152. bölüm · Aynı Göğün Altında
Misafirperverliğin Zirvesi
Azat Ağa’nın kapının önünde duran siyah heybetli
aracının farları, evin taş duvarlarında devasa gölgeler
oluştururken kapı sertçe çalındı. Bornozumun önünü
iyice kapatıp, elimde telefonun ışığıyla kapıya koştum.
Karşımda Azat Ağa, o her zamanki vakur ve korumacı
duruşuyla duruyordu.
Azat Ağa’nın Kararı
Burak (Kendi Ağzından):
"Kapıyı açtığımda yüzümün yarısı hala şampuan
köpüğüydü, bornozun içinde titriyordum. Azat Ağa beni
o halde görünce önce bir an duraksadı, sonra yüzünde o
hafif, babacan gülümseme belirdi. 'Hocam bu ne hal?
Mardin seni ıslatmadan yutmaya kalkmış' dedi."
Burak:
"Azat Ağa, sorma... Su bitti, ışık gitti. Üstelik acayip
üşüyorum, bu taş evler gece olunca buz kesiyor. Ne
yapacağım bu halde bilmiyorum, sabaha kadar donarım
herhalde."
Azat Ağa:
"Olmaz öyle şey öğretmen. Bu halde seni burada
bırakmam. Şimdi hemen giyin, bir iki parça bir şey al
yanına. Konağa gidiyoruz. Orada sıcak su da var,
elektrik de... Bu gece misafirimsin, orada rahatça
duşunu alırsın."
Burak: (Şaşkınlıkla)
"Konağa mı? Ağa, zahmet olmasın şimdi... Yani çok ani
oldu, Zümrüt Hanım ne der, rahatsızlık vermeyeyim?"
Azat Ağa:
"Zahmet falan yok, Burak Öğretmen. Bizde misafir baş
tacıdır. Hadi, itiraz istemem, araba çalışıyor."
Konağa Varış ve Zümrüt Hanım
"Kısa bir süre sonra Azat Ağa’nın o sarsılmaz jipiyle
görkemli konağın kapısından içeri girdik. Konağın
ışıkları geceyi aydınlatırken kendimi bir masalın içine
düşmüş gibi hissettim. İçeri girdiğimizde bizi Azat
Ağa’nın annesi, o otoriter ama bir o kadar da asil
duruşlu Zümrüt Hanım karşıladı. Bizi bu saatte beraber
görünce şaşkınlığı yüzünden okunuyordu."
Zümrüt Hanım:
"Oğul, hayırdır? Bu saatte öğretmen beyle ne oldu? Bir
sıkıntı mı var?"
Azat Ağa:
"Ana, öğretmenin evinde ne su kalmış ne ışık. Köpükler
içinde kalmış garibim, üşümüş de. Getirdim ki burada
bir sıcak duş alsın, ısınsın. Bu gece bizde kalacak."
Zümrüt Hanım: (Bakışları yumuşayarak bana döndü)
"Vah evladım vah... Mardin’in altyapısı bazen böyle
oyunlar oynar. Hoş geldin, safalar getirdin. Hiç çekinme,
burası senin de evin sayılır."
Misafirperverliğin Zirvesi
Burak (Kendi Ağzından):
"Zümrüt Hanım’ın o anaç tavrı içimi ısıtmıştı. Hemen
hizmetlilere işaret etti, ardından bizzat öne düşüp bana
geniş koridorlardan geçerek üst kattaki banyoyu
gösterdi. Mermer işlemeli, sarayları andıran bir
banyoydu burası."
Zümrüt Hanım:
"Bak öğretmen evladım, burası banyo.
Havluların taze, bornozun burada. Sıcak su akar, hiç
acele etme. Güzelce yıkan, ısın. Çıktığında da aşağı gel,
sana güzel bir Reyhan şerbeti ikram edeyim, için
açılsın."
Burak:
"Çok teşekkür ederim Zümrüt Hanım, gerçekten
mahcup oldum. Bu iyiliğinizi hiç unutmayacağım, çok
naziksiniz."
Zümrüt Hanım:
"Lafı bile olmaz evladım. Hadi geç kalma, şifa olsun."
"Kapı kapandığında, mermerin sıcaklığını ayaklarımda
hissederken gülümsedim. Az önce karanlık ve soğuk bir
banyoda titrerken, şimdi Mardin’in en kudretli
konağında krallar gibi karşılanmıştım. Ama aklımda
hala bir soru vardı: Bu su ve elektrik kesintisi gerçekten
bir arıza mıydı, yoksa Azat Ağa’nın beni konağa
getirmesi için yazılmış bir kader senaryosu mu?"
