128. bölüm · Aynı Göğün Altında
Endişe
Sınıfın içindeki o yoğun tebeşir kokusu, bir anda panik
ve endişe dolu bir havaya büründü. Burak Öğretmen’in
cansız bedeni Azat Ağa’nın güçlü kollarına yığıldığında,
öğrenciler ne yapacağını bilemez halde donup kalmıştı.
Azat Ağa, hayatı boyunca pek çok sert durumla
karşılaşmıştı ama kucağındaki bu genç adamın
solgunluğu, onun o çelikten iradesini bile sarstı.
Sınıfta Yankılanan Emirler
Azat Ağa: (Gür sesiyle sınıfı kendine getirdi)
"Bakmayın öyle! Ada, çabuk su getir! Diğerleri, yolu açın!
Nefes alsın adam!"
Azat Ağa, bir eliyle Burak’ın başını desteklerken diğer
eliyle cebinden telefonunu çıkardı. Elleri ilk kez bu kadar
hızlı hareket ediyordu. Önce okulun tecrübeli ismi, her
zaman sağduyusuyla bilinen Rehber Öğretmen Levent
Bey’i aradı.
Azat Ağa (Telefonda):
"Levent! Çabuk Burak’ın sınıfına gel! Adam elimde kald
ı, rengi kireç gibi! Çabuk diyorum, şakası yok bu işin!"
Koridordaki Telaş: Levent Bey ve Başak Öğretmen
Haber okulda bir yangın gibi yayıldı. O sırada
öğretmenler odasında olan Başak Öğretmen, Levent
Bey’in fırlayarak dışarı çıktığını görünce kötü bir şey
olduğunu anladı ve peşine takıldı.
Levent Bey: (Nefes nefese sınıfa girerek)
"Azat Bey? Ne oldu, tansiyonu mu düştü?"
Azat Ağa: (Gözlerini Burak’ın yüzünden ayırmadan)
"Bilmiyorum Levent, konuşurken bir anda gözleri kaydı,
kucağıma devrildi. Kalbi çok hızlı atıyor, hissediyorum.
Başak Hanım, siz de bakın şuna, bir kolonya, bir şey yok
mu?"
Başak Öğretmen: (Burak’ın yanına diz çöküp bileğini tutarak, sesi titreyerek)
"Burak... Burak duyuyor musun beni? Azat Bey, hemen
revire ya da hastaneye götürmemiz lazım. Nabzı çok
zayıf."
Azat Ağa, beklemenin bir faydası olmayacağını
anlayınca Burak Öğretmen’i bir çırpıda kucağına aldı. O
heybetli cüssesiyle, koridordaki kalabalığı yararak
merdivenlere yöneldi. Arkasında endişe dolu gözlerle
Levent Bey ve elinde kolonya şişesiyle Başak Öğretmen
vardı.
Ada (Kendinden):
"Sınıfın kapısında kalakaldık. Azat Ağa’nın Burak Hoca’yı
kucağında bir çocuk gibi taşıyışını izlerken, içimde tarif
edemediğim bir korku vardı. Deniz Karaca’nın
kitabındaki o 'ansızın gelen veda' bölümü aklıma geldi.
Burak Hoca... Bize daha anlatacağı çok hikaye vardı,
gidemezdi."
Peki Burak Öğretmen’in bu baygınlığı, okulun alt
katındaki o rutubetli kütüphanede bulduğu eski
haritanın bir yan etkisi miydi? Azat Ağa’nın kollarındaki
bu genç öğretmen, hastaneye yetişene kadar o gizemli
ismin adını sayıklamaya devam edecek miydi?
Mardin Lisesi’nin bahçesinde siren sesleri
yankılanırken, Azat Ağa’nın gömleğine bulaşan beyaz
tebeşir tozu, bu talihsiz günün sessiz şahidiydi.
