37. bölüm · Aynı Göğün Altında
Bir anne'nin feryadı
Azat Ağa ve Boran Ağa, Cihat’ın o buz gibi evinden çıkıp
Şehmuz Ağa’nın konağının sıcak avlusuna geri
döndüklerinde, yüzlerindeki öfke yerini derin bir
düşünceye bırakmıştı. Avluda Burak ve diğerleri,
merakla onlardan gelecek haberi bekliyordu.
Azat Ağa:
"Cihat kendi karanlığında boğuluyor Boran," dedi Azat,
ceketini çıkarıp kenara koyarken. "Bir adamın kendi
anasına ve yeğenine bu zulmü reva görmesi akıl kârı
değil. Ama Kerem artık güvende, o kapıdan içeri bir
daha girmeyecek."
Tam o sırada, konağın büyük dış kapısı telaşla açıldı.
İçeriye nefes nefese, gözyaşları içinde genç bir kadın
daldı. Bu, uzun zamandır şehir dışında olduğu bilinen,
Kerem’in annesi Zehra Hanım’dan başkası değildi.
Haberi alır almaz yollara düşmüş, evladına kavuşmak
için yanıp tutuşmuştu.
Zehra Hanım:
"Kerem! Oğlum nerede? Kerem!" diye feryat ederek
avlunun ortasına koştu.
O sırada Burak’ın kucağında hafifçe uykuya dalmış olan
Kerem, annesinin sesini duyar duymaz gözlerini açtı. Bir
an inanamadı, rüya gördüğünü sandı.
Kerem:
"Anne? Anneciğim!" diye bağırdı küçük çocuk.
Burak’ın kucağından bir çırpıda atlayıp annesine doğru
koştu. Zehra Hanım dizlerinin üzerine çöktü ve oğlunu
öyle bir sarmaladı ki, sanki dünyadaki tüm kötülükleri o
sarılışla dışarıda bırakmak istiyordu.
Zehra Hanım:
"Buradayım annem, buradayım yavrum... Affet beni, seni
o adamın elinde bıraktığım için affet. Bir daha asla
gitmeyeceğim, seni kimsenin korkutmasına izin
vermeyeceğim!" diyerek Kerem’in saçlarını, yüzünü
defalarca öptü.
Kerem, annesinin boynuna sımsıkı sarılmış, hıçkırarak
ağlıyordu ama bu seferki korkudan değil, kavuşmanın
verdiği o büyük huzurdandı. Avludaki herkes; Azat Ağa
, Boran, Burak ve hatta mutfaktan çıkan Zümrüt Hanım,
bu manzara karşısında duygulanmıştı.
Boran Ağa:
Boran, gözlerini kaçırarak hafifçe gülümsedi. "İşte şimdi
o konak gerçekten aydınlandı," diye mırıldandı.
Azat Ağa:
Ş
Azat, Zehra Hanım’ın yanına yaklaştı. "Hoş geldin Zehra
. Geç oldu ama güç olmadı. Kerem artık sahipsiz değil.
Şehmuz Ağa’nın sofrası da, bizim korumamız da size
sonuna kadar açıktır. O Cihat denen zalim, bir daha ne
sana ne de bu sabiye elini sürebilir."
Zehra Hanım:
Zehra, başını kaldırıp Azat’a ve Burak’a minnetle baktı.
"Sağ olun Ağalar... Sağ ol öğretmen bey. Evladımı bana,
renklerine geri verdiniz. Artık korku bitti."
O gece Mardin ovası, bir annenin feryadıyla değil, bir
evladın annesinin göğsünde bulduğu güvenli uykusuyla
sessizliğe büründü. Burak, bir kenarda bu tabloyu
izlerken içinden geçirdi: "Mardin'de taşlar sert olabilir
ama bir annenin şefkati o taşları bile eritecek kadar
güçlüdür."
