155. bölüm · Aynı Göğün Altında
Sınıftaki Gizemli Esinti
Mardin’in üzerine çöken o fırtınalı ve gizem dolu
geceden sonra sabah, okulun taş koridorlarında her
zamankinden daha ağır ama bir o kadar da taze bir
hava vardı. Geceyi konakta, o devasa mermerlerin ve
Azat Ağa’nın kollarındaki o tuhaf anın gölgesinde
geçirmiştim. Sabah erkenden konaktan ayrılırken
Zümrüt Hanım’ın arkamdan döktüğü su, sanki bütün o
karmaşayı temizlemek içindi.
Sınıfa girdiğimde, akşamki uykusuzluğun verdiği bir
yorgunluk olsa da kendimi garip bir şekilde yenilenmiş
hissediyordum. Masama geçip çantamı bıraktığımda,
sınıfın o her zamanki uğultusu bir anda kesildi.
Sınıftaki Gizemli Esinti
Burak (Kendi Ağzından):
"Kitabımı açıp tahtaya döndüğüm an, arkamdan
fısıldaşmaların yükseldiğini duydum. Öğrencilerim,
özellikle de ön sıradakiler, sanki bir şeyi koklar gibi
havayı teneffüs ediyorlardı. Konaktaki o özel şampuanın
ve Azat Ağa’nın saçlarımı kuruturken üzerine sinen o
ağır ama ferah kokunun sınıfa yayıldığının farkında
değildim. Şeftali ve ıhlamurun o mistik karışımı,
derslikteki tebeşir tozuna karışmıştı."
Ada: (Burnunu çekerek yanındaki Mine’ye fısıldadı)
"Mine... Bu koku da ne? Hocam bugün çiçek bahçesi
gibi kokuyor. Ama bu bildiğimiz parfümlerden değil, çok
daha derin bir şey."
Mine: (Gözlerini kısarak beni süzdü)
"Şeftali... Ve ıhlamur. Ada, bu koku çok tanıdık. Sanki...
Sanki bir yerden hatırlıyorum ama çıkaramıyorum."
Dersteki Dikkat Dağınıklığı
Burak:
"Evet arkadaşlar, bugün 'Divan Edebiyatı'nda Semboller'
konusuna devam ediyoruz. Şairler bazen bir kokuyu
, bazen bir bakışı koca bir ömre bedel sayarlar..."
Efe: (Sırıtarak el kaldırdı)
"Hocam, edebiyatı bırakalım da, sizin bu yeni tarzınız
ne? Sınıf resmen şeftali bahçesine döndü. Şampuan
markanızı değiştirmişsiniz sanırım, çok yakışmış!"
Berkay:
"Aynen hocam, insanın uykusunu açıyor bu koku. Çok
karizmatik bir esinti var bugün üzerinizde."
Burak (Kendi Ağzından):
"Efe’nin esprisiyle yüzümün yandığını hissettim. Azat
Ağa’nın o gece saçlarımı kuruturkenki o anı, burnunu
saçlarıma gömüp o kokuyu içine çekişi bir film şeridi
gibi gözümün önünden geçti. 'Sadece bir temizlik işte
çocuklar, derse odaklanın' diyerek geçiştirmeye çalıştım
ama sınıfın o keskin zekasından kaçmak zordu."
Ufuk’un Keskin Bakışı
Sınıfın en arkasında, her zamanki sessizliğiyle oturan
Ufuk, bileğindeki yılan dövmesini kaşıyarak bana
bakıyordu. Onun o her şeyi anlayan, her şeyi gören
gözleri bir an için benimkilerle buluştu. Ufuk, o kokunun
nereden geldiğini, neden bu kadar "özel" olduğunu
biliyor gibiydi. Yanındaki Merve, piercingiyle oynarken
kardeşinin bu sessiz dikkatini fark etti.
Ufuk: (Sadece Merve’nin duyacağı bir sesle)
"Konağın kokusu bu... Ağa’nın kokusu."
Merve: (Şaşkınlıkla Ufuk’a baktı)
"Ne diyorsun sen? Hocanın konakta ne işi olur?"
Ufuk: (Omuz silkti)
"Gece trafo patlamış, su kesilmiş. Ağa, emanetini açıkta
bırakmaz."
Burak (Kendi Ağzından):
"Ders bittiğinde, öğrencilerim sınıftan çıkarken bile hala
o kokuyu konuşuyorlardı. Ben ise masama çökmüş,
Azat Ağa’nın o 'Özür dilerim öğretmen' deyişini
düşünüyordum. O koku artık sadece bir şampuan
kokusu değildi; aramızda başlayan, adı konulmamış o
fırtınalı hikayenin ilk cümlesiydi."
