141. bölüm · Aynı Göğün Altında
Mardin’de Sakin Bir Kış Gecesi
Mardin’de Sakin Bir Kış Gecesi
Burak (Kendi Ağzından):
"Mutfağın buğulanan camına vuran yağmur damlalarını
izlerken, elimdeki sıcak fincanı iki avcumla kavradım.
Azat Ağa’nın kekiği ve balı gerçekten mucize gibiydi;
genzimdeki o yanma hissi yerini yumuşak bir ılımanlığa
bırakmıştı. Annemin telefondaki o tatlı sert azarı bile
şimdi kulağımda bir ninni gibi yankılanıyordu.
İstanbul’un kalabalığını değil, Mardin’in bu dingin
sessizliğini özlemişim meğer."
Burak: (Kendi kendine gülümseyerek)
"Vay be Burak...
Birkaç hafta önce bayılan sen değilmişsin gibi, şimdi bir
bardak çayla hayata dönüyorsun. Yarın okula gidip o
çocukların gözündeki ışığı görmek için
sabırsızlanıyorum."
Şifanın Getirdiği Huzur
Burak (Kendi Ağzından):
"Battaniyeye iyice sarılıp koltuğa uzandım. Televizyonun
sesini kısmış, sadece görüntülere bakıyordum.
İçimdeki o ağır stres yükü, bu bitki çayıyla beraber
damarlarımdan akıp gidiyor gibiydi. Azat Ağa’nın kapıya
bırakıp gittiği o paket, sadece bir şifa değil, bu
topraklara kabul edildiğimin de bir nişanesiydi aslında.
'Sen bize emanetsin' demişti... Bu kelime, bir öğretmen
için dünyadaki tüm ödüllerden daha kıymetliydi."
Burak, elindeki boş fincanı masaya bıraktı ve sehpanın
üzerinde duran edebiyat kitabına uzandı. Yarın sınıfta
anlatacağı şiirleri şimdiden zihninde canlandırmaya
başladı. Artık korku yoktu, sadece bir sonraki günün
umudu vardı.
Burak (Kendi Ağzından):
"Gözlerim yavaş yavaş kapanırken, zihnimde sadece
öğrencilerimin gülen yüzleri vardı. Fırat’ın şiiri, Ada’nın
meraklı soruları... Yarın sabah uyandığımda, bu gripi
tamamen geride bırakmış olarak, o tebeşir kokulu sınıfa
bomba gibi döneceğim. Mardin, bu gece bana sadece
soğuğunu değil, şifasını da sundu."
