72. bölüm · Aynı Göğün Altında
Kırılma Anı
Öğretmenler odasındaki o kibirli hava, Derin Hanım’ın
titreyen ama geri adım atmayan sesiyle bir anda
paramparça oldu. Hakkı Bey, tam kapıya yönelmişken
Derin Hanım masaya vurarak yerinden kalktı.
Beklenmedik Kırılma Anı
Derin Öğretmen: (Gözlerinin içine bakarak)
"Hakkı Bey! Siz kütüphane bağışından, paradan,
mevkiden bahsediyorsunuz ama unuttuğunuz bir şey
var. Karşınızdaki genç bir kadın değil, bu devletin bir
öğretmenidir! Oğlunuz sadece dersi sabote etmiyor,
gözlerimin içine bakarak bana hakaret ediyor, 'güzel
yüzüne yazık' diyerek haddini aşıyor! Siz babası olarak
buna göz yumuyorsanız, sizin de o kütüphanedeki
kitaplardan öğrenecek çok şeyiniz var demektir!"
Hakkı Bey duraksadı. Odanın içindeki o buz gibi
sessizlikte, "hakaret" ve "saygısızlık" kelimeleri
yankılandı. Hakkı Bey’in yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi,
boyun damarları şişti. O ana kadar sergilediği o
umursamaz, "parayla çözeriz" tavrı yerini kontrolsüz bir
öfkeye bıraktı.
Hakkı Bey'in Gazabı
Hakkı Bey, bir hışımla arkasına döndü ve kapının
yanında sırıtan Tayfun’un üzerine yürüdü. Kimse ne
olduğunu anlamadan, Hakkı Bey elini kaldırıp Tayfun’un
yakasına yapıştı ve onu duvara sertçe çarptı.
Hakkı Bey: (Kükreyerek)
"Sen ne dedin? Sen öğretmene ne dedin ulan züppe!"
Tayfun: (Şok içinde, kekeleyerek)
"Baba... Şaka yapıyorduk alt tarafı, ne oluyor?"
Hakkı Bey:
"Ben seni buraya rezil olalım diye mi gönderdim? Ben
sana 'git o kadına hakaret et' mi dedim! Benim adımı,
şanımı yerle bir mi edeceksin sen?"
Hakkı Bey, cümlesini bitirir bitirmez elini havaya kaldırdı
ve tüm gücüyle Tayfun’un yüzüne şiddetli bir tokat aşk
etti. Odada patlayan o tokat sesi, hepimizi yerimize
çiviledi. Tayfun’un başı yana savruldu, dudağı anında
patladı.
Odadaki Şok Sessizliği
Hakkı Bey: (Tayfun’un yakasını bırakmadan, yüzüne bağırarak)
"Hemen o hocadan özür dileyeceksin! Hemen! Yoksa
yemin ediyorum o altındaki arabayı da, cebindeki
kartları da alırım, seni bu Mardin’in sokaklarında aç
bırakırım! Duydun mu beni?"
Tayfun, hayatında ilk kez babasından böyle bir tepki,
böyle bir darbe görüyordu. O küstah, "dünya benim"
diyen çocuk gitmiş; yerine korkudan titreyen, gözleri
dolmuş bir zavallı gelmişti. Yanağındaki beş parmak izi
kıpkırmızı parlarken, başını öne eğdi.
Burak: (Araya girmeye çalışarak)
"Hakkı Bey, sakin olun... Şiddet çözüm değil."
Hakkı Bey: (Bize dönerek, hala soluk soluğa)
"Kusura bakmayın hocalarım... Ben bu eşeği adam
edemedim ama haddini bildirmeyi bilirim. Derin Hanım,
hakkınızı helal edin. Bu çocuk yarın sabah buraya
gelecek, o sigarayı da, o telefonu da unutacak. Yoksa
karşısında babasını değil, azrailini bulur!"
Hakkı Bey, Tayfun’u kolundan tutup adeta bir eşya gibi
odadan dışarı sürükledi. Koridorda Tayfun’un
hıçkırıkları ve Hakkı Bey’in küfürleri yankılanırken;
öğretmenler odasında biz, Derin Hanım ile öylece
kalakaldık.
Tayfun’un o sahte imparatorluğu babasının tek bir
tokadıyla yerle bir olmuştu. Ama asıl soru şuydu: Bu
öfke Tayfun’u ıslah mı edecekti, yoksa daha büyük bir
canavara mı dönüştürecekti?
