59. bölüm · Aynı Göğün Altında
Kalbin çekim yasası
Rehber Öğretmen Levent Bey, masanın ucunda
oturmuş, elindeki kalemi dalgın dalgın çevirirken gözleri
gayriihtiyari karşı masada evraklarını düzenleyen Arzu
Hanım’a kayıyordu.
Arzu Öğretmen, Fen Bilgisi laboratuvarından yeni
çıkmış, beyaz önlüğü hala üzerindeyken titizlikle sınav
kağıtlarını ayırıyordu. Levent’in ona olan hayranlığı,
okulda herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle
konuşmadığı o naif sırlardan biriydi.
Öğretmenler Odasında Sessiz Bakışmalar
Levent Öğretmen: (Kendi kendine, içinden)
"Bunca gürültü patırtı, bunca kavga... İnsanlar sevmek
için dünyayı yakıyor, ben şurada iki kelimeyi bir araya
getirip Arzu’ya 'Günaydın'dan fazlasını diyemiyorum.
Rehber öğretmenim güya, herkesin derdine derman
oluyorum da kendi kalbime rehberlik edemiyorum."
Başak ve ben (Burak), Boran’ın hikayesini bitirdiğimizde
Levent derin bir iç çekti. Sanki o kaçış öyküsü, onun
içindeki bastırılmış cesareti tetiklemişti.
Arzu Öğretmen: (Başını kaldırıp, hafifçe gülümseyerek)
"Boran Ağa’nın gidişi... Çok üzücü ama bir yandan da
büyük bir cesaret, değil mi Levent Bey? İnsan her şeyi
arkasında bırakıp sadece sevdiği için bilinmeze gidebilir
mi gerçekten?"
Levent Öğretmen: (Bir an yutkundu, gözlerini Arzu’nun
gözlerine dikti)
"Gidebilir Arzu Hanım... Eğer karşısındaki insan, ona
tüm dünyayı unutturacak kadar kıymetliyse, sadece
gitmekle kalmaz, yeni bir dünya kurar. Fen bilgisinde
buna ne dersiniz bilmem ama... Kalbin çekim yasası
bazen mantığın tüm kurallarını yıkar geçer."
Arzu Hanım’ın Şaşkınlığı
Arzu Hanım, Levent’in bu alışılmadık derinlikteki cevabı
karşısında bir an duraksadı. Yanaklarına hafif bir
pembelik çöktü. Levent genellikle okulun disiplin
işleriyle, öğrencilerin sorunlarıyla ilgilenen o ciddi
adamdı; ama şimdi sesi, sanki bir şairin mısralarını okur
gibi yumuşaktı.
Arzu Öğretmen: (Sesi biraz kısalarak)
"Doğru söylüyorsunuz. Biz laboratuvarda atomları
parçalıyoruz, elementleri birleştiriyoruz ama... İnsan
ruhunun o karmaşık tepkimelerini formüle dökemiyoruz
işte."
Levent Öğretmen: (Cesaretini toplayarak sandalyesini biraz yaklaştırdı)
"Belki de formüle gerek yoktur. Belki de sadece... Doğru
anı ve doğru kelimeleri beklemek gerekiyordur. Tıpkı
Boran’ın o sabahki kararlılığı gibi."
Başak ve Benim (Burak) Gözlemlerimiz
Ben ve Başak, bir kenarda fısıldaşırken Levent ve Arzu
arasındaki bu elektriği fark etmiştik. Mardin’in o sert
ikliminde, okulun bu dört duvarı arasında yeşermeye
çalışan bu zarif duygu içimizi ısıttı.
Başak Öğretmen: (Kulağıma fısıldayarak)
"Bak sen bizim rehberlikçiye... Boran’ın hikayesi Levent
Bey’in içindeki aslanı uyandırdı sanki. Arzu Hanım da
hiç oralı değilmiş gibi yapıyor ama gözlerinin içi
gülüyor."
Burak: (Gülümseyerek)
"Mardin bugün sadece bir gidişe tanık olmadı Başak.
Belki de yeni bir başlangıcın tohumları ekiliyor bu
odada. Levent Bey, Arzu Hanım’ın fen laboratuvarındaki
o katı kurallarını biraz olsun esnetecek gibi görünüyor."
Okulun koridorunda zil çalarken, Levent ve Arzu hala
birbirlerine bakıyorlardı. Boran ve Cihat’ın uzaklardaki
özgürlüğü, belki de bu okulun koridorlarında başka bir
sevdaya cesaret verecekti. Mardin’de sadece hüzün
değil, aşkın her türlüsü filizlenmeye devam ediyordu.
