Lavinia kitap kapağı

65. bölüm / 101

Lavinia

62.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yağmur Çimen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 101Şu an: 62.Bölüm
  1. 1 🦋🦋34 kelime
  2. 2 1 bölüm327 kelime
  3. 3 2 bölüm743 kelime
  4. 4 3 bölüm142 kelime
  5. 5 4 bölüm194 kelime
  6. 6 5 bölüm228 kelime
  7. 7 6 . Bölüm376 kelime
  8. 8 7 . Bölüm453 kelime
  9. 9 8 . Bölüm448 kelime
  10. 10 9.bölüm215 kelime
  11. 11 10.bölüm431 kelime
  12. 12 11.Bölüm436 kelime
  13. 13 12. Bölüm441 kelime
  14. 14 13.Bölüm358 kelime
  15. 15 14.bölüm465 kelime
  16. 16 15.bölüm210 kelime
  17. 17 16. Bölüm234 kelime
  18. 18 17.bölüm248 kelime
  19. 19 18.bölüm171 kelime
  20. 20 19.Bölüm239 kelime
  21. 21 20.Bölüm247 kelime
  22. 22 21.Bölüm304 kelime
  23. 23 22.bölüm525 kelime
  24. 24 23.Bölüm169 kelime
  25. 25 24.Bölüm400 kelime
  26. 26 25.Bölüm352 kelime
  27. 27 🦋🦋🦋22 kelime
  28. 28 26.Bölüm190 kelime
  29. 29 27.Bölüm304 kelime
  30. 30 28.Bölüm223 kelime
  31. 31 29.bölüm214 kelime
  32. 32 30.Bölüm465 kelime
  33. 33 31.Bölüm279 kelime
  34. 34 Kitap hakında26 kelime
  35. 35 32.Bölüm339 kelime
  36. 36 33.bölüm235 kelime
  37. 37 34.Bölüm348 kelime
  38. 38 35.Bölümm365 kelime
  39. 39 36.Bölüm640 kelime
  40. 40 37.Bölüm517 kelime
  41. 41 38.Bölüm267 kelime
  42. 42 39.Bölüm618 kelime
  43. 43 40.Bölüm702 kelime
  44. 44 41.Bölüm714 kelime
  45. 45 42.Bölüm814 kelime
  46. 46 43.Bölüm962 kelime
  47. 47 44.Bölüm777 kelime
  48. 48 45.Bölüm937 kelime
  49. 49 46.Bölüm1.101 kelime
  50. 50 47.bölüm867 kelime
  51. 51 48.Bölüm1.333 kelime
  52. 52 49.Bölüm1.039 kelime
  53. 53 50.Bölüm1.716 kelime
  54. 54 51.Bölüm1.268 kelime
  55. 55 52.Bölüm1.339 kelime
  56. 56 53.Bölüm918 kelime
  57. 57 54.Bölüm1.284 kelime
  58. 58 55.Bölüm1.451 kelime
  59. 59 56.Bölüm1.667 kelime
  60. 60 57.bölüm842 kelime
  61. 61 58.bölüm1.492 kelime
  62. 62 59.Bölüm1.124 kelime
  63. 63 60.Bölüm1.331 kelime
  64. 64 61.Bölüm1.746 kelime
  65. 65 62.Bölüm2.260 kelime · Okuduğun bölüm
  66. 66 63.Bölüm1.830 kelime
  67. 67 64.Bölüm775 kelime
  68. 68 65.Bölüm2.335 kelime
  69. 69 66.Bölüm1.901 kelime
  70. 70 67.bölüm1.962 kelime
  71. 71 68.bölüm2.398 kelime
  72. 72 69.bölüm1.070 kelime
  73. 73 70.bölüm999 kelime
  74. 74 71.bölüm870 kelime
  75. 75 72.bölüm1.110 kelime
  76. 76 73.bölüm1.494 kelime
  77. 77 74.bölüm1.129 kelime
  78. 78 75.bölüm1.754 kelime
  79. 79 76.bölüm1.683 kelime
  80. 80 77.bölüm2.366 kelime
  81. 81 78.Bölüm2.161 kelime
  82. 82 79.Bölüm1.439 kelime
  83. 83 80.bölüm2.683 kelime
  84. 84 81.bölüm2.156 kelime
  85. 85 82.bölüm2.701 kelime
  86. 86 83.bölüm1.718 kelime
  87. 87 84.bölüm2.915 kelime
  88. 88 85.bölüm1.297 kelime
  89. 89 86.Bölüm2.202 kelime
  90. 90 87.Bölüm2.450 kelime
  91. 91 88.bölüm1.271 kelime
  92. 92 89.bölüm907 kelime
  93. 93 90.Bölüm991 kelime
  94. 94 91.bölüm2.097 kelime
  95. 95 92.bölüm1.824 kelime
  96. 96 93.bölüm1.468 kelime
  97. 97 94.bölüm2.273 kelime
  98. 98 95.bölüm2.884 kelime
  99. 99 96.Bölüm1.625 kelime
  100. 100 96.Bölüm1.377 kelime
  101. 101 97.bölüm2.893 kelime

Lavinia dan devam
Bir anda telaşla Ayşe Sultan merdivenlerden indi. Elinde çarşaflar vardı.
Ayşe Sultan, “Kızım, al bunları. Hemen makineye at,” dedi.
Elime tutuşturduğu çarşafları düşürmemeye çalışarak aldım.
“Tamam, tamam Ayşe Sultan. Aldım.”
Ayşe Sultan, “Ben hemen mutfağa gidiyorum. Sen de bunları makineye attıktan sonra bana yardıma gel,” dedi.
Ben daha bir şey söyleyemeden çekip gitmişti.
İç ses: “Bu kadına da ara ara bir haller geliyor.”
“Bence de.”
Elimdeki kirli çarşaflarla çamaşır odasına doğru yürümeye başladım.
“Acaba bir şey mi oldu ki?”
İç ses: “Ne gibi bir şey?”
“Ayşe Sultan’ı en son Savaş Bey yaralandığında bu kadar telaşlı görmüştüm.”
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
Ali, “Hayır, hayır. Ayşe Sultan’a ya da patrona bir şey olmadı. Demir Bey ile Merve Hanım gelecekmiş de ondan bu kadar telaşlı,” dedi.
Bir anda gelen sesle irkildim. Hızla arkama döndüm. Yanlış hatırlamıyorsam bu koruma Ali’ydi. Ama o genellikle dışarıda nöbet tutardı. Burada ne işi vardı?
Korktuğumu anlamış olacak ki hemen açıklama yaptı.
Ali, “Kusura bakma, korkuttum seni.”
İç ses: “Yani arkadan hayalet gibi çıkılır mı?”
“Yok, sorun değil. Ben biraz dalmışım.”
Ali, “Söylediklerini duyunca açıklama yapmak istedim.”
Ona sadece başımı sallayarak karşılık verdim.
İç ses: “Bu evde rezil olmadığım biri kaldı mı acaba?”
“Dur bakalım, daha bizi ne sürprizler bekliyor.”
Tam gidecektim ki Ali yine önümde durdu. Anlamayan gözlerle ona baktım.
Ali, “Şey… Abi dedi ki… Yani patron, telefonlarına baksın,” dedi.
“Ne? Bunun için miydi?”
Ben daha bir şey diyemeden önümden çekilip aşağı indi.
İç ses: “Bu adam var ya… Gerçekten bu adam hangi takımı tutuyor acaba?”
“Gerçekten sen sadece buna mı takıldın? Hangi takımı tuttuğuna mı?”
İç ses: “Bizim için önemli bir konu.”
Telefonumu neden aramıştı ki? Bir de cevap vermedim diye korumayı göndermek nedir?
İç ses: “Evet, bana da garip geldi. Belki seni merak etmiştir.”
“O mu? O ancak beni kullanır. Ama artık buna izin vermeyeceğim.”
İç ses: “Ne yani, bir daha beraber yatmayacak mısınız?”
“Yatmak değil canım! Beni yanlışlıkla odasına götürmüş yani o öyle söyledi “
İç ses”sende buna inandın mı”
Ben daha fazla iç sesimle konuşmaya dalmadan elimdeki çarşafları makineye attım. Tam mutfağa gidecektim ki aklıma telefonum geldi. Hemen odama doğru yürümeye başladım.
“Bu sefer de onu aramasam herhalde duman yoluyla bana mesaj gönderecekti.”
İç ses: “Hayal gücün gerçekten inanılmaz.”
“Evet, biliyorum. Bunu sadece kafası takımlara takılan biri söyleyebilir.”
İç ses: “Salak mısın kızım sen? İkisini de zaten normalde sen söylüyorsun.”
Ben çoktan odama gelmiştim bile. İç sesimi duymamaya çalışarak telefonumu aramaya başladım. Ama yoktu. Her yere bakmama rağmen bulamıyordum.
“Acaba onun odasında mı kaldı?”
En son dün akşam telefon bendeydi. Sonra hastaneye giderken de yanımdaydı. Büyük ihtimalle ya arabada ya da onun odasındaydı.
Kimseye görünmeden sessizce Savaş Bey’in odasına girdim. Odanın her tarafına baktım ama lanet olası telefonu bulamadım. Tam umudumu kaybedecektim ki telefonum çalmaya başladı.
Ses koltuğun olduğu taraftan geliyordu. Üzerinde Savaş Bey’in pantolonu olduğu için telefonu fark edememiştim.
Hemen telefonu alıp kimin aradığına bile bakmadan açtım.
“Alo?”
Mert, “Alo.”
“Mert?”
Mert, “Evet benim. Niye bu kadar şaşırdın?”
“Yok, şaşırmadım aslında. İyi misin?”
Mert, “İyiyim. Sen nasılsın?”
“Ben de iyiyim. Dün için senden özür dilerim.”
Mert, “Senin özür dilemene gerek yok. Terbiyesizlik yapan o adamdı.”
Mert’in sesi oldukça sinirli çıkmıştı. Konuyu daha fazla uzatmak istemedim. Çünkü biliyordum ki devam edersem daha da sinirlenecekti. Hem de haklıydı.
Sessiz kaldığımı anlayınca bu kez o konuştu.
Mert, “Biraz sert konuştum sanırım. Özür dilerim Lavi.”
“Hayır, hayır. Lütfen özür dileme. Sadece haklı olduğun için sustum.”
Mert hafifçe güldü.
Mert, “Gözlerim yaşardı.”
“Neden?”
Mert, “Lavinia Hanım ilk kez beni haklı buldu. Bugünü tarihe kazıyacağım.”
“Abartma.”
Mert, “Neyse, seni daha fazla tutmayayım. Biz Damla’yla babanı hastaneden çıkardık, haberin olsun.”
“İyi mi peki?”
Mert, “Turp gibi maşallah.”
“İyi, çok sevindim.”
Mert, “Artık bizi düşünme. Sen işine odaklan.”
“Mert.”
Mert, “Efendim?”
“Teşekkür ederim… İyi ki varsınız.”
Mert’in sesi yumuşadı.
Mert, “Sen de öylesin.”
Daha fazla konuşsam ağlayacaktım. Çünkü onların bana, hatta babama sahip çıkması… Benim için bu hayatta gerçekten yalnız olmadığımın en büyük kanıtıydı.
İç ses: “Kardeş olmak için illa kan bağına gerek yok.”
“Bence de.”
Tam o sırada telefonum yeniden çalmaya başladı.
Ekrana baktım.
“Yine o…”
“Gereksiz.”
İsteye istemeye telefonu açıp kulağıma götürdüm.
“Alo?”
Savaş, “Sen ne hakla telefonlarıma bakmıyorsun?”
“Ama Savaş Bey…”
Daha sözümü bitiremeden beni susturdu.
Savaş, “Ben arıyorsam o telefon ilk seferde açılacak.”
“Dıt… Dıt… Dıt…”
Daha kendimi savunamadan telefonu yüzüme kapatmıştı.
“Terbiyesiz.”
Sonra aklıma bir ihtimal geldi.
“Ya yanlışlıkla kapattıysa? Sonra da ‘Niye geri aramadın?’ diye Ali’yi gönderirse?”
İç ses: “Saçmalama.”
“Yok artık. Ben işimi şansa bırakmıyorum.”
Gereksiz aranıyor…
Çalıyor…
Çalıyor…
Savaş, “Ne var?”
“Savaş Bey, birden hat kesildi. Ben de yanlışlıkla oldu sandım.”
Savaş, “Hayır. Ben kapattım.”
“Ha… Tamam. İyi yapmışsınız o zaman. Ben yanlışlıkla oldu diye düşündüm de… Sonra yine Ali’yi gönderip ‘Neden geri aramadı?’ demezsiniz diye aradım.”
“Dıt… Dıt… Dıt…”
Bir kez daha telefonu yüzüme kapatmıştı.
“Herhalde yine suratıma kapattı.”
İç ses: “Gerçekten Zeus’u bu yüzden aradığına inanayım mı?”
“İnan aradım ve çok da iyi yaptım. Kim olsa aynısını yapardı.”
Mutfağa geçtiğimde Ayşe Sultan, maşallah, arı gibi bir oraya bir buraya koşturuyordu.
“Maşallah vallahi sana, Sultanım.”
Ayşe Sultan başını çevirip gülümsedi.
Ayşe Sultan: “Ha, geldin mi kızım? Dolaptan bana domatesle biberi çıkarıver.”
Onunla birlikte mutfağa daldık. Nefes almaya bile fırsat bulamadan yemek yapmaya başladık. Bir yandan tencereler kaynıyor, diğer yandan salatalar hazırlanıyordu. En sonunda her şey bitmişti… Ama yemeklerden çok ben tükenmiştim.
Ayşe Sultan: “Kuzum, hadi gel. Sofrayı da hazırlayalım. Şimdi onlar gelir. Gelir gelmez de sofraya otururlar.”
Derin bir nefes verip sandalyeye yaslandım.
“Ayşe Sultanım, biraz dur ya… Bir nefes alalım. Vallahi ayaklarım su topladı.”
Benim hâlime bakan Ayşe Sultan kahkaha attı.
Ayşe Sultan: “Ah siz gençler yok musunuz? Daha dur kızım, bu hiçbir şey. Bir de Savaş Bey’in her yıl bütün ofis çalışanlarını topladığı mangal partisi var. Sen asıl orada ne yapacağını şaşırırsın.”
Gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
“Ne? Bütün ofis mi?”
Ayşe Sultan, yüzündeki gülümseme hiç kaybolmadan başını salladı.
Ayşe Sultan: “Aynen öyle.”
İçimden derin bir of çektim.
İç ses: “O gün görünmez olmanın bir yolu varsa, mutlaka bulmalıyız.”
Ayşe Sultan: “Hadi bakalım, kalk. Şimdi gelirler.”
Bu kez hiç itiraz etmeden ayağa kalktım. Sofrayı birlikte hazırlamaya başladık. Son salatayı da masaya bıraktığımda sonunda rahat bir nefes aldım.
“Sonunda bitti, Sultanım.”
Ayşe Sultan: “Şükür.”
Tam biraz oturmayı düşünüyordum ki kapı zili çaldı.
Ayşe Sultan hemen kapıya yönelirken ben mutfağa geçip yemekleri son kez kontrol etmeye başladım. Salondan konuşma sesleri geliyordu ama kimin ne dediğini seçemiyordum.
Yemekleri ısıtmaya başlayalı yaklaşık beş dakika olmuştu ki Ayşe Sultan elinde iki ayrı çiçek buketiyle mutfağa girdi.
İlk bukette rengârenk çiçekler vardı. Ama diğerini görünce gözlerim bir anda büyüdü.
Simsiyah güller…
En sevdiğim çiçek…
Şaşkınlıkla Ayşe Sultan’a baktım.
Ayşe Sultan: “Kızım, al. Bunlar senin.”
“Ne?”
Elindeki siyah gülleri bana uzatırken dona kaldım.
“Savaş Bey kafayı mı yedi? Bana neden siyah gül alsın ki?”
Ayşe Sultan: “Yok kızım, Savaş Bey değil. Onlar Demir Bey’den.”
Bir an olduğum yerde kaldım.
“Ne?”
Demir Bey mi?
Ne alaka şimdi? Hem benim en sevdiğim çiçeğin siyah gül olduğunu nereden biliyordu ki?
Nedense o adam beni huzursuz ediyordu. İçimde tarif edemediğim bir tedirginlik vardı.
Ayşe Sultan: “Hadi kızım, Savaş Bey yemeği başlatın dedi.”
Cevap vermek yerine sadece başımı salladım. Ama aklım hâlâ Demir Bey’deydi.
“Neden bana çiçek alsın ki?”
İç ses: “Vay vay… Hayranların çoğalıyor galiba.”
“Ne hayranı ya? Belki de Ayşe Sultan’a aldığı için bana da nezaketen almıştır.”
İç ses: “Nezaketen mi? Kızım, o elindeki siyah güller. Onları bulmak öyle her çiçekçide mümkün değil. Belki bu şehirde bile sayılı yerde vardır.”
İç sesimin söyledikleri moralimi daha da bozmuştu.
Tam o sırada Ayşe Sultan elime servis tabaklarını tutuşturdu.
Ayşe Sultan: “Kızım, al bunları. Servise başlayalım.”
“Tamam.”
İyice canım sıkılmıştı.
Ayşe Sultan önde, ben de arkasında yemek masasına doğru yürümeye başladım.
Masaya vardığımızda ilk dikkatimi çeken şey, Fikret ile Demir Bey’in kendi aralarında konuşuyor olmalarıydı. Daha doğrusu konuşmaktan çok, sessiz bir tartışmanın içindeydiler. Yüz ifadeleri bunu açıkça belli ediyordu.
Biz içeri girer girmez ikisi de sustu.
Masadaki sessizlik bir anda üzerime çökmüştü.
Gözlerim istemsizce masanın en başına kaydı.
Savaş Bey…
Her zamanki gibi masanın başında dimdik oturuyordu. Duruşu o kadar kendinden emindi ki sanki tek kelime etmeden bile bulunduğu yere hâkim olduğunu hissettiriyordu.
İç ses: “Zaten öyle değil mi? Adam oturduğu yerden bile emir veriyor.”
Bir an göz göze geldik.
Bakışlarını üzerimde yalnızca birkaç saniye tuttu.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi önündeki bardağa uzandı.
Ama nedense o birkaç saniyelik bakış bile kalbimin ritmini değiştirmeye yetmişti.
Tam kendime gelip servise başlamıştık ki Demir denilen adam konuştu.
Demir: “Ayşe Ana, yine döktürmüşsün.”
Ayşe Sultan gülümseyerek başını salladı.
Ayşe Sultan: “Afiyet olsun Demir Bey.”
Tam o sırada masanın diğer ucundan yumuşacık bir kadın sesi yükseldi.
Merve: “Nasılsınız Ayşe Hanım?”
“Bu kızın sesi neden bu kadar tatlı?” diye düşündüm istemsizce.
“Kaç yaşındaydı acaba?”
Hayır… Sadece sesi değil, kendisi de çok güzeldi.
Kumral saçları omuzlarına dökülüyor, ela gözleri ışıldıyordu. Bembeyaz teni kusursuzdu. Ama nedense yüzünde gizlemeye çalıştığı bir şey vardı.
Bu duyguyu nerede görsem tanırdım.
Mutsuzluğu…
Ayşe Sultan hafifçe gülümsedi.
Ayşe Sultan: “İyiyim çok şükür Merve Hanım. Siz nasılsınız?”
Merve de zarif bir tebessümle karşılık verdi.
Merve: “İyiyim. Ama siz bu hanı, beyi hiçbir zaman bırakmayacaksınız değil mi?”
Ayşe Sultan’ın yanakları bir anda kızardı.
Tam cevap verecekken Mehmet Abi araya girdi.
Mehmet: “Nereye bırakacak Merve? Her şey bıraktığın gibi devam ediyor.”
O anda gözlerim istemsizce Mehmet Abi ile Merve’nin bakışlarına takıldı.
Bu sıradan bir bakış değildi.
Sanki ikisinin arasında kimsenin bilmediği, yarım kalmış cümleler dolaşıyordu.
“Bunu sadece ben fark etmiş olamam, değil mi?”
Tam o sırada masanın başındaki soğuk ses duyuldu.
Savaş: “Neyse… Herkese afiyet olsun.”
“Zaten o araya girmeseydi şaşırırdım.”
“Soğuk nevale…”
Servisi bitirdikten sonra herkes yemeğe başladı.
Masada garip bir sessizlik hâkimdi.
Sadece iki kişi konuşuyordu.
Mehmet Abi ile Merve…
Üstelik her lokmada göz göze geliyor, sonra da hemen bakışlarını kaçırıyorlardı.
“Bunlar resmen liseli âşıklar gibi davranıyor.”
Bu düşünce aklımdan geçer geçmez ağzımdan küçük bir kahkaha kaçtı.
Bir anda masadaki herkes bana döndü.
“Şey…”
Boğazımı temizledim.
“Pardon… Aklıma bir espri geldi de.”
Savaş Bey’in bakışları üzerime çevrildi.
Sanki beni oracıkta öldürecekti.
“Bu adama ne oluyor böyle?”
“Sabah başka, akşam başka…”
Neyse ki birkaç saniye sonra herkes tekrar önündeki yemeğe döndü.
Derin bir nefes aldım.
Tam rahatladım derken…
Demir: “Söylesene. Biz de gülelim.”
“Tamam… Rahatlama sürem bu kadarmış.”
“Efendim?”
Bir anda yine herkes bana bakıyordu.
Herkes…
Bir kişi hariç.
Savaş Bey bana değil, Demir Bey’e bakıyordu.
Öyle sert bakıyordu ki…
“İnşallah gözleriyle adam öldürmüyordur.”
İç ses: “Sen onu bunu boş ver de bir espri bul.”
“Ne söyleyeceğim ben şimdi? Hiç espri bilmiyorum ki.”
İç ses: “Bunu yalan söylemeden önce düşünecektin.”
Demir: “Lavinia Hanım?”
“Şey… Tabii…”
Tam o sırada Fikret sırıtarak lafa karıştı.
Fikret: “Bence bu kezban başka bir şeye güldü. Ama madem söyledin, hadi biz de duyalım o meşhur espriyi.”
“Bu sofrada misafir olmasa…”
“Şu şişko Fikret gerçekten çok dua etsin.”
“Şimdi uygun yer değil…”
Tam o sırada aklıma Mert’in bir gün yaptığı saçma sapan espri geldi.
“Eee…”
“Dünya dönermiş… Ay da köfte!”
…..
Masaya sessizlik çöktü.
Herkes bana, “Sen ciddi misin?” der gibi bakıyordu.
Ama bir kişi hariç.
Demir Bey kahkaha atmaya başlamıştı.
Demir: “İyiymiş bu arada.”
Ben de zoraki gülümsedim.
“Evet… Ne demezsiniz.”
Tam o sırada Savaş Bey’in sesi duyuldu.
Savaş: “Lavinia, bana bir bardak su getir.”
“Tabii, Savaş Bey.”
Ardından hiç kimseye bakmadan konuştu.
Savaş: “Herkes yemeğine devam etsin.”
Suyu götürdükten sonra her şey yeniden rutine döndü.
Ana yemek…
Ara sıcak…
Tatlı…
Derken yemek faslı sona erdi.
Şimdi de kahveleri dağıtıyordum.
Tam o sırada Demir Bey’in yine bana baktığını fark ettim.
Bunu gören Savaş Bey, kahvesini masaya bırakmadan konuştu.
Savaş: “Kahveler.”
Sanki bunu özellikle Demir Bey’in dikkatini çekmek için söylemişti.
Yoksa bana mı öyle geliyordu?
Demir Bey de sonunda bakışlarını benden çekip Savaş Bey’e döndü.
Demir: “Ee… Artık asıl meseleye mi gelsek, Karahan?”
Savaş Bey gözlerini bana çevirdi.
Hiç konuşmadan, sadece başıyla kapıyı işaret etti.
“Çık.”
Demek istediği buydu.
“Manyak mı bu adam?” diye söylendim içimden.
“Zaten çıkacaktım.”
Mehmet’ten Devam
Savaş tam konuşacakken sert bir sesle söze başladı.
Savaş: “Bak…”
Ama daha fazla dayanamadım.
İçimde biriktirdiklerimi saklamaktan yorulmuştum.
Bir kez onu kaybetmiştim.
Bir daha kaybetmeye hiç niyetim yoktu.
Asıl yanlış olan biz değildik…
Onlardı.
Savaş’ın sözünü keserek derin bir nefes aldım.
“Aslanım… Dur. Bu kez ben konuşmak istiyorum.”
Normalde kimsenin sözünü kesmezdim.
Hele ki bu kişi Savaş Karahan’sa…
Ama o da kararlı olduğumu anlamış olacaktı ki tek kelime etmeden sustu.
Gözlerimi Demir’e çevirdim.
Artık geri dönüş yoktu.
“Allah’ın emriyle… Merve’yi kendime istiyorum.”
Masaya ağır bir sessizlik çöktü.
Demir duyduklarına inanamayarak ayağa kalktı.
Demir: “Sen… Ne diyorsun lan?”
Hiç geri adım atmadım.
“Ben… Senin kız kardeşini seviyorum.”
Cümlem daha bitmeden Demir yumruğunu yüzüme geçirdi.
Başım yana savruldu.
Ama karşılık vermedim.
Vermeyecektim de…
Çünkü olması gereken buydu.
Demir öfkeyle yakama yapıştı.
Demir: “Lan sen kimsin de benim kız kardeşime göz koyuyorsun!”
Yüzümdeki acıya aldırmadan tekrar konuştum.
“Seviyorum diyorum sana!”
Bir yumruk daha…
Bu kez dudağımın kenarı patladı.
Ağzımın içini demir tadı kapladı.
Demir: “Madem seviyordun… Şimdiye kadar ne bok bekledin ha?”
Bir yumruk daha…
Bu sefer dengemi kaybedip geriye sendeledim.
Tam yeniden üzerine gelecekti ki Merve aramıza girdi.
İki eliyle abisini durdurmaya çalışıyordu.
Normalde Demir’i kimsenin elimden almasına izin vermezdi.
Ama bu kez onun bile gücü yetmemişti.
Demir’in kısa bir anlık boşluğundan faydalanıp doğruldum.
Tam o sırada…
Burnuma o tanıdık koku geldi.
Dalin…
Gözlerimi istemsizce kapattım.
Bu koku…
Dünyadaki en sevdiğim kokuydu.
Ama asıl güzel olan kokunun kendisi değildi.
O kokunun…
Merve’den geliyor olmasıydı.
Ona ilk âşık olduğum günden beri başka hiçbir parfümü, hiçbir kokuyu gerçekten sevemedim.
Çünkü Dalin…
En çok ona yakışıyordu.
Gözlerimi açtığımda Merve’nin gözleri dolmuştu.
Abisinin önünde dimdik duruyor, beni korumaya çalışıyordu.
Ve sonunda…
Hayatım boyunca duymayı beklediğim o cümleyi söyledi.
Merve: “Ben de onu seviyorum, abi.”
O an…
Sanki zaman durmuştu.
Ne yüzümdeki acıyı hissediyordum…
Ne de akan kanı.
Çünkü sevdiğim kadın…
İlk kez beni herkesin önünde seçmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.863okunma 89beğeni 36yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18