ben onu çok fazla dinlemeden kasaya geçip Ayşe Sultan’ın bana verdiği kartla ödemeyi yaptım. Sonra hemen arabaya gitmeye çalıştım çünkü elimde o kadar eşya vardı ki…
Marketten çıktığım gibi Salih yanıma gelip,
Salih: “Sen bu saate kadar ne ettun daa içerude?”
“Sorma Salih kardeş de sorma.”
Biz Salih’le eşyaları bagaja attık. Evet, yanlış duymadınız çünkü saat yediye geliyordu ve yemekler sekizde yeniliyordu.
Biz hemen arabaya binip eve ulaştık ve Ayşe Sultan her şeyi hazırlamıştı bile.
“Ayşe Sultan, vallahi çok özür dilerim. Dalmışım ben öyle eşyalara, saatin farkına bile varmadım.”
Ayşe Sultan: “Kuzum, sorun değil. Ben idare ettim ama bir daha bu kadar geç kalma, olur mu?”
Bunları söylerken gülümsüyordu.
“Yerim kız ben seniii.”
Ayşe Sultan: “Dur be deli kız, hadi gel. Biz sofrayı hazırlayalım.”
“Tamam.”
Biz sofrayı kurmaya başladık ama nedense etraf çok sessizdi ve bu sessizlik beni tedirgin ediyordu. Ne garip… Acaba o da gitmiş miydi ki?
Ben daha fazla dayanamayınca elimdeki tabakları bırakıp Ayşe Sultan’a döndüm. O da çatal bıçakları koyuyordu.
“Ayşe Sultan, gelen misafir gitti mi?”
Ayşe Sultan: “Çoktan gitti kuzum.”
Ee o zaman neden herkesten ses çıkmıyordu? Normalde Fikret’in çoktan burada olup, sofra kuruluncaya kadar başımızın etini yemesi gerekiyordu.
“Ne pişirdiniz?”
“Hızlı olun, ben çok acıktım.”
“Ayşe Sultan, bu uyuşuk kızı çıkartıp onun yerine daha hızlı birisini mi alsak? Baksana ne kadar yavaş hazırlıyor.”
Gibi şeyler…
İç ses: “Ne o, özledin mi şimdiden onu?”
“Kim, ben mi? Aslında nedense özledim kardeş abi gibi geliyor bana ve bu duyguyu seviyorum.”
Fikret: “Ooo, sofra hazırlanmış bile. Kız Kezban, koş çorbaları getir. Bu gün çööök acıktım.”
İstemsizce sırıttım. Gerçekten ondan olsa olsa tam küçük kardeşlik olur.
Fikret: “Yine ne düşünüyor, sırıtıyorsun? O Çinlilere söyle de arada sana izin versinler.”
Ben anlamayan gözlerle baktım.
“Ne izni?”
Mehmet Abi: “Kız, sen Çinlilere takılmadın da izne mi takıldın?”
Hep bir ağızdan güldüler. Bu sırada fark etmedim değil, Ayşe Sultan da gülmüştü bu defa.
Fikret: “Ben sana diyorum abi, bu kız normal değil diye. Ahanda kanıtı.”
“Sen sanki çok akıllısın da… Dinime küfreden Müslüman olsa.”
Fikret: “Bana bak Kezban.”
“Baktım hırsız.”
O sırada arayı Savaş Bey’in o buz gibi sesi bozdu.
Savaş: “Yeter, kesin artık.”
Ben hemen gözlerimi hırsızdan çekip Savaş Bey’e baktım ama sanki dünyası başına yıkılmış gibiydi. Acaba içeride ne olmuştu ki?
Savaş: “Servise başlayalım.”
Bana bile bakmamıştı.
Biz servise başladık. Herkes yemeye başlamıştı ama o çorbasından bir kaşık bile almamıştı. Ana yemeğe geçtiğimizde yine aynısı olmuştu. Tatlıya geçtiğimizde ise “Doydum.” deyip kalkmıştı. Fikret olacak hırsız da Savaş Bey’in tatlısını yemişti.
Biz Ayşe Sultan’la yemeğimizi yedik. Aslında ben çok aç olmadığım için çok bir şey yemedim. Sonra da mutfağı toplayıp bulaşıkları bulaşık makinesine yerleştirdim. Ardından odalarımıza çekildik. Ben yatağıma girdiğim gibi uyumuşum.
3 saat sonra…
Saat kaç bilmiyorum ama karnımın gurultusuyla uyandım.
“Tabii az yersen yemeği, böyle uykundan olursun. Neyse, ben uyumaya çalışayım. Uyurum herhalde.”
Bir sağa, bir sola döndüm.
“Yok, karnımın sesiyle uyuyamıyorum.”
İç ses: “Acaba böyle bol domatesli, bol peynirli, çekirdekleri ayıklanmış siyah zeytinli…”
“Ayyy tamam, sus be! Kalktım.”
Üstüme baktım. Geceliğimin üstü ince askılıydı, altı ise dizimin üstünde biten bir şorttu. Neyse, sonuçta bu saatte korumalardan başka kim ayakta olur ki? Korumalar da evde gezinmiyor, dışarıda nöbet tutuyorlar. Onun için bir sorun yok, deyip aşağı inmeye karar verdim.
Karnımdaki o garip ses de bitmiyordu. Ben mutfağa gidip dolabı açtım, ihtiyacım ne varsa aldım ve sandviç yapmaya başladım. Sonunda bitirip sandviçimden kocaman bir ısırık aldım.
“Allahım, ben çok acıkmoşom yo.”
Ağzımdaki lokma biter bitmez bir tane daha lokma aldım.
İç ses: “Kızım, yavaş ye. Kimse almıyor elinden.”
Ben tam iç sesime cevap verecekken boğulmaya başladım.
“Ho… Ho… Ho…”
Savaş: “Sakin ol.”
Arkama vurarak elindeki suyu uzattı bana.
Hemen elindeki suyu alıp bir dikişte içtim.
Savaş: “Yavaş iç be güzelim, şimdi de sudan gideceksin bak.”
Bu adam yine bana “güzelim” demişti.
“Savaş Bey…”
Savaş Bey bana bakarak hâlâ gülüyordu. Ama çok tatlı yaa… Ama niye gülüyordu ki? Sonuçta ölebilirdim.
“Çok ayıp ama Savaş Bey. Ben burada ölüyordum, siz gülüyorsunuz.”
Savaş Bey gülmesini hiç bozmadan,
Savaş: “Ama bir görsen nasıl yediğini.”
Oha… Beni mi izlemişti o?
İç ses: “Ben sana dedim ama düzgün ye diye.”
“Ne zaman uyardın be?”
“Siz beni mi izliyordunuz?”
Bir anda yüzü değişmişti.
Tüh, keşke öyle sormasaydım.
Savaş: “Evet.”
Oha… Bu kadar da net bir cevap beklemiyordum.
Aslında küçük adımlarla bana yaklaştı. Zaten yakındık, ne diye üzerime doğru geliyordu ki?
Elini belime attığı gibi beni biraz daha kendine çekti.
Şu an öpse ölürüm vallahi.
Elinin birini kaldırıp saçlarımın arasından geçirerek kulağımın arkasına sıkıştırdı. Sonra kulağıma hafifçe yaklaşıp,
Savaş: “Bu sandviç artık benim.”
deyip sandviçimi elimden alarak geri çekildi.
Bir an kalbim durmuş olabilir.
Savaş: “Neden kırmızı oldun sen?”
“Ben mi?”
Savaş Bey elindeki sandviçi yemeye başlamıştı bile.
“Şey… İyiyim ben. Size afiyet olsun.”
deyip tam mutfaktan gidecektim ki,
Savaş: “Bekle.”
Olduğum yerde durdum. Sanki bir adım atsam beni kesecekmiş gibi geldi.
Ben yavaş adımlarla Savaş Bey’e döndüm.
“Bana mı dediniz?”
Oha… Adam sandviçi bitirmişti bile. Tabağı da yıkamaya başladı.
Helal be adama bak. Bana deselerdi, “Savaş Bey bulaşık yıkıyor.” diye, hayatta inanmazdım.
Elindeki tabağı yıkayıp bitirdikten sonra bana dönüp baktı.
Savaş, “Gidelim.”
Bir anda şaşırdım.
“Nereye?”
Savaş hafifçe gülümseyerek,
“Çok soru soruyordun be güzelim.”
dedi ve hiç beklemediğim bir anda elimi tuttu.
Birlikte mutfaktan çıktık. Şu an tek baktığım şey, birbirine kenetlenmiş ellerimizdi. Savaş Bey… benim elimi tutuyordu.
Acaba nereye gidiyoruz ki?
İşin garibi, elini hiç bırakasım gelmiyordu. O nereye giderse ben de peşinden giderdim sanki. İnanın, “Hadi Fizan’a gidiyoruz.” dese, düşünmeden peşinden giderdim.
Bir anda kendimizi dışarıda bulduk. Ama bu sefer içimi garip bir tedirginlik kapladı. Sonuçta bahçedeki bütün korumalar bize bakıyordu.
Mert,
“Abi…”
Salih,
“Ağa…”
Savaş hiç duraksamadan,
“Bir sorun yok. Siz işinize dönün.”
dedi.
Onlara dönüp doğru düzgün bakma gereği bile duymamıştı.
Ben ise utancımdan yerin dibine girecektim. Elimi usulca çekmeye çalıştım ama bırakmadı. Parmaklarını biraz daha sıkınca kalbim hızlanmaya başladı.
Beni havuzun başına kadar götürdü. Orada bekleyen korumaya da gitmesini işaret etti. Korumanın uzaklaşmasını bekledikten sonra nihayet elimi bıraktı.
İçimde garip bir boşluk oluşmuştu.
Savaş hiçbir şey söylemeden çimlerin üzerine uzandı. Kollarını başının altına koyup gökyüzüne bakmaya başladı.
Ben ise öylece ayakta dikiliyordum.
Savaş gözlerini gökyüzünden ayırmadan,
“Ne dikiliyorsun? Gel.”
dedi.
“Ben… burada mı oturacağım?”
Savaş bu sefer bana dönüp kaşını kaldırdı.
“Yok, havuza atlayacaksın.”
İç ses: bu gün bu adamda Birşeyler var şaka bile yapıyor baksana”
Dudaklarımı büzüp usulca gidip yanına oturdum. Aramızda birkaç karış mesafe vardı.
Sessizlik…
Ne o konuşuyordu ne de ben.
Ben gözlerimi kapatıp anın tadını çıkarmaya başladım.
Sadece hafif hafif esen rüzgâr ve havuzun su sesi ve onun kokusu vardı. O kadar huzur veriçiydi ki
Aniden güçlü bir el beni kavrayıp aşağıya, kendi çekim alanına doğru çekti.
Savaş, sesindeki o büyüleyici, korumacı tınıyla, "O öyle olmaz... Uzanarak kendini daha rahat hissedersin," diye fısıldadı.
O bu sözleri fısıldarken, ben çoktan onun sıcaklığıyla gözlerimi açmıştım. Zaman durmuş gibiydi; tam o an göz göze geldik. Beni aşağıya çekmesiyle birlikte yan dönmüş, gövdesinin neredeyse yarısını üzerime bırakarak alanımı tamamen kendi varlığıyla kuşatmıştı. Nefesini tenimde hissedecek kadar üzerimdeydi ve şimdi gözlerimiz,
Savaş, aramızdaki o yoğun sessizliği bozarak derin bir nefes aldı ve fısıldar gibi konuşmaya başladı.
"Bazen öyle çok güzel bakıyorsun ki... O çilek kokan dudaklarını..."
Sözleri bir anda havada asılı kaldı. Bakışları dudaklarıma kayarken, kafasını yavaşça bana doğru yaklaştırmaya başladı. Kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine çarpmaya başlamıştı. Gerçekten şu an mı oluyordu? İlk öpücüğüm, tam burada, onun kollarının arasında bu şekilde mi gerçekleşecekti?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.985okunma 88beğeni 45yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18