34. bölüm · Aynı Göğün Altında
Güvenli kollar
Konağın ağır ve boğucu havası, amcasının o tekinsiz
fısıltıları ve babaannesinin sessiz çığlıkları küçük
Kerem’i nefessiz bırakmıştı. Artık dayanamıyordu.
Odasından fırladığı gibi merdivenleri ikişer ikişer indi,
devasa dış kapıyı zorlukla aralayıp kendini Mardin’in
serin gecesine attı.
Gözyaşları görüşünü bulandırıyor, hıçkırıkları sokağın
yankılı taş duvarlarında çarpıyordu. Nereye gittiğini
bilmeden, sadece o karanlık evden uzaklaşmak için
koşuyordu. Rugan ayakkabıları taşlara vurdukça çıkan
ses, kalbinin atışına karışıyordu.
Tam köşeyi dönerken, karanlığın içinden gelen heybetli
bir karaltıya çarptı. Çarpmanın etkisiyle yere
düşecekken, güçlü kollar onu havada yakalayıp sıkıca
kavradı.
"Hop! Yavaş bakalım küçük şövalye! Bu ne hız, nereye böyle?"
Bu ses, akşam yemeğinde tanıştığı, Azat Ağa’nın kuzeni
Boran Ağa’dan başkası değildi. Boran, konağa doğru
yürürken karşısına çıkan bu küçük hıçkırık yumağını
hemen göğsüne bastırdı. Kerem’in tir tir titrediğini
hissedince dizlerinin üzerine çöktü ve onu kollarının
arasına, güvenli bir sıcaklığa aldı.
Boran Ağa:
"Şşş... Tamam, geçti. Ben buradayım," dedi Boran, sesi
az önceki neşesinden sıyrılıp derin bir şefkate
bürünerek. "Kerem, aslanım ne bu hal? Neden
ağlıyorsun, kim korkuttu seni bu vakitte?"
Kerem:
"Amcam..." diyebildi Kerem, hıçkırıklar boğazını
düğümlerken. "Amcam çok korkunç bakıyor...
Babaanneme bağırıyor, saçlarını çekiyor gibi tarıyor...
Ben... ben o evde kalmak istemiyorum Boran Abi! Pislik
diyor bana, her şeye pislik diyor!"
Kerem, Boran’ın ceketine sıkıca tutundu, sanki bıraksa o
karanlık ev onu geri yutacakmış gibi.
Boran Ağa:
Boran’ın yüzü bir anda buz kesti. Cihat’ın evindeki o gizli
şiddetin kokusunu almıştı. Elini Kerem’in saçlarına
götürüp yavaşça okşadı. "Bak bana Kerem, gözlerimin
içine bak. Sen tertemiz bir çocuksun. O boyalar, o
topraklar senin madalyan. Kimse sana 'pislik' diyemez,
dedirtmem!"
Boran, Kerem’i yerden kaldırıp kucağına aldı. Küçük
çocuk, başını Boran’ın omzuna yasladığında nihayet
nefes alabildiğini hissetti.
Boran Ağa:
"Ağlama artık. Şimdi seni güvenli bir yere, Azat abinin
yanına götüreceğim. O evdeki o karanlık nefes sana bir
daha dokunamayacak. Boran abin sözü olsun bu sana."
Boran Ağa, kucağındaki küçük çocukla birlikte Şehmuz
Ağa’nın konağına doğru hızlı adımlarla yürürken,
gözlerinde Cihat’a karşı şimşekler çakıyordu. Mardin’in
bu sokağında, adaletin sadece mahkemelerde değil, bir
çocuğun gözyaşını silen o güçlü kollarda olduğunu bir
kez daha kanıtlıyordu. Kerem ise Boran’ın omzunda
uykuya dalmak üzereyken, ilk kez gerçekten güvende
olduğunu hissetti.
