66. bölüm · Aynı Göğün Altında
Sabrın sonu
Derin Hanım, gözlerindeki yaşları büyük bir metanetle
sildi. Omuzlarını dikleştirip masasına döndü; bu züppe
çocuğun, sınıfın geri kalanının eğitim hakkını çalmasına
izin vermeyecekti. Titreyen elleriyle kitabını açtı, sesi
hafifçe kısık ama kararlı bir şekilde Mehmet Akif’ten,
vatan sevgisinden ve hürriyetten bahsetmeye başladı.
Ancak sınıftaki o manevi hava, saniyeler içinde
Tayfun’un dijital gürültüsüyle paramparça oldu.
Sınıfın Ortasında Savaş Alanı
Tayfun, Derin Hanım’ın sesini bastırmak istercesine
telefonunun sesini sonuna kadar açtı. Oyunun silah
sesleri, patlamalar ve telsiz cızırtıları sınıfın taş
duvarlarında yankılanıyordu. Kulaklığının mikrofonunu
ağzına yaklaştırıp, sanki evinin salonundaymış gibi
bağırmaya başladı.
Tayfun: (Mikrofona bağırarak, sınıftakileri hiç takmadan)
"Beyler yardıma gelin! Sağdan sıkıyorlar, çabuk!
Ölüyorum lan, bas şuna bas! Vur oğlum vur şunu ya!
Nereye bakıyorsun kanka, adam dibinde! Hadi be, bittik
ya!"
Sınıftaki öğrenciler artık derse odaklanmayı bırakmış,
şaşkınlık ve öfkeyle Tayfun’u izliyordu. Derin Hanım’ın
anlattığı o asil dizeler, Tayfun’un "Vur, kır, öldür" nidası
altında ezilip kalmıştı.
Derin Öğretmen'in Sabrının Sonu
Derin Öğretmen: (Kitabı masaya sertçe çarparak yanına gitti)
"Tayfun! Bu kadarı fazla! Derhal o telefonu kapat ve bu
sınıftan çık! Terbiyesizliğin de bir sınırı var!"
Tayfun: (Gözünü ekrandan ayırmadan, tek eliyle 'dur' işareti yaparak)
"Ya hoca bir dur Allah aşkına, tam kritik yerdeyiz! Ne
bağırıyorsun kulaklığın içinde? Git tahtada kendi
kendine konuş, bitince haber verirsin!"
Kapıdaki Fırtına: Kuzey ve Burak İçeri Giriyor
Kapıdaki Kuzey ve Burak, Derin Hanım’ın o çaresiz ama
mağrur duruşunu gördüklerinde daha fazla
bekleyemediler. Kuzey’in sabrı, Derin’e yapılan her
hakarette biraz daha taşmıştı. Kapı gürültüyle açıldı.
Kuzey: (Sınıfa bir fırtına gibi dalarak, doğrudan Tayfun’un masasına yürüdü)
"Kimin mekanında kime posta koyuyorsun sen lale?"
Kuzey, Tayfun’un ne olduğunu anlamasına fırsat
vermeden bacaklarını masadan aşağı sertçe itti.
Tayfun’un dengesi bozulunca telefonu elinden kayıp
sıranın üzerine düştü.
Tayfun: (Kulaklıklarını çekip çıkararak, öfkeyle Kuzey'e baktı)
"Hop! Ne oluyor ya? Kimsin sen? Telefonumun ekranı
çizilirse babam bu okulu satın alır, haberin var mı
senin?"
Burak: (Sakin ama buz gibi bir sesle yanlarına gelerek)
"Baban burayı satın alabilir Tayfun, ama içindeki onuru
satın almaya parası yetmez. Burası senin oyun salonun
değil, burası Derin Hanım’ın sınıfı. Ya şimdi o telefonu
cebine koyup adam gibi oturursun, ya da o telefonu bu
sınıftan daha hızlı terk edersin."
Sınıfta ölüm sessizliği oldu. Baran ve arkadaşları, Kuzey
ve Burak’ın gelişiyle hafifçe doğruldular; sanki bir işaret
bekliyorlardı. Tayfun ise ilk kez "dokunulmaz"
olmadığını hissetmeye başlamıştı; karşısında
İstanbul’un plaza müdürleri değil, Mardin’in toprağı gibi
sert öğretmenler vardı.
, Tayfun’un o küstah bakışları Kuzey’in delici gözleriyle
çarpışıyordu. Mardin Lisesi’nde artık hiçbir şey eskisi
gibi olmayacaktı.
