14. bölüm · Aynı Göğün Altında
Bir Şiir Gibi Mardin
Burak, çocukların masalarındaki o saf yaratıcılığı
izlerken kendi içindeki edebiyatçı ruhunun da
tazelendiğini hissetti. İstanbul’daki lüks galerilerde
görmediği bir samimiyet vardı bu kağıtlarda.
"Biliyor musunuz arkadaşlar?" dedi Burak, bir elini
Mahmut’un omzuna koyarak. "Siz aslında şu an sadece
resim yapmıyorsunuz. Siz bu topraklara yeni bir kader
çiziyorsunuz. Edebiyat da böyledir; önce hayal edersin,
sonra o hayali ya kağıda yazarsın ya da toprağa
işlersin."
O sırada sınıfa Başak Öğretmen girdi. Elinde iki bardak
çay vardı. Duvarlara asılmaya başlanan resimleri
görünce duraksadı.
"Burak Bey, sınıfı resim atölyesine çevirmişsiniz," dedi
gülümseyerek. "Matematik sayıları sever ama sanırım
bu çocuklar bugün hayatın en güzel denklemini
kuruyorlar."
"Haklısınız Başak Hanım," dedi Burak çayından bir
yudum alarak. "Hayal artı cesaret, eşittir gelecek. Bugün
bu sınıfta bu denklemi çözüyoruz."
Dışarıda, okulun bahçesindeki yaşlı çınar ağacının
gölgesinde oturan köyün ihtiyarları, içeriden gelen bu
neşeli sesleri duyduklarında birbirlerine bakıp
gülümsediler. Mardin’in taşları, uzun zamandır bu kadar
umut dolu bir kahkahaya şahitlik etmemişti. Burak
Öğretmen, sadece bir öğretmen değil, bu çocukların
dünyasına dokunan bir sihirbaz gibiydi.
