55. bölüm · Aynı Göğün Altında
Yorgun bir sessizlik
Odanın içindeki o fırtına yerini ağır, yorgun bir sessizliğe
bıraktı. Cihat’ın alkolün ve sinir krizinin etkisiyle attığı
kahkahalar yavaş yavaş kesilmiş, yerini kesik nefeslere
ve tam bir teslimiyete bırakmıştı. Boran, sandalyede
yığılıp kalan adamın artık ayakta duracak dermanı
kalmadığını gördü.
Boran Ağa:
Derin bir iç çekti. Az önce yaşanan o sarsıcı anların, o
kontrolsüz yakınlaşmanın ve yırtılan düğmelerin ağırlığı
hala omuzlarındaydı ama merhameti öfkesinden üstün
geldi. "Bitti Cihat... Bu gecelik bu kadar dağılmak yetsin
sana," diye mırıldandı.
Boran, eğilip bir kolunu Cihat’ın dizlerinin altından,
diğerini ise sırtından geçirdi. Mardin’in en sert avukatını
, o dev yıkılmış kibriyle birlikte tek bir hamlede kucağına
aldı. Cihat, bir tüy kadar hafiflemişti sanki; tüm o
"mükemmeliyetçi" yüklerini o yırtık kağıtların arasında
bırakmış gibiydi. Başını gayriihtiyari Boran’ın omzuna
yasladı, gözleri tamamen kapandı.
Boran Ağa:
Boran, yerdeki kağıt yığınlarına basmamaya çalışarak
odanın köşesindeki geniş yatağa doğru yürüdü. Cihat’ı
yatağın üzerine, beyaz çarşafların ortasına yavaşça
bıraktı. Cihat’ın bedeni yatağa değer değmez derin bir
uykuya daldı; zihni artık bu acıyı taşıyamayıp kendini
kapatmıştı.
Boran, bir an yatağın başında durup ona baktı. Cihat’ın
yüzündeki o her zamanki gergin hatlar gevşemiş,
savunmasız bir çocuğun ifadesi gelmişti üzerine. Boran,
az önce açılan kendi gömleğinin önünü tek eliyle
birleştirdi. Kalbi hala hızlı çarpıyordu; az önceki o tuhaf
temasın, o içki kokulu öpücüğün izi sanki hala
tenindeydi.
Boran Ağa:
"Uyu bakalım," dedi kısık bir sesle. "Uyanınca yine o buz
gibi adam olacaksın belki... Ama bu gece kim
olduğunu, neye aç olduğunu ikimiz de gördük."
Boran, odadaki pencereyi hafifçe aralayıp içeriye
Mardin’in serin gece havasının girmesini sağladı. Sonra
sandalyedeki battaniyeyi alıp Cihat’ın üzerine örttü.
Kapıya doğru yürürken son bir kez arkasına baktı. O
darmadağın odada, her şeyin ortasında uyuyan bu
adam, artık Boran için sadece bir düşman değildi; o,
kurtarılması gereken yaralı bir ruhtu.
Boran, sessizce odadan çıktı ve koridorun karanlığında,
tekerlekli sandalyesinde uyuyakalan Aslı Hanım’ın
yanına doğru ilerledi. Bu evdeki nöbeti henüz
bitmemişti.
