43. bölüm · Aynı Göğün Altında
Kendi kaderi'nin mahkumu
Azat Ağa ve Boran Ağa, Cihat’ın o nefes kesen
karanlığından çıkıp Şehmuz Ağa’nın güneşli, cıvıl cıvıl
avlusuna adım attıklarında üzerlerindeki o ağır yükü
kapıda bırakmaya çalıştılar. Ancak ikisinin de yüzündeki
sert ifade, içerde gördükleri o vicdansızlığın izlerini
taşıyordu.
Avluda herkes; Zümrüt Hanım, Burak Hoca, Zehra ve
küçük Kerem merakla onlara bakıyordu. Şehmuz Ağa,
sedirinde tesbihini çekerek oğlunun ve yeğeninin
gelişini izledi. Onların boş ellerle ve çatık kaşlarla
gelişinden mevzuyu çoktan anlamıştı.
Şehmuz Ağa:
"Geldiniz demek..." dedi Şehmuz Ağa, sesini yormadan.
"Gördünüz mü o karanlık yüzü? Uzattığımız el havada
mı kaldı evlatlar?"
Azat Ağa:
Azat, babasının yanına varıp ceketini yan tarafa bıraktı.
Sesi öfkeden hala titriyordu. "Geldik baba, geldik ama
keşke gitmeseydik. O adam zıvanadan çıkmış. Kendi
anasına, Aslı Hanım’a zorla yemek yedirmeye kalkıyor,
bağırıp çağırıyor... Biz kapıdan girince de 'Defolun, gidin
evimden!' diye gürledi. Senin sofranı da, bizim
barışımızı da elinin tersiyle itti."
Boran Ağa:
Boran, avludaki çeşmeye gidip ellerini buz gibi suyla
yıkadı, sanki o evin kirini üzerinden atmak istiyordu.
"Ağabeyim haklı ağam. Cihat artık insanlıktan çıkmış. O
ev bir konak değil, bir mezar olmuş resmen. Kendi
öfkesinde boğuluyor. Bize 'Sizin o sahte merhametinize
ihtiyacım yok' dedi."
Burak Hoca:
Burak, Kerem’in elini sıkıca tutuyordu; çocuğun bu
konuşmaları duyup korkmasını istemiyordu ama Kerem
zaten annesinin dizine yaslanmış, güvende hissetmenin
huzuruyla etrafı izliyordu. "Şehmuz Ağa," dedi Burak,
"Bazen birine ışık tutmak istersiniz ama o karanlığa o
kadar alışmıştır ki ışık gözünü yakar. Cihat Bey şu an o
durumda."
Şehmuz Ağa:
Şehmuz Ağa, derin bir iç çekti. Gözlerini ovaya, uzaklara
dikti. "Zorla güzellik olmaz evlatlar. Biz kapıyı açtık,
buyur ettik. O kapıyı kendi elleriyle üzerine kilitledi.
Bundan gayrı Cihat kendi kaderinin mahkumudur. Bizim
soframızın bereketi, gönlü açık olanadır."
Zümrüt Hanım araya girerek gerginliği dağıtmak istedi:
"Hadi, boş verin o bedbahtı artık. Bayramın tadını
kaçırmasın. Sofraya oturalım, çocuklar acıktı.
Bereketimizle, neşemizle kutlayalım günümüzü."
Kerem, o sırada elindeki sarı boyayla boyadığı kağıdı
havaya kaldırdı. "Bakın!" dedi neşeyle. "Güneş yaptım
, herkesin üzerine doğuyor!"
Azat Ağa, küçük Kerem’in bu masumiyetine bakıp
gülümsedi. Cihat’ın o karanlık dünyası artık bu avlunun
dışındaydı. Şehmuz Ağa’nın konağında kaşık sesleri,
çocuk gülüşleri ve samimi sohbetler yükselirken;
Mardin’in rüzgarı, kötülüğün kokusunu bu evden
sonsuza dek uzaklaştırıyordu.
