49. bölüm · Aynı Göğün Altında
Mistik Kaan
Mardin’in altın sarısı güneşi sınıfın pencerelerinden içeri
süzülürken, tahtada çocuklara Anadolu masallarının
gizemli dünyasını anlatıyordum. Herkes pürdikkat
kesilmiş, Anka kuşunun küllerinden doğuşunu
dinliyordu. Tam o sırada, sınıfın kapısı yavaşça,
gıcırdayarak açıldı.
İçeriye giren figürü görünce tebeşir elimden düşeyazdı.
Karşımda, yerlere kadar uzanan yıldızlı lacivert bir
pelerin, kafasında devasa, ucu sivri bir büyücü şapkası
ve elinde gümüş parıltılı bir değnekle Kaan duruyordu!
Burak:
"Kaan? Oğlum bu ne hal? Tiyatro kulübü provası mı
burası?" dedim şaşkınlıkla, gülmemi bastırmaya
çalışarak.
Kaan:
Kaan, hiç istifini bozmadan, sahnedeki usta bir
illüzyonist edasıyla sınıfın ortasına kadar süzüldü.
Şapkasını zarif bir reveransla çıkardı ve çocuklara göz
kırptı.
"Saygıdeğer küçük hanımlar, küçük beyler! İstanbul’un
tozlu kütüphanelerinden, masalların kalbinden gelmiş
geçmiş en sakar... pardon, en büyük büyücü Mistik
Kaan huzurlarınızda!" dedi sesi yankılanarak.
Çocuklar şaşkınlıktan ağızları açık izlerken, Kaan
gösterisine başladı.
Kaan:
"Şimdi dikkat! Bu boş şapkanın içinden bembeyaz bir
tavşan çıkaracağım!" dedi ve asasını havada üç kez
çevirip şapkaya vurdu. "Hokus pokus!"
Kaan elini şapkaya daldırdı ama içeriden tavşan yerine,
Kaan’ın kendi sol tek çorabı çıktı! Sınıf bir an
sessizleşti, sonra Kerem kahkahayı bastı.
Kerem:
"Kaan Abi, tavşanın ayağı çok garipmiş!" diye bağırdı
gülerek.
Kaan:
"Aman efendim, teknik bir arıza!" dedi Kaan, bozuntuya
vermeden çorabı cebine tıktı. "Peki ya bu? Elimi
şıklatacağım ve ceketimin içinden rengarenk bir kuş
havalanacak!"
Kaan parmağını şıklattı ama kuş ceketinden değil,
sınıfın en arkasındaki kitaplığın tepesinden "pırrr" diye
havalanıp tavana kondu. Kuş şaşkın şaşkın ciklerken,
Kaan’ın cebinden de yanlışlıkla bir avuç kuş yemi
döküldü.
Burak:
"Kaan, kuşun rotası şaşmış sanki?" dedim, artık kendimi
tutamayıp gülerek.
Kaan:
Kaan, büyücü asasını sihirli bir değnek gibi değil de
orkestra şefi çubuğu gibi sallamaya başladı.
"Görüyorsunuz sevgili öğrencilerim, sihir bazen
sürprizleri sever! Tavşan şapkada durmaz, kuş ceketten
çıkmaz ama neşe her zaman buradadır!"
Sınıf bir anda yıkıldı. Çocuklar sıralara vurarak gülüyor,
Kaan ise pelerininin önünü ilikleyip olmayan bir seyirci
kitlesini selamlıyordu. Kerem, masanın altından Kaan’ın
sakladığı oyuncak tavşanı bulup havaya kaldırdığında
ise neşe doruğa ulaştı.
Mardin’in bu küçük sınıfı, Kaan’ın o "başarısız ama çok
komik" sihirleriyle bir anda gerçek bir masal diyarına
dönüştü. O an anladım ki, en büyük sihir aslında
çocukların o içten kahkahasıymış.
Burak:
"Hadi bakalım Mistik Kaan," dedim omzuna dokunarak
. "Sihir bittiğine göre, yardım et de şu kuşun peşinden
koşalım!"
