35. bölüm · Aynı Göğün Altında
Şehmuz ağa'nın gölgesi
Gecenin sessizliğini, Şehmuz Ağa’nın konağının ağır
demir kapısının sertçe vurulması bozdu. Boran Ağa
, kucağında hıçkırıklardan yorgun düşmüş, minik bedeni
hâlâ titreyen Kerem ile avluya daldı. Avluda oturan
Burak ve Azat Ağa, bu manzarayı görünce yıldırım
çarpmış gibi ayağa fırladılar.
Burak, nefesi kesilerek Boran’ın yanına koştu. Kerem’in
gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünü, toz içindeki kıyafetlerini
görünce yüreği ağzına geldi.
Burak:
"Kerem! Aslanım, bu ne hal?" dedi sesi titreyerek.
Hemen kollarını açıp çocuğu Boran’dan devraldı. "Canın
mı yanıyor? Bir yerini mi incittin? Bak bana, buradayım,
Burak öğretmenin burada..."
Kerem, Burak’ın boynuna öyle bir sarıldı ki, sanki
dünyadaki son güvenli limana tutunuyordu. "Hocam...
Amcam... Babaannemi... Çok korktum..." diye
sayıklıyordu kesik kesik. Burak, çocuğu avludaki sedire
yatırıp ellerini tuttu, yüzündeki saçları şefkatle geriye
itti. "Tamam bitti, buradasın. Kimse sana dokunamaz
artık. Söz veriyorum."
Azat Ağa, o heybetli duruşuyla Boran’ın karşısına dikildi.
Gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu. Sesi, alçak
ama yeri göğü sarsacak kadar kararlıydı.
Azat Ağa:
"Boran! Ne oldu bu sabiye? Yolda mı buldun, kapıdan mı
aldın? Anlat hele, o Cihat denen adam yine ne haltlar
karıştırdı?"
Boran Ağa:
Boran, öfkeden yumruklarını sıkmıştı. "Yolda çarptı bana
ağabey. Evden kaçmış, can havliyle koşuyordu. Çocuk
perişan... Cihat içeride kudurmuş gibiymiş. Annesine, o
yaşlı kadına 'beceriksiz' diye bağırıp zorbalık ediyormuş
. Kerem görmüş her şeyi. Saçlarını falan zorla
tarıyormuş kadının... Çocuk 'amcam çok korkunç' deyip
duruyor. O ev artık bu çocuk için ev değil, zindan
olmuş."
Azat Ağa’nın çenesi kasıldı, bakışları bir an Burak’ın
kucağında sakinleşmeye çalışan Kerem’e kaydı. Sonra
başını gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes aldı.
Azat Ağa:
"Demek öyle... Kendi anasına hayrı olmayanın, el kadar
yeğenine merhameti mi olur? Cihat haddini aştı, çizgiyi
geçti. Bu çocuk bu gece burada kalacak. Şehmuz
Ağa’nın gölgesi ona yeter."
Azat, konağın çalışanlarına seslendi: "Zümrüt Ana’ya
haber salın! Sıcak bir süt hazırlasınlar, yumuşak döşek
sersinler. Bu çocuk bu gece huzurla uyuyacak."
Burak, Kerem’in elini bırakmadan Azat’a baktı. "Azat
Ağa, bu iş böyle kalmaz. Cihat buraya gelecektir.
Kerem’i isteyecektir."
Azat Ağa acı bir gülümsemeyle karşılık verdi: "Gelsin
hoca... Gelsin ki, Mardin’in adaletiyle tanışsın. O lüks
arabasıyla, sahte kibarlığıyla bu kapıdan içeri girmek
kolaydır; ama bir çocuğun gözyaşının hesabını
vermeden çıkmak imkansızdır."
O gece Şehmuz Ağa’nın konağı, bir kez daha mazlumun
sığınağı olmuştu. Burak, Kerem’in başında beklerken,
dışarıdaki karanlığın içinde büyük bir hesaplaşmanın
yaklaştığını biliyordu.
