79. bölüm · Aynı Göğün Altında
Sınıftaki Büyük Sessizlim ve İtraf
Mardin Lisesi’nin o heybetli taş kapısından içeri giren
Tayfun, bu kez ne lüks arabasıyla ne de o meşhur
umursamaz tavrıyla gelmişti. Üzerinde ütüsüz bir okul
forması, gözlerinin altında uykusuzluğun mor halkaları
ve yüzünde bin yıllık bir yorgunluk vardı. Okul
bahçesindeki fısıldaşmalar o içeri girer girmez kesildi;
Baran, Kuzey ve diğerleri ona bakarken sanki bir hayalet
görmüş gibiydiler.
Tayfun, başı önde, adımlarını sürüyerek doğrudan
öğretmenler odasına değil, 11-A sınıfına yöneldi. Kapıyı
hafifçe tıklatıp içeri girdiğinde, Derin Öğretmen tahtada
şiir analizi yapıyordu. Tayfun’u görünce tebeşir elinden
düştü.
Sınıftaki Büyük Sessizlik ve İtiraf
Tayfun, sınıfın ortasına kadar yürüdü. Herkes nefesini
tutmuş, ondan yine bir patlama, bir kavga bekliyordu.
Ama Tayfun, Derin Hanım’ın tam karşısında durdu ve
herkesi şoke eden o hamleyi yaptı; hafifçe başını eğdi.
Tayfun: (Sesi titreyerek, çok kısık bir tonda)
"Hocam... Arkadaşlar... Ben... Ben çok büyük hatalar
yaptım. Sadece kendime değil, size de, bu okula da
saygısızlık ettim."
Sınıfta iğne atsan yere düşecek bir sessizlik oldu. Baran
oturduğu yerden doğruldu, kaşlarını çatarak dinlemeye
başladı.
Tayfun: (Gözyaşları göz pınarlarına birikirken devam etti)
"Sarhoş geldim, huzurunuzu bozdum, size hakaret
ettim. Kendimi o kadar kaybetmiştim ki, uçurumun
kenarına geldiğimi göremedim. Savaş Komiser ve Azat
olmasaydı... Belki bugün burada olamazdım. Derin
Hanım, sizden... Hepinizden özür dilerim. Beni
affetmenizi beklemiyorum ama bilmenizi istedim; o
Tayfun artık öldü."
Derin Öğretmen'in Şefkati
Derin Öğretmen, gözlerindeki yaşları silerek Tayfun’un
yanına yürüdü. Elini, bir anne şefkatiyle Tayfun’un
omzuna koydu.
Derin Öğretmen: (Sesi buğulu)
"Tayfun... Hata yapmak insana mahsustur, ama o
hatadan dönmek ve özür dilemek en büyük erdemdir.
Biz seni burada kaybetmek için değil, kazanmak için
bekliyorduk. Hoş geldin evladım."
Baran’ın Beklenmedik Tepkisi
Sınıfın en arkasından bir sandalye gıcırtısı duyuldu.
Baran, ağır adımlarla Tayfun’un yanına geldi. Herkes bir
kavga çıkacak sanırken, Baran elini uzattı.
Baran: (Sert ama dürüst bir sesle)
"Bak İstanbullu... Sana hala kızgınım, yaptıklarını
unutmadım. Ama o villadan sağ çıkman ve buraya gelip
bu konuşmayı yapman... Bu bir erkekliktir. G
eç sırana, ders bölünüyor."
Tayfun, Baran’ın elini sıktı. O an, Mardin Lisesi’nin o sert
duvarları arasında ilk kez gerçek bir barış rüzgarı esti.
Tayfun, en arka sıraya, kendi yerine geçerken; artık
sadece bir "zengin züppesi" değil, hayata yeniden
tutunmaya çalışan yaralı bir gençti.
, Tayfun sırasına oturup defterini açarken, dışarıda
Mardin’in sert güneşi sınıfın içine sızıyordu. Bir devir
kapanmış, Tayfun için asıl "büyüme" hikayesi şimdi
başlamıştı. Peki bu sessizlik ne kadar sürecekti? Hakkı
Bey ve Aysun Hanım, evdeki o yeni huzuru
koruyabilecekler miydi?
