23. bölüm · Aynı Göğün Altında
Dinmeyen öfke
Okul bahçesinin huzuru, demir kapının kulak tırmalayan
gıcırtısıyla bir kez daha parçalandı. Cihat, azgın bir
fırtına gibi bahçeye daldı. Gözleri yuvalarından fırlamış,
alnındaki damarlar çatlayacakmış gibi şişmişti. Kerem’i
o çocuklarla yan yana, elleri boya içinde görünce adeta
kontrolünü kaybetti.
"Kerem!" diye kükredi. Sesi okulun taş duvarlarında
yankılandı.
Hızla çocuğun yanına çöktü, cebinden bembeyaz, ütülü
ipek mendilini hırsla çıkardı. Kerem korkuyla geri
çekilmeye çalıştı ama Cihat onun küçük bileğini bir
pençe gibi kavradı.
Cihat:
"Hayır! Hayır! Her yerine pislik bulaştırmışlar!
Mahvetmişler seni!" dedi, sesi titreyerek. Deliye dönmüş
gibiydi. Mendili Kerem’in boyalı ellerine, kollarına sanki
bir yarayı temizliyormuş gibi değil de, bir lekeyi
kazıyormuş gibi sertçe sürtmeye başladı.
Kerem:
"Amca yapma! Acıyor! Ben sadece resim yaptım, bak ne
güzel oldu!" diye hıçkırarak ağlamaya başladı küçük
çocuk.
Cihat:
"Sabit dur! Kes ağlamayı! Temizleyeceğim, dur diyorum
sana! Bak şu haline, şu çocukların kirini pasını üzerine
çekmişsin! Pislik bulaştırır sana onlar dedim,
dinlemedin!" Cihat, mendil boyadan kirlendikçe daha da
öfkeleniyor, sanki o boya değil de bir hastalıkmış gibi
davranıyordu.
Burak daha fazla dayanamadı. Hızla araya girip Cihat’ın
elini tuttu. "Yeter artık Cihat Bey! Çocuğun canını
yakıyorsunuz! O boya, kir değil; o bir çocuğun neşesi.
Bırakın şu çocuğu artık!"
Cihat, Burak’ın elini hırsla ittirdi. "Sen karışma hoca!
Senin o 'modern' masalların yüzünden yeğenim bu
çapulcuların arasına düştü! Bak şu elbiselerine, bak şu
ellerine... Bu lekeler çıkmaz hoca, bu zihniyetin lekesi
çıkmaz!"
Nalan Hanım ve Başak Öğretmen dehşet içinde
izliyordu. Kerem’in hıçkırıkları bahçedeki diğer çocukları
da korkutmuş, hepsi geri çekilmişti.
Cihat, Kerem’i sarsarak ayağa kaldırdı. "Yürü! Eve
gidiyoruz. Bir daha bu kapının önünden bile
geçmeyeceksin. Seni bu pislikten arındırana kadar o
odadan çıkmayacaksın!"
Kerem, arkasında bıraktığı resim kağıdına ve arkadaşı
Mahmut’a yaşlı gözlerle son bir kez baktı. Cihat onu
sürükleyerek götürürken, bahçede sadece yere atılmış,
boya lekeleriyle kirlenmiş o bembeyaz ipek mendil
kaldı.
Kuzey Bey yerdeki o mendili yavaşça aldı. "Kendi
içindeki karanlığı temizleyemeyen adam, bir çocuğun
elindeki rengi kir sanıyor," dedi sessizce.
Burak, ellerini yumruk yapmış, uzaklaşan arabanın
arkasından bakıyordu. Mardin’in bu en zorlu dersi,
kalemle değil, yürekle verilecek bir savaşa dönüşmüştü.
