160. bölüm · Aynı Göğün Altında
Bir Sahada Başlayan Aşkın Finali
Mardin, henüz Kuzey ve Derin’in düğünündeki o asil
melodileri unutmamışken, bu kez Tolga ve Tuğçe’nin
enerjik, neşeli ve modern düğünüyle çalkalanıyordu. Bu
düğün, Mardin’in o ağırbaşlı havasına İngiliz esintileri ve
sportif bir canlılık getirmişti. Mezopotamya’nın kadim
konaklarından birinin avlusu, beyaz güller ve "Love"
yazılı ışıklı tabelalarla donatılmıştı.
Bir Sahada Başlayan Aşkın Finali
Burak (Kendi Ağzından):
"Bu kez üzerimde daha rahat ama şık bir takım elbise
vardı. Tolga ve Tuğçe, dans pistine çıktıklarında sanki
bir film sahnesinden fırlamış gibiydiler. Tuğçe Hanım, o
zarif gelinliğiyle sanki bir Avrupa asilzadesiydi; Tolga
ise o heybetli duruşuyla ona refakat ediyordu. Sınıftaki
tüm öğrencilerimiz (Ada, Mine, Defne ve diğerleri) pistin
etrafını sarmış, her figürde alkış tufanı koparıyorlardı."
Ancak düğünün neşesi, kapıda beliren o iki heybetli
gölgeyle bir anlığına ciddiyete büründü. Azat Ağa ve
Yaman Ağa, bu düğünü de onurlandırmak (ya da
gözetlemek) için oradaydılar.
Azat Ağa’nın Sessiz Desteği
Burak (Kendi Ağzından):
"Azat Ağa, her zamanki vakarla masasına yerleşti.
Gözleri bir an bile üzerimden ayrılmıyordu. O gece
saçlarımı kuruttuğu odadaki o yoğun sessizliği şimdi
binlerce insanın arasında tekrar hissediyordum. Yanına
yaklaştığımda, masadaki şeftali ve ıhlamur kokulu
çayından bir yudum alıp bana döndü."
Azat Ağa:
"Öğretmen... Bu okulda aşk bulaşıcı galiba. Ama
herkesin hikayesi böyle ışıklar altında bitmez. Bazı
hikayeler karanlıkta başlar, karanlıkta biter. Dikkat et,
senin hikayen nereye evriliyor?"
Burak:
"Benim bir hikayem yok Ağa, ben sadece bir
gözlemciyim."
Azat Ağa: (Hafifçe gülümseyerek)
"Gözlemciler, bazen en büyük yangının tam ortasında
kalırlar."
Yaman Ağa ve Başak Hanım: Gergin Dans
Pistin diğer köşesinde ise durum çok daha gergindi.
Yaman Ağa, Başak Hanım’ı adeta göz hapsine almıştı.
Tolga ve Tuğçe’nin mutluluğu, Yaman’ın sabrını iyice
zorluyor gibiydi.
Yaman Ağa: (Başak’ın kulağına eğilerek)
"Bak Başak... İngilizcesiyle, sporuyla herkes evlendi.
Senin bu matematiksel inatçılığın ne zaman bitecek? Bu
düğünlerden sonra sıra bize gelmezse, Mardin’in tüm
yollarını sana kapatırım."
Başak Hanım: (Gözlerini kaçırarak, sesi titreyerek)
"Yaman Bey, burası bir kutlama yeri. Lütfen... İnsanlar
bakıyor."
Burak (Kendi Ağzından):
"Düğün pastası kesilirken, Ufuk’un yine bir köşede
sessizce olanı biteni izlediğini fark ettim. Yanında yine
ikizi Merve vardı. Ufuk, bir ara Tuğçe Hanım’ın yanına
gidip ona küçük bir zarf uzattı. Tuğçe Hanım zarfı
açtığında yüzündeki gülümseme dondu."
Ufuk: (Bana doğru yürürken, her zamanki o buz gibi
sesiyle)
"Hocam, dilleri bilmek bazen felakettir. Tuğçe Hanım o
zarfta ne yazdığını anladı ama kimseye söyleyemez.
Almanca bir veda mektubu, İngilizce bir başlangıçtan
daha ağır gelir bazen."
Burak: "Ne yazıyordu Ufuk? Ne uyarısı bu?"
Ufuk: (Bileğindeki yılan dövmesine bakarak)
"Şeytan, en güzel melodilerin arasına saklanır hocam
. Bu düğün bittiğinde, okulda kimin kalıp kimin
gideceğini sadece 'dil' belirleyecek."
