107. bölüm · Aynı Göğün Altında
Koku ve Hafıza
Mardin’in bozkır rüzgarı dindi, atın kişnemesi uzaklarda
yankılandı ve Burak Öğretmen, o karmaşık duyguların
yükü altında daha fazla kalamayarak, kekeleyen bir
teşekkürle yanımdan hızla uzaklaştı. Tozlu yolda gidişini
izlerken, ahırın serin ve loş havası beni içine çekti.
Sırtımda hâlâ onun titreyen bedeninin sıcaklığı,
kollarımda ise o ince belinin boşluğu kalmıştı.
Ama o an, her şeyden daha keskin, her şeyden daha
sarsıcı bir şey oldu.
Azat Ağa'nın Dilinden: "Koku ve Hafıza"
Azat Ağa:
"Ahırın o saman ve deri kokan ağır havasının içinde,
Burak’ın gidişiyle geride bıraktığı o imza gibi kokuyu
içime çektim. O rüzgarla birlikte boynuma, yüzüme,
ruhuma sinmişti sanki. Bu toprakların sertliğine, barut
kokusuna, güneşin kavurduğu tozuna hiç benzemeyen
bir koku...
Şeftali ve limon.
Taze bir meyvenin tatlılığıyla, güneşin altındaki o serin
limonun ferahlığı birleşmiş, boynumdaki nefesinin
izinde asılı kalmıştı. Burnumun direği sızladı. Ben ki
yıllardır sadece toprağın ve terin kokusunu bilmişim; bu
koku benim sert dünyama öyle yabancı, öyle naif bir
saldırıydı ki...
"Bir Nefeslik Sarhoşluk"
Azat Ağa (Devamla):
"Gözlerimi kapattım. Şeftalinin o yumuşak, kadife
hissini ve limonun o uyandırıcı keskinliğini hissettim
ciğerlerimde. O an kalbim, az önce atın üzerindeki o
deli ritmini bile geride bıraktı. Göğüs kafesim daraldı.
Bir adamın şampuan kokusu, koca bir ağanın iradesini
nasıl bu kadar kolay kırabilirdi?
Yılların Azat Ağa’sı, o koku geçmesin, o esinti
kaybolmasın diye nefesimi tuttum. Mardin’in bin yıllık
taşları şahidim olsun ki; o an o kokunun içinde
kaybolmak, o şeftali bahçelerinde nefes almak istedim.
Kalbim, o kokunun peşinden gitmek için isyan ediyordu.
Kendi kendime fısıldadım: 'Azat... Sen bu kokuyu bir kez
içine çektin ya, artık hiçbir bozkır rüzgarı seni
temizleyemez. Sen artık o şeftali kokulu adamın
esirisun.'"
Ahırda Kalan İz
Azat Ağa, elini atın yelesine koydu ama aklı hâlâ o
uzaklaşan siluet ve havada asılı kalan meyve
kokusundaydı. Burak Öğretmen, arkasında sadece toz
değil, Azat Ağa’nın asla unutamayacağı bir "bahar"
bırakmıştı.
Peki Azat Ağa, bu kokunun peşinden gitmeye cesaret
edebilecek miydi? Yoksa Mardin’in töreleri, bu şeftali ve
limon kokulu rüyayı erkenden mi bitirecekti?
