142. bölüm · Aynı Göğün Altında
Okula Doğru Yeni Bir Sayfa
Mardin’in sabah güneşi, taş evlerin pencerelerinden
süzülüp sokağı ısıtmaya başlamıştı. Azat Ağa’nın şifalı
kekiği ve balı işe yaramış, üzerimdeki o ağır kırgınlık
uçup gitmişti. Çantamı hazırladım, ceketimi omuzlarıma
geçirdim ve tam "Bismillah" deyip kapıyı açtım ki, o
devasa gölgeyle burun buruna geldim.
Azat Ağa, sanki saatlerdir orada bekliyormuş gibi
dimdik, elinde taze fırın ekmeğiyle karşımda duruyordu.
Kapı Eşiğinde Bir Dost Selamı
Burak (Kendi Ağzından):
"Şaşkınlıktan bir adım geri gittim. Azat Ağa’nın o sert
çehresinde, beni ayakta ve giyinmiş görünce beliren o
hafif, neredeyse belli belirsiz gülümsemeyi yakaladım.
Gözlerindeki o 'Acaba hala hasta mı?' endişesi, yerini bir
rahatlamaya bırakmıştı."
Azat Ağa:
"Bak hele... Bizim öğretmen erkenden ayaklanmış. Ben
de gelip bakayım, eğer hala yatakta inliyorsa bir tabur
doktor yığayım kapısına diyordum. Rengin yerine gelmiş
Burak, dağ havası yaramış sana."
Burak: (Gülümseyerek)
"Sağ olun Azat Ağa. O
getirdiğiniz kekik ve bal mucize gibiydi. Vallahi annem
arayıp o kadar azarladı ama sizin şifanız kadar etkili
olmadı. Bugün dersim var, çocukları daha fazla yalnız
bırakmak istemedim."
Bir Ağanın Gözetimi
Azat Ağa: (Elindeki sıcak ekmeği bana uzatarak)
"Acele etme. Mideye sıcak bir şey girmeden o soğuk
sınıfa girilmez. Al şu ekmeği, katık et kendine. Ben seni
okula bırakırım, o yokuşları yürüme şimdi, ciğerlerin
henüz tazedir."
Burak (Kendi Ağzından):
"İtiraz edecek oldum ama Azat Ağa’nın bakışlarındaki o
'itiraz kabul etmez' tavrı görünce sustum. Onun bu
korumacı hali artık beni germiyordu; aksine, bu gurbet
diyarda kendimi güvende hissettiriyordu. Arabasına
doğru yürürken, arkamdan gelip omzuma o ağır elini
koydu."
Azat Ağa:
"Öğretmen... Sen iyi ol ki, o çocuklar da iyi olsun. Bizim
buralarda 'can' emanettir. Sen de artık bizim en kıymetli
emanetimizsin. Bir daha kendini o kadar ihmal edersen,
bu sefer bal değil, fırça getiririm, bilesin!"
Burak (Kendi Ağzından):
"Azat Ağa’nın arabasına bindiğimde, burnuma hala o
taze ekmeğin kokusu geliyordu. Pencereden Mardin’in
dar sokaklarını izlerken içimden bir şükür çektim.
Edebiyat dersinde bugün 'vefa' konusunu işleyecektim
ve anlatacak çok canlı bir örneğim vardı yanımda."
.
