51. bölüm · Aynı Göğün Altında
Kranlık Dünya
Okul bahçesinde akşamın morluğu çökerken, Kaan’ın
Defne’ye olan hayran bakışları ve çocukların kahkahaları
havada asılı kalmıştı. Kaan, büyücü şapkasını bir
kenara bırakmış, Defne’nin yanına gidip ona yardım
etmek için can atıyordu.
Kaan:
"Defne Hanım," dedi Kaan, sesindeki o her zamanki
fırlamalığı bu sefer nezaketle harmanlayarak. "Gördüm
ki şu ödevleri kontrol ederken yorulmuşsunuz
. Müsaadeniz olursa, İstanbul’un en hızlı 'kalemşörü'
olarak size asistanlık yapabilirim. Hem belki kağıtların
arasından bir iki sihirli numara daha çıkarırım, ne
dersiniz?"
Defne:
Defne, Kaan’ın bu çocuksu ama içten çabasına engel
olamadı, hafifçe gülümsedi. "Kaan Bey, sihirleriniz
bugün çocukları çok eğlendirdi ama bu ödevler biraz
'gerçekçi' dikkat istiyor. Yine de... yardımınız fena
olmazdı."
Kaan, sanki dünyaları kazanmış gibi bir sevinçle
Defne’nin yanındaki sandalyeye tünedi. O sırada bahçe
kapısından Azat Ağa ve Boran Ağa içeri girdi. Adliyedeki
o gergin karşılaşmanın izleri hala yüzlerindeydi.
Azat Ağa:
"Burak Hoca," dedi Azat, yanlarına gelip ciddiyetle
oturdu. "Cihat adliyede iyice zıvanadan çıkmış. Boran
onu düşmekten kurtarmış ama adam resmen
kudurmuş. 'Defolun gidin' diye bağırması yetmezmiş
gibi, şimdi de gözlerini buraya, okula dikmiş diye
duyduk."
Burak:
Burak’ın yüzü gölgelendi. "Ne yapabilir ki Azat? Burası
bir eğitim yuvası, çocukların tek neşesi. Kerem burada
ilk kez gülmeye başladı."
Boran Ağa:
Boran, çeşmenin başında elini yüzünü yıkarken konuştu:
"O adamın gözü döndü mü hukuk mukuk dinlemez
Burak. Adliyede cübbesine sarılıp bize meydan
okuyordu ama ayakları altına dolanıyor. Kendi zayıflığını
bizden çıkarmaya çalışacak, belli."
Kaan:
Kaan, elindeki kalemle kağıtlara bir şeyler karalarken
başını kaldırdı. "Valla Boran Ağa, ben İstanbul’un
fırlamasıyım. Bizde de bir laf vardır; karanlık çöktü mü,
mum yakmasını da biliriz, fırtına koparmasını da. Eğer
o avukat buraya, Defne’nin veya çocukların huzuruna
göz dikerse, şapkadan tavşan yerine başka şeyler
çıkarırım ona!"
Defne:
Defne, Kaan’ın bu korumacı tavrına şaşırarak baktı.
Aralarında sessiz bir elektriklenme oldu. "Umarım o
kadar ileri gitmez Kaan Bey," dedi kısık bir sesle.
Tam o sırada uzaktan, Cihat’ın o lüks siyah arabasının
motor sesi duyuldu. Araba okulun önünden yavaşça,
adeta bir tehdit gibi geçti ve tozları arkasında bırakarak
karanlığa karıştı.
Burak:
"Görüyor musunuz?" dedi Burak. "Hala izliyor. Hala o
karanlık dünyasına bizi de çekmek istiyor. Ama Şehmuz
Ağa’nın dediği gibi; bu topraklarda sevgi kök saldı mı,
hiçbir fırtına onu sökemez."
Gece, Mardin’in kadim sessizliğiyle örtülürken; okul
bahçesinde bir yanda aşkın ilk kıvılcımları, diğer yanda
ise yaklaşan o soğuk savaşın ayak sesleri vardı. Kaan,
Defne’ye bakarken; Azat ve Boran ise karanlığı
kolluyordu.
