140. bölüm · Aynı Göğün Altında
Buharın Ardındaki Sırlar
Mardin’in soğuk taş duvarları arasında, dışarıdaki rüzgar
pencereleri zorlarken, Azat Ağa’nın getirdiği o şifa
bohçasını masaya yaydım. Mutfağın küçük ocağında su
kaynarken, odanın içini bir anda dağların o keskin ama
huzur veren kekik kokusu sardı.
Şifalı Bir Ritüel: Burak’ın Mutfağı
Burak (Kendi Ağzından):
"Elimde bir fincan sıcak su, içinde Azat Ağa’nın o
heybetli elleriyle toplattığı dağ kekiği... Bir kaşık da o
altın rengi, yoğun geven balından ekledim. Karıştırdıkça
buharı yüzüme vurdu; sanki sadece boğazımı değil, son
birkaç haftadır düğüm düğüm olan ruhumu da
yumuşatıyordu. İlk yudumu aldığımda, o keskin tadın
genzimdeki o yangını bir nebze olsun söndürdüğünü
hissettim."
Burak: (Kendi kendine fısıldayarak)
"Vay be... Koskoca Azat Ağa, benim için dağdan kekik
indirtmiş. İstanbul’daki annemin azarından sonra bu ilaç
gibi geldi."
Sessizlikte Gelen Muhasebe
Burak (Kendi Ağzından):
"Battaniyeye iyice sarılıp koltuğa gömüldüm. Fincandan
yükselen dumanları izlerken zihnim yine o karmaşık
labirentlere girdi. Bu şehir beni hem hasta ediyordu
hem de hiç bilmediğim bir şekilde iyileştiriyordu. Azat
Ağa’nın o sert kabuğunun altındaki şefkat, okuldaki
arkadaşlarımın samimiyeti... Bir öğretmen olarak
gelmiştim buraya ama Mardin bana her gün yeni bir
ders veriyordu."
(Bir hapşırık krizi daha gelir ama bu sefer o kadar sarsıcı değildir.)
Burak: "Çok yaşa Burak... Çok yaşa da, şu öğrencilerine
verdiğin sözleri tut, şu sakladığın mektupların hesabını
ver."
