162. bölüm · Aynı Göğün Altında
Şefkat ve Öfke Arasında
Burak (Kendi Ağzından):
"Adamın parmakları saç diplerime o kadar sert
gömülmüştü ki, her nefes alışımda kafa derimin
etimden ayrıldığını hissediyordum. Acıdan görüşüm
bulanıklaşmıştı ama Azat Ağa’nın birkaç adım ötemde
bir heykel gibi duruşunu, o karanlık ve keskin siluetini
görebiliyordum. Saçlarımı tutan adam, panik ve korku
içinde silahını Azat Ağa’ya doğrulttu ama öbür eliyle
hala beni geriye çekiyordu."
Adam (Titreyen bir sesle):
"Yaklaşma Ağa! Vallahi de billahi de acımam, yakarım
canını! Geri çekil yoksa..."
Azat Ağa: (Sesi artık bağırmıyordu; buz gibi, ruhsuz ve bir o kadar ürkütücüydü)
"Hala bırakmadın..." dedi. "Sana o eli çekmeni söyledim,
sen ise canına susadın."
Azat Ağa’nın Gazabı
"Azat Ağa, silahını bile çekmedi. Sadece bir adım daha
attı. O adımda ölümün ağırlığı vardı. Adamın
gözlerindeki o vahşi korkuyu gördüm; Azat Ağa’nın
korkusuzluğu onu dehşete düşürmüştü."
Azat Ağa:
"O saçların tek bir teline zarar gelirse Mardin’de taş
üstünde taş bırakmayacağımı biliyorsun. Şimdi... O pis
elini, benim koklamaya kıyamadığım o saçlardan
çekeceksin!"
"Adam, 'Ağa yapma!' diye haykırırken Azat Ağa bir anda
, gözle görülmeyecek bir hızla hamle yaptı. Adamın
bana doğrulttuğu silahlı elini tek bir hamlede kavrayıp
havaya dikti, diğer eliyle ise saçlarımı tutan bileğini bir
pençe gibi sıktı. O an kemiklerin kırılma sesini duydum."
Adam: "AAAAAAH! KOLUM! BIRAK!"
Şefkat ve Öfke Arasında
"Azat Ağa adamın bileğini öyle bir büktü ki, adam acıyla
inleyerek parmaklarını gevşetmek zorunda kaldı.
Saçlarım serbest kaldığı an, Azat Ağa beni diğer koluyla
sertçe göğsüne çekti. Dünyanın en güvenli kalesine
sığınmış gibiydim. Sırtım onun göğsüne yaslıyken,
kalbinin bir aslanınki gibi küt küt attığını
hissedebiliyordum."
"Adamı yere fırlatırken korumalarına tek bir işaret verdi.
'Alın bunları! Kimin gönderdiğini, hangi cesaretle benim
mahalleme girdiklerini öğrenene kadar güneş yüzü
görmesinler!' diye kükredi."
Burak (Kendi Ağzından):
Güvenli Liman
"Sokaktaki arbede devam ederken Azat Ağa beni
kendine daha çok bastırdı. Eli yavaşça, az önce adamın
hırpaladığı saçlarıma gitti. O kadar narindi ki dokunuşu,
sanki az önceki o canavar gitmiş, yerine o geceki Azat
gelmişti."
Azat Ağa: (Sesi fısıltı halindeydi ama içindeki öfke hala sönmemişti)
"Geçti öğretmen... Geçti can suyu. Buradayım. O eli
kırmalıydım, o eli kökünden sökmeliydim ki bir daha
dokunamasınlar sana..."
"Başımı onun omzuna yasladığımda, burnuma yine o
şeftali ve ıhlamur kokusu doldu. Gözlerimi kapattım.
Korkudan ve acıdan titriyordum ama Azat Ağa’nın
kollarında, Mardin’in en karanlık gecesinin bile bizi
ayıramayacağını anladım. Fakat uzaktan bizi izleyen o
siyah aracın içindeki gözler, bu savaşın daha yeni
başladığının habercisiydi."
Peki Azat Ağa, saldırganları konuşturduğunda bu işin
arkasında kendi kuzeni Yaman Ağa’nın olduğunu
öğrenirse ne yapacaktı? Burak Öğretmen, Azat Ağa’nın
bu korumacı tavrının bir 'sevda' mı yoksa 'töre' mi
olduğunu nasıl anlayacaktı?
