63. bölüm · Aynı Göğün Altında
Sımıftaki İlk Sessizlik ve Tanışma
Mardin Lisesi’nin asırlık taş koridorlarında yankılanan
topuk sesleri, 11-A sınıfının kapısında durdu. İçeriden
gelen uğultu, kapının kolu döndüğü anda bıçak gibi
kesildi. Derin Hanım, elinde Refik Halit Karay’ın bir
kitabıyla içeri girdiğinde, tahtanın önündeki o tozlu
kürsüye sanki bir bahar dalı konmuş gibi oldu.
Sınıftaki o sert bakışlı, hayatın yükünü omuzlarında
taşıyan Mardinli gençler; karşılarında İstanbul’un
naifliğini ve edebiyatın büyüleyiciliğini taşıyan bu kadını
görünce afalladılar.
Sınıftaki İlk Sessizlik ve Tanışma
Derin Hanım, çantasını masaya bırakıp tebeşiri eline
aldı. Tahtaya büyük ve zarif harflerle adını yazdı:
DERİN.
Derin Öğretmen: (Yüzünde güven veren bir gülümsemeyle)
"Günaydın arkadaşlar. Ben yeni Edebiyat öğretmeniniz
Derin. Bugünden itibaren bu dört duvar arasında sadece
dil bilgisi ya da aruz ölçüsü konuşmayacağız.
Birbirimizin ruhuna dokunacağız, hikayelerimizi
paylaşacağız. Mardin’in o meşhur rüzgarı kapıda kalsın;
burada sadece şiir ve dostluk konuşsun istiyorum."
Sınıfın en arka sırasında oturan, bakışları hüzünlü ve asi
olan Baran (Boran Ağa'nın uzaktan akrabası olan genç
bir öğrenci), parmak kaldırmadan lafa girdi.
Baran:
"Hocam, buralarda şiir karın doyurmaz. Bizim buraların
hikayesi hep kanla, töreyle yazılır. Sizin o kitaplardaki
İstanbul beyefendileri buralarda yaşayamaz."
Derin’in Edebi Cevabı
Derin Hanım, masanın önünde durup doğrudan Baran’ın
gözlerinin içine baktı. Sesi hiç titrememişti.
Derin Öğretmen:
"İşte tam da bu yüzden buradayım Baran. Kanla yazılan
kaderi, kalemle değiştirebileceğimize inandığım için.
Şiir karın doyurmaz belki ama ruhu doyurur; insanı o
karanlık kuyulardan çekip alır. Bak, az önce koridorda
Burak Bey ile tanıştım. O bana bu okulun ve bu şehrin
ne kadar büyük sevdalara ve ne kadar ağır imtihanlara
gebe olduğunu anlattı. Ben buraya size sadece 'ezber'
yaptırmaya değil, kendi hikayenizi onurunuzla yazmayı
öğretmeye geldim."
Sınıftaki diğer öğrenciler, özellikle ön sıralardaki kızlar
(Zeynep ve Dilan), Derin Hanım’ın bu cesur ve anlamlı
duruşuna hayranlıkla bakmaya başladılar.
İlk Dersin İlk Cümlesi
Derin Öğretmen:
"Hadi bakalım, bugün müfredatı bir kenara bırakıyoruz.
Herkes önündeki kağıda, bu hayatta en çok neyi
sevdiğini ve neden korktuğunu tek bir cümleyle yazsın.
İsim yazmanıza gerek yok. Bugün birbirimizi satırlardan
tanıyacağız."
Sınıfa bir anda kalem cızırtıları hakim oldu. Derin Hanım
pencerden dışarıya, uçsuz bucaksız Mezopotamya
ovasına baktı. O an anladı ki, bu sınıf sadece bir sınıf
değil; Mardin’in geleceğinin ilmek ilmek işlendiği bir
tezgahtı.
Kuzey Bey ise o sırada sınıfların önünden geçerken,
kapının aralığından Derin Hanım’ı izliyor, onun o vakur
duruşuna bir kez daha hayran kalıyordu.
Mardin Lisesi’nde kalemlerin silahlardan, kelimelerin
törelerden daha güçlü olacağı yeni bir dönemin kapısını
aralıyordu.
