65. bölüm · Aynı Göğün Altında
Sınır Tanımayan Saygısızlık
Sınıfın içindeki gerginlik artık bir patlama noktasına
gelmişti. Tayfun, Derin Öğretmen’in titreyen sesini ve
sınıfın üzerine çöken o ağır öfkeyi sanki başka bir
evrendeymiş gibi tamamen görmezden geliyordu.
Sigarasından son bir nefes çekip izmaritini sınıfın
ortasına, mermer zemine doğru fırlattı.
Ardından, cebinden son model, devasa ekranlı
telefonunu çıkardı. Herkesin şaşkın bakışları altında,
kulağına o kocaman kablosuz kulaklıklarını yerleştirdi.
Sınıfın sessizliğinde kulaklıktan sızan baslı müzik ses
i duyulabiliyordu.
Tayfun’un Saygısızlıkta Sınır Tanımaması
Tayfun, sanki karşısında bir öğretmen yokmuş, bir
eğitim yuvasında değilmiş de kendi odasındaymış gibi
telefonu yatay tuttu ve oyunun o meşhur giriş müziği
odada yankılandı. Parmakları ekranda hızla hareket
etmeye başladı.
Tayfun: (Kulaklığın sesinden dolayı kendi sesini ayarlayamayarak, alaycı bir bağırışla)
"Hoca! Sen anlat ya, ben dinliyorum seni! Arka planda
sesin iyi geliyor, uykumu açıyor. Hadi, devam et
hikayene!"
Sınıftaki öğrenciler birbirine bakıyordu. Mardinli gençler
için bu sahne, sadece bir disiplinsizlik değil, öğretmene
ve odaya yapılan en büyük hakaretti. Baran,
yumruklarını sıkmış, Tayfun’un üzerine atılmamak için
kendini zor tutuyordu.
Derin Öğretmen’in Çaresizliği ve Öfkesi
Derin Öğretmen: (Gözleri dolmuş ama öfkesinden sesi titreyerek Tayfun’un masasına yürüdü)
"Tayfun! Çıkar o kulaklıkları! Kapat o telefonu hemen!
Seni bu sınıftan, hatta bu okuldan attırırım, babanın
parası seni bu rezillikten kurtaramaz!"
Derin Hanım, Tayfun’un önündeki telefonu almak için
hamle yaptı ama Tayfun çevik bir hareketle telefonu geri
çekti, gözlerini ekrandan ayırmadan o iğrenç
gülümsemesini sürdürdü.
Tayfun: (Oyun oynamaya devam ederek)
"Dokunma hoca, rekor kırıyorum! Hem babam buraya
okulun kütüphanesini yaptıracak diye söz verdi, Ahmet
Müdür bana dokunamaz. Sen git tahtada şiirlerini oku,
kafa açma sabah sabah!"
Kapıdaki Sessiz Tanıklık
O sırada sınıfın kapısının önünden geçen Kuzey Bey ve
Burak, içeriden gelen bu bağırışları ve Tayfun’un yüksek
sesli alaylarını duydular. Kapının aralığından içeri
baktıklarında gördükleri manzara karşısında ikisi de donakaldı.
Kuzey: (Dişlerini sıkarak Burak’a fısıldadı)
"Bu züppe ne yaptığını sanıyor Burak? Derin Hanım’ı ne
hale getirmiş baksana... Ben şimdi girip o telefonu
onun..."
Burak: (Kuzey’in kolunu tutarak)
"Dur Kuzey, sakin ol. Bu çocuk sadece Derin’i değil,
hepimizi sınıyor. Ama burası Mardin... Burada kurallar
İstanbul’daki gibi işlemez. Hele ki bir öğretmene el
kalkmasa da dil uzatmak, en büyük günahtır."
Derin Öğretmen masaya tutunmuş, gözyaşlarını
tutmaya çalışırken; Tayfun kulaklıklarıyla dünyadan
kopmuş, oyunundaki düşmanları vuruyordu. Ama asıl
düşmanlığı, tüm sınıfın ve okulun vicdanına karşı
başlatmıştı. Kuzey ve Burak içeri girdiğinde, Tayfun’un o
"dokunulmazlık" zırhı parçalanacak mıydı?
