8. bölüm · Aynı Göğün Altında

Köy meydanın 'da iki yabacı

Berfin Nayci

Bölümler
1 Sıcak sarı bir haber 2 Uzak şehir mardin 3 Hazır bavul 4 Veda 5 Öfkeli avukat cihat 6 Hukuk ve Öğretmen 7 Köy meydanın 'da iki yabacı 8 Küçük ev 9 Bir anne'nin endişesi 10 İstanbullu öğretmen 11 Büyük hayaller 12 Renkli kalemler ve Büyük hayaller 13 Bir Şiir Gibi Mardin 14 Tanışma 15 Tarih ve Edebiyatın buluşması 16 Şiir ve Müzik 17 Renkli Dünya 18 Ortak bir gelecek 19 Kelimelerden daha ağır sözler 20 Kalem ve Töre 21 Küçük cesur aslan 22 Dinmeyen öfke 23 Mahsun bir çocuğun göz yaşları 24 Paylaşılamayan hayaller 25 Düşüncenin ağırlığı 26 Soykanların sofrası'da 27 Şenlenen sofra 28 Şahmeranı'n Bilgeliği ve Sadekatı 29 Çoçukların neşeli kahkahları 30 İlk deneyim ney 31 Çalınan bir çoçocuğun geçmişi 32 Parçalanan ruh 33 Güvenli kollar 34 Şehmuz ağa'nın gölgesi 35 Zalimliğin nişanı 36 Bir anne'nin feryadı 37 Bayram sabahı 38 Derin bir sessizlik 39 Barış ve Merhamet 40 Davet 41 Yıkım ve Sessizlik 42 Kendi kaderi'nin mahkumu 43 Kanun ve töre 44 Soğuk yanlızlık 45 Küçük dedektifcikler 46 Çoçukların meraklı bakışları 47 Beklenmedik süpriz 48 Mistik Kaan 49 Mardinde büyüleyici bir akşam 50 Kranlık Dünya 51 Konağın Avlusunda Endişeli Bekleyiş 52 Soğuk Ev 53 Bulanmış zihin 54 Yorgun bir sessizlik 55 Gecenin serinliği 56 Mahvedilen çoçukluk 57 Ay ışığı altında 58 Kalbin çekim yasası 59 Sahadaki Maçtan Kalpteki Maça 60 Aşk Trafiği 61 Müstesna Bir Uyarı ve Taktir 62 Sımıftaki İlk Sessizlik ve Tanışma 63 Sınıftaki Büyük Saygısızlık 64 Sınır Tanımayan Saygısızlık 65 Sabrın sonu 66 Saygısızlığın lüzmü 67 Sınıfta'ki Kaos 68 Hüzün ve Öfke 69 Küstah Dönüş 70 Sınıfta'ki Barut Fıçısı 71 Kırılma Anı 72 Yaralı bir aslan 73 İlk Yumruk ve Büyük Kavga 74 Sınıfın Ortasında Meydan Savaşı 75 Umursamazlığın Zirvesi 76 Felaketin Habercisi 77 Sınıfta'ki Sarhoş Sessizlik 78 Sınıftaki Büyük Sessizlim ve İtraf 79 Yeni Bir Dostluğun Temeli 80 Sınıftaki Yeni Bir Nefes 81 İstanbul'un parlak yıldızı "Egemen Soydan" 82 Sokaklarda Egemen Fırtınası 83 Kilibin Başkangıcı:Karanlık Bir Masa 84 Kilibin Atmosferi: Akıl Haatanesindeki Yanlızlık 85 Sahnede Bir Dev: Egemen Soydan 86 Göz Göze Gelen İki Yanlız Ruh 87 Öğretmenler Odasında Tanışma Merasimi 88 Sanat ve Ruh 89 Ada ve Dijital İzler 90 Duygusal Tepkimeler 91 Aşkın Fizik Yasassı 92 Mezopotamya'ya Karşı Akşam Yemeği 93 Geceye Düşen Işık 94 Yarım Kalan Şarkı 95 İmkansız aşk Ada ve Egemen 96 Sınıfta "Fırtına" Berkay Etkisi 97 Yeni Dengeler 98 Sınıfta "Sportif" Bir Rüzgar 99 Bilgi ve Duygu Savaşı 100 Sınıfta Buz Kesen Bşr Atmosfer 101 İsyanın Rengi Siyah 102 Karanlık İkizler 103 Kazanın Sıcağı ve Panik 104 "Unutulmuş Bir Ritmin Geri Dönüşü" 105 "Sıcak Bir Nefes Kesilen Soluk" 106 Koku ve Hafıza 107 Kapanan Telefon Açılan Yaralar 108 Hayalin Getirdiği Çarpıntı 109 Bir Romanın İçinde Kaybolmak 110 Sayfaların Arasındaki Sır 111 Kalp Atışlarının Senfonisi 112 İki Okur,Bir Ortak Ruh 113 Üç Kalbin Ortak Ritmi 114 Nefretin İçindeki Gizli Sevgi 115 Kelimelerin Sessiz Gücü 116 Sınıfın Ortasındaki Edebiyat Çemberi 117 Karaca Okurları 118 Taş Konağın Tozlu Rafları 119 Karaca'nın İzindekiler 120 Masal Hanımı'nın Kalp Çarpıntısı 121 Sırların Arasındaki Bakışma 122 İtrafların Başlangıcı 123 İmza Masasında Bir Rüya: Masal ve Deniz 124 Yasak Sayfaların Arasında 125 Nefretin Altındaki Eski Yaralar 126 Tebeşir Tozu ve Panik 127 Endişe 128 Başucundaki Sessiz Yemin 129 Sessiz Bir İtiraf ve Minnet 130 Geceye Doğru Birleşen Yollar 131 Yarım Kalan Cümleler 132 Mendiller Arasındaki Savaş 133 Şifalı Bir Tehdit 134 Bir Anne Kalbinin Sızısı 135 Buharın Ardındaki Sırlar 136 Mardin’de Sakin Bir Kış Gecesi 137 Okula Doğru Yeni Bir Sayfa 138 Edebiyatın Şifası: Vefa ve Dostluk 139 Dehşet ve Merak 140 Kaza mı, İnfaz mı? 141 Mucizevi Kurtuluş 142 En Yakınındaki Düşman 143 Canlı Yayında Bir Ağabeyin İsyanı 144 Ritmin Mardin Yankısı 145 BEŞLİ GRUP: MEZOPOTAMYA’NIN KALBİNDE!" 146 Karanlığın Ortasında 147 Misafirperverliğin Zirvesi 148 Beklenmedik Bir Yakınlık 149 İçimdeki Fırtına 150 Sınıftaki Gizemli Esinti 151 Yaman Ağa’nın Bakışlarındaki Ateş 152 Notlar ve Tarihler Arasında 153 Küller ve Notlar 154 Aşkın Dili ve Gücü 155 Bir Sahada Başlayan Aşkın Finali 156 Gecenin Karanlık Yüzü 157 Şefkat ve Öfke Arasında 158 Yaman Ağa’nın İtirafı ve Gerçek Düşman 159 Mühürlenen Gece 160 Hamit Ağa’nın Kaderine Doğru 161 Gecenin Sonu: Kan ve Yemin 162 Güvenin Sıcaklığı

Mardin’in merkezindeki o taş binaları geride bırakan

eski bir belediye otobüsü, tozlu yolları yara yara köye

doğru süzülüyordu. Sergen şehir merkezinde kalmıştı;

ben ise görev yerim olan o uzak köye giden tek

otobüsteydim. Pencereden dışarı baktığımda, güneşin

kavurduğu uçsuz bucaksız ovanın yer yer sarp

kayalıklarla birleştiğini gördüm.

Otobüs, motoru zorlanarak son bir hamleyle köy

meydanına girdi ve tıslayarak durdu. Kapı açıldığında

içeri giren sıcak hava, İstanbul’un o nemli sıcağına hiç

benzemiyordu; kuru, sert ve tarih kokan bir sıcaklıktı

bu. Elimde valizimle basamaklardan indim.

Meydandaki kahvehanede oturan yaşlılar, çeşme

başında su dolduran kadınlar ve tozun içinde koşturan

çocuklar bir anda durdu. Herkes, üzerindeki şık İstanbul

ceketi ve elindeki kitap dolu çantasıyla bu "yabancıya"

şaşkınlıkla bakıyordu. Sessizlik o kadar derindi ki,

uzaktan gelen bir kartalın çığlığını bile duyabiliyordum.

Tam o sırada, kalabalığın arasından başında poşusu,

heybetli yürüyüşüyle ak saçlı bir adam belirdi. Bu,

Köyün Muhtarı Celil’di.

"Hoş gelmişsen hoca efendi," dedi Muhtar Celil, elini

göğsüne koyarak. "Biz de seni beklerdik. Ben Muhtar

Celil. Yol yorgunusun belli, hele gel bir soluklan."

"Hoş bulduk Muhtar Bey," dedim gülümseyerek. "Ben

Burak, yeni edebiyat öğretmeniyim. Köyün okuluna

atandım."

Muhtar tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken, yer

sarsılmaya başladı. Uzaktan gelen nalların sesi,

meydandaki toz bulutunu havalandırıyordu. Herkes bir

kenara çekildi, bakışlar köyün girişindeki yokuşa döndü.

Tozların arasından kömür karası bir atın üzerinde,

heybetiyle dağı taşı titreten genç bir adam belirdi.

Üzerindeki siyah yeleği, sert bakışları ve atına

hakimiyetiyle adeta bir masal kahramanı gibiydi. Bu,

Şehmuz Ağa’nın oğlu Azat Ağa’ydı.

Azat, atını tam bizim yanımızda durdurdu. Atı huysuzca

kişnerken, Azat’ın gözleri bir an benim üzerimde durdu;

buz gibi, mesafeli ama derin bir hüzün barındıran

gözlerdi bunlar. Köylüler saygıyla başlarını eğdi.

Muhtar Celil fısıldar gibi konuştu: "Destur... Azat Ağa

geliyor."

Azat Ağa kimseden selamını esirgemedi ama yüzünde

tek bir kas bile oynamıyordu. Köyde herkes bilirdi; Azat

yıllar önce kalbini bu topraklarda bırakmıştı. Dilşah’ı

sevmişti; çocukluk aşkı, ruhunun diğer yarısıydı Dilşah.

Ama Dilşah, bir gece yarısı bu toprakları, töreyi ve Azat’ı

terk edip gitmişti. O günden beri Azat Ağa, aşkını o

heybetli göğsüne, kalbinin en derin yerine gömmüştü.

Kimseye gülmez, kimseye sırrını vermezdi.

Azat, atının üzerinden bana bakıp tok bir sesle sordu:

"Kimdir bu yabancı Celil? Hayır mıdır?"

Muhtar hemen atıldı: "Hayırdır Ağam, yeni

öğretmenimizdir. İstanbul’dan gelmiş, çocuklarımıza

ilim irfan öğretecek inşallah."

Azat Ağa, "İlim iyidir," dedi, bakışlarını ovanın ufkuna

dikerek. "Ama dikkat et hoca; bu topraklar İstanbul’un

kitaplarına benzemez. Burada her taşın altında bir acı,

her rüzgarda bir ayrılık şarkısı gizlidir. Hoş gelmişsen."

Atını mahmuzlayıp hızla uzaklaşırken arkasında sadece

bir toz bulutu ve o sönmeyen aşkının ağırlığını bıraktı.

Ben ise elimdeki valize daha sıkı sarıldım. Anladım ki

Mardin’de sadece müfredatı değil, Azat gibi kalbi

mühürlenmiş adamların hikayelerini de okuyacaktım.

Muhtar Celil koluma girdi: "Hadi gel hoca, senin

kalacağın yeri hazırladık. Azat Ağa’ya bakma sen, yüreğ

i merttir ama yaralıdır."

O gün, Mardin'in sarı sıcağında ilk dersimi almıştım:

Bazı yaralar asla kapanmaz, sadece üzerine toprak

atılırdı.