69. bölüm · Aynı Göğün Altında
Hüzün ve Öfke
Ahmet Bey’in o kasvetli ve tütün kokan odasında,
Tayfun’un "dokunulmazlık" zırhı Mardin’in sert
kayalarına çarpmıştı. Ancak Tayfun, odadan çıktığında
yüzünde pişmanlıktan eser yoktu; aksine, kazandığı bir
zaferin gururunu taşıyor gibiydi.
Disiplin Kararı ve Tayfun’un Alaycılığı
Ahmet Bey: (Masasındaki dosyayı sertçe kapatarak)
"Tayfun... Bu okulun tarihinde senin gibi bir saygısızlık
örneği az görülmüştür. Derin Hanım’a ettiğin hakaretler,
sınıftaki o rezil tavırların cezasız kalmaz. Seni disiplin
kuruluna sevk ettim. 15 gün uzaklaştırma alıyorsun,
ayrıca kınama cezan siciline işlenecek. Babanı da
bizzat ben arayacağım!"
Tayfun: (Müdürün karşısındaki koltukta yayılmış, sanki bir kafede sipariş bekliyor gibi)
"Aman müdür bey, alt tarafı bir uzaklaştırma mı? Ben de
'okuldan atıldım' falan diyeceksiniz sandım. 15 gün tatil
yani? Harika! Mardin’in sıcağında çekilmiyordu zaten
bu dersler. Babamı arayın tabii, geçen gün 'Mardin’e bir
şeyler mi bağışlasak?' diyordu, belki bir kütüphane falan
yaptırır da cezamı sildirirsiniz."
Ahmet Bey: (Gözlüğünün üstünden, sesi titreyerek)
"Bu okulda şeref parayla satılmaz evlat! Çık dışarı!"
Koridordaki "Zafer" Yürüyüşü
Tayfun, müdürün odasından elleri cebinde, ıslık çalarak
çıktı. Koridorda onu bekleyen Burak ve Kuzey’in
yanından geçerken duraksadı. Kuzey’in öfkeden seğiren
gözlerine bakıp sırıttı.
Tayfun:
"Ne oldu hocalar? Bakışlar pek sert. 15 gün yokum,
özlersiniz beni. Derin Hoca’ya söyleyin, o şiirlerini boş
sıralara okusun artık. Ben biraz kafa dinleyeceğim."
Kuzey: (Tayfun’un önüne set çekerek)
"Sen o 15 günü iyi değerlendir züppe. Çünkü
döndüğünde burası senin için artık o kadar 'eğlenceli'
olmayacak. Mardin’in havası adamı çarpar, dikkat et de
çarpılma."
Tayfun: (Alaycı bir kahkaha atarak)
"Korkutma beni hocam, gece rüyama girersiniz sonra.
Hadi eyvallah!"
Öğretmenler Odasındaki Hüzün ve Öfke
Tayfun okulun kapısından çıkıp son model arabasına
binerken, biz öğretmenler odasında toplandık. Derin
Hanım, masasına çökmüş, elindeki kalemi dalgın dalgın
çeviriyordu.
Derin Öğretmen: (Sesi titreyerek)
"Adam yerine koyup soru sordum Burak... O ise sadece
alay etti. Bu çocuk hiçbir şeyi umursamıyor. Ceza
alması bile onu eğlendiriyor."
Burak: (Derin’in yanına oturup güven verircesine baktım)
"Tayfun gibiler sadece 'sahip olduklarına' güvenirler
Derin. Ama hayat, insanın elinden o sahip olduklarını bir
gecede alıverir. O ceza belki onu akıllandırmaz ama bu
okulun, bu sınıfın onuru o çocuktan daha büyük.
Göreceksin, Mardin ona haddini bildirecek."
Baran’ın Sessiz Yemini
Okulun bahçesinde, Baran ve arkadaşları Tayfun’un toz
çıkararak giden arabasının arkasından bakıyordu. Baran,
elindeki tesbihi avucunun içinde sıktı, parmak
boğumları bembeyaz oldu.
Baran: (Kısık bir sesle, arkadaşlarına)
"O züppe, öğretmenimize o lafları edip elini kolunu
sallayarak gidemez. Okulun kuralı işlemediyse,
Mardin’in kuralı işler. 15 gün sonra geldiğinde, o
ayaklarını sıraya uzatacak mecali kalmayacak."
, Tayfun’un umursamazlığı büyük
bir fırtınanın fitilini ateşlemişti. Mardin’in kadim
sokakları, İstanbul’un şımarık çocuğuna hiç
beklemediği bir "hayat dersi" vermeye hazırlanıyordu.
