9. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar9. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 9. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Sonumuz hayır olsun Akasya." Arabanın yeniden bir tümseğe girmesiyle sallandık. Şoförümüz Alex'in ta kendisi olduğundan yüksek sesle konuşmamaya özelikle dikkat ediyorduk. Anlık olarak sol tarafımda oturan İnci'ye dönmek üzere başımı çevirdiğimde dikiz aynasından Alex ile göz göze geldik. Buz mavisi gözleri çok kısa bir an gözlerime baktıktan sonra geri yola döndüler. Kulaklarını açmış bizi dinlediğini bildiğimden konuşmalarıma özellikle dikkat ediyordum.
"Benimle geldiğin için o kadar mutluyum ki, anlatmaya kalksam kelimeler kifayetsiz kalır." Uzanıp kucağında duran elini ellerimin arasına aldım. Sadece küçük bir uyarı amaçlı sertçe parmağımın tırnağının ucunu hafifçe elinin içine bastırdım. Ancak tam olarak istediğim şeye ulaşamamıştım. Çünkü elinin içinde tırnağımın hafif baskısını hisseden İnci arabanın içini saniyeler içerisinde çığlığı ile doldurmuştu. Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken refleks olarak kendimi geriye atmam ile arabanın yolun ortasında ani fren yaparak durması bir oldu.
Sırtım kapıyla buluşmuş şaşkınlıkla İnci'ye bakarken Alex oturduğu yerden dönüp bir bana bir de İnci'ye baktı. Kalp atışlarım hızlı hızlı atarken İnci dudaklarını büzerek bana baktı. "Ne oldu?" İnci'nin bir şey söylemesinden korkarak gözlerimi ona diktim. Alex sorunun bende olmadığını anlayınca o da beklentiyle İnci'ye döndü. İnci, gözümü kırpmadan ona baktığımı fark edince ürpererek Alex'e döndü. "Ş-şey... böcek!" Tekrardan bağırmasıyla ikimizde istemsizce yüzümüzü buruşturduk.
"Evet! Böcek vardı! Çok korkarım ben!" Ellerini havaya kaldırarak hayali böceğinin boyutunu Alex'e gösterdi. "Bu kadardı!" Alex şüpheyle bana döndüğünde sertçe yutkundum. Tek kaşı havalandığında başımı hızlıca aşağı-yukarı sallayarak İnci'nin yalanına ortak oldum. Alex ikimize de son bir kez daha baktıktan sonra önüne dönerek arabayı yeniden çalıştırdı. Alex'in yeniden yola dönmesiyle elimi hızlı hızlı çarpan kalbimin üzerine koyarak rahat bir nefes verdim. "Ne yapıyorsun?" İnci'nin dibime kadar girerek kulağıma fısıldamasıyla gözlerimi direkt dikiz aynasına çevirdim. Bir çift mavi gözle karşılaşmayınca İnci'nin kulağına eğildim. "Asıl sen ne yapıyorsun? Aklımı aldın!"
Başını çevirmesiyle göz göze geldik. "Korktum. O da neydi öyle?" İşaret ve baş parmaklarımın ucunu birbirine olabildiğince yaklaştırdım. İnci'nin gözleri parmaklarımdayken yavaşça sırıttım. "Ufak bir uyarı sadece." Benden aldığı cevapla birlikte parmağıma bakan gözleri yüzüme tırmandı, kaşları anlamadığını belirtircesine çatıldı. "Neyin uyarısı?" Başımı ön tarafa doğru çevirerek dikiz aynasına doğru döndüm. Benimle birlikte dikiz aynasına bakan İnci ile aynı anda buz mavisi gözlerle karşılaştık. Her ikimizde onun bakışlarını beklediğinden saçmalayarak gülümsedik. "Anladım."
İnci'nin dişlenirsin arasından dökülen kelime ile yavaşça başımı ona çevirdim. Yüzünde ki o saçma gülümsemeyi bozmadan başını omzuna doğru yatırdı, gözlerini abartılı bir şekilde kapatıp açtı.
Dakikalar sonra araba dört katlı bir binanın önünde durduğunda İnci ile birbirimize döndük. Elini bana uzatmasıyla birlikte uzattığı elini tutarak sıktım. Huzursuzca gözlerine baktım. Beni rahatlatmak istercesine şefkatle göz kırptı. "Gazamız mübarek olsun bacım." Ondan beklemediğim cümle ile elimde olmadan gülmeye başladım. Ellerimiz ayrıldığında göz kırparak parmaklarını havada şıklattı. "Biz buna İnci farkı diyoruz Akasya Hanım." Parmaklarımı dudaklarımın üzerine bastırarak zar zor dudaklarımın ucuna kadar gelen kahkahaya engel olabildim.
Kapımı açmak için döndüğümde dışarıdan birisi benden önce davrandı. Başımı kaldırıp kapımı açan kişiye baktığımda gördüğüm sima ile afalladım. Hangi ara arabadan inip buraya kadar gelmişti farkında bile değildim. İnci benden hızlı davranarak çoktan inmiş ve benim tarafıma gelerek inmemi bekliyordu. İlk adımı dışarıya attığım sırada elinin bana uzandığını fark ettim. Dışarı atacağım diğer adımım hava da kalırken başımı kaldırıp yüzüne baktım bir kez daha. Bakışlarının sertliği karşısında ürkekçe elimi uzattığı eline bıraktım.
Parmakları elimi kavrayarak inmeme yardımcı oldu. Her iki ayağımın üzerinde yere sapasağlam basabildiğimde ellerimiz ayrıldı. Anlık olarak varlığının unuttuğum İnci'nin koluma girmesiyle irkilerek ona döndüm. O ise mest olmuş gözlerle bana bakıyordu. "Etkileyici!" Ona yalnızca gözlerimi devirdim.
Binanın girişine ulaştığımız sırada içeriden hoş ve resmî giyinimli bir kadın çıktı. Bir bana bir yanımda ki İnci'ye bir de arkamda bir yere baktı. Galiba Alex de hemen arkamızdaydı. "Akasya Hanım," eliyle kapıyı işaret etti. "Buyurun lütfen, hoş geldiniz." Her ne kadar burada olmaktan hiç hoşnut da olmasam kadına karşı samimiyetle gülümsedim. Kadın birkaç adım önümümüzde, onun arkasında İnci ile ben ve tahminimce arkamızda da Alex binaya giriş yaptık.
Kadının yönlendirmesi üzerine ilk önce asansöre bindik. Dördüncü kata çıktık. Sessiz ve bir o kadar da rahatsız edici asansör yolculuğunun sonunda bizi karşılayan Hardin'in yüzü olmuştu. Yüzünde ki gereksiz samimiyet barındıran gülümsemesi ile bizi büyük bir coşkuyla karşılamıştı. "Hoş geldiniz." Bozuk türkçesine rağmen gülümsedim. "Hoş bulduk!"
İnci'nin de Hardin'e aynı coşkuyla karşılık vermesi üzerine başımı çevirip ona ters ters baktım. Hardin, İnci'nin ona karşı sergilediği samimi tavır karşısında daha da neşelendi. Tokalaşıp tanışmak adına elini İnci'ye uzattı. "Merhaba güzel bayan. Sizi daha önce görmemiştim. Adınız nedir?" İnci'nin dudakları şaşkınlıkla aralanırken bana küçük bir bakış attı. Ardından Hardin'in elinin havada kalmaması için elini uzatarak sıktı. "İnci, İnci Akgün." Hardin'in gözleri değişik bir ışıltıyla parladı. "Memnun oldum İnci."
"Ben de Hardin Bey." Elleri ayrılırken Hardin'in suratı birden düştü. Sağ elini kaldırarak göğsünün ortasına koydu ve alınmış gözlerle İnci'ye baktı. "Ah İnci, bey diyerek beni çok üzdün. Lütfen, yalnızca ismimi kullanman yeterlidir." Kaşlarım hayretle havalandı. Neler oluyordu? Başımı çevirip İnci'nin tepkisine bakındım. O da benim gibi şaşkınlıkla Hardin'e bakıyordu. "T-tabi."
Hardin, İnci'den aldığı yanıt üzerine kocaman gülümsedi. Ne kadar da tuhaf bir adamdı böyle. Çok değişken bir ruh hali vardı. Ürkütücü. "Beni takip edin lütfen."
Hardin'in işe dahil olmasıyla girişte bizi karşılayan kadın yok olmuştu. Hardin birkaç adım önümüzde yürürken İnci kulağıma doğru yaklaştı. "Biz ne halt yemeye geldik ki buraya?" Etrafta koşuşturan insanlar biz aralarından geçtikçe durup bize bakıyorlardı. Bu yüzden dişlerimi sergileyerek gülümsemeye çalıştım. İnci'nin kulağına doğru yaklaşarak dişlerimin arasından fısıldadım. "İnan ben de bilmiyorum."
İnci benden aldığı cevapla birlikte gözlerini tereddütle etrafta gezdirdi. "Sen arkadaşına güven tamam mı? Gerekirse kaçar gideriz." Bana göz kırparak önüne döndüğünde sergilediğim o sahte gülümseme anlık olarak gerçek bir gülümseme ile yer değiştirdi. Koridorun sonundan sağa döndüğümüzde bizi oldukça yoğun bir kalabalık karşıladı. Hardin kalabalığa göz attıktan sonra mütevazı bir gülümseme ile bana döndü. "Teklifimi kabul ettiğin için çok onur duydum," işte şimdi neden burada olduğum yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. "Hangi teklif?" Benim yerime İnci'nin sorması daha uygun olmuştu. Çünkü bu teklif her ne ise kabul eden ben değil aksine babamdı.
Hardin şaşkınlıkla İnci'ye döndü. "Bilmiyor musun?" İnci başını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Hayır. Aslında ben gelmeyecektim, son anda belli olan bir şey olduğundan tam olarak ne olduğunu bilmiyorum." İnci'nin söyledikleri üzerine gülmemek için başımı kaldırdım. Tam o sırada Alex'in iri bedeniyle karşılaştım. Mavi gözleri Hardin'e kilitlenmiş, onu öldürmek istercesine dik dik bakıyordu. Ancak ona baktığımı hissetmiş olacak ki gözleri bana döndü. Yakalanmanı verdiği utançla kızarırken önüme döndüm. "Bugün yeni sezon kıyafetlerimizin dergi çekimi var ve Akasya'ya modellik yapması için bir teklifte bulundum," gülümsemesini bozmadan ellerini birleştirdi ve minnetle beni gösterdi. "Sağ olsun beni kırmadı."
"Maria!" Bir anda sesini yükseltmesi ile yanımda ki İnci olduğu yerde sıçramıştı. Ellerinde taşımakta zorlandığı kağıt desteleriyle oldukça güzel olan bir kadın koşarak Hardin'in yanına geldi. "Buyurun Hardin Bey." Hardin gözleriyle İnci ile beni işaret ederek konuştu. "Lütfen bayanlara eşlik edebilir misin?" Kadın burnunun ucuna kadar düşen gözlüğünü hızlıca işaret parmağının ucuyla itekledi. "Elbette Efendim," bize dönerek eliyle yolu işaret etti. "Buyurun lütfen."
İnci ile ben kadının peşinden giderken arkamızdan gelen Alex'in varlığını çok net hissedebiliyorum. Neden bilmiyorum ama onun varlığı bazen beni çok ürkütüyordu. Omuzlarım gerilirken bunu yansıtmamak için derin bir nefes aldım. Bir kapıdan geçtikten sonra Maria olduğu yerde durdu. Bizi getirdiği odanın her yeri kıyafetlerle doluydu. Mankenler oradan oraya koşuşturarak kıyafetlerini arıyordu. Hazırlanan mankenler ise makyaj masalarının önüne oturmuş makyajlarının bitmesini bekliyorlardı. Neden bu kadar çok manken vardı? Ayrıca o kadar profesyonel mankenin içinde neden ben, neden biz?
Maria'nın yönlendirmesi üzerine soyunma kabinlerine doğru ilerlerken Maria'nın Alex'i zorlukla kapı dışarı ettiğini duydum. "Hemen size ayrılan kıyafetlerinizi alıp geliyorum." Maria'nın yanımızdan ayrılmasını fırsat bilerek İnci ile en sessiz olan köşeye çekildik. "Sen nasıl bir şeyin içindesin böyle?" Kollarımı göğsümde bağlayarak önünde bulunduğumuz duvara yaslandım. "İnan bende bilmiyorum."
Şüpheyle kısılmış olan gözleriyle işaret parmağını yüzüme doğrulttu. "Bu tekliften haberin dahi yoktu değil mi?" Beni bu kadar çabuk anlamasını seviyordum. Başımı aşağı-yukarı sallayarak onayladım. Ellerini sertçe birbirine vurdu. "Biliyordum!" Bana doğru bir adım attı, ellerini omzularıma koyarak yüzüme doğru eğildi. "Yanındayım arkadaşım," ellerinden birisini omzumdan çekerek havaya kaldırdı ve yumruk yaptı. "Bunu da atlatacağız." Gözlerini yeniden bana çevirmesiyle birlikte kahkaha atmaya başladık. Etrafta bulunan bazı kadınların bakışlarının bize döndüğünü fark edince susmak zorunda kaldık.
Çok geçmeden elinde iki tane kıyafetle Maria yanımıza gelmişti. Sağ elinde bulunan beyaz elbiseyi İnci'ye verirken diğer elinde bulunan yeşil elbiseyi bana uzattı. Somurtarak uzatılan elbiseyi ellerimin arasına aldım. Omzumda hissettiğim el ile başımı kaldırınca İnci'nin güldüğünü gördüm. "Geçmiş olsun." Kaşlarım sinirle çatılmış, ona kızmak üzereyken hızlıca soyunma kabinine girerek son anda gazabımdan kurtulabilmişti. Sert adımlarla bana verilen soyunma odasına girdim. Üzerimde ki mavi elbiseyi çıkartarak kenarıda duran kıyafet askısına astım.
Belimden başlayıp koltuk altıma kadar gelen fermuarı da çektikten sonra aynada dönerek elbisenin son haline baktım. Her ne kadar yeşil olduğundan başta ön yargı ile yaklaşsam da şu an aynada ki yansımamdan hayranlıkla süzüyordum. Sol baldırımdan sağ ayak bileğime doğru uzanan eteği, kalpli göğüs dekoltesi, belinde bulunan minik taş işlemeleri ve parlak zümrüt rengi kumaşı ile gerçekten harika bir tasarıma sahipti. "Akasya?"
Kapının ardından gelen İnci'nin sesiyle aynada ki yansımama bakmayı son vererek soyunma odasından çıktım. Karşımda beliren İnci'yi merakla süzmeye başladım. Üzerinde ki beyaz elbise ile adının ne kadar uyumlu olduğunu düşündüm. Parlak inci rengindeki kumaşı kesinlikle mükemmeldi. Aynı zamanda straplez yakası, derin yırtmacı ver arkasında ki uzun kuyruğu ile sanki İnci için dikilmiş gibiydi. Gözlerimi ondan alamıyordum. "Çok güzelsin." İnci beğeni dolu ifadeyle ellerini elbisenin üzerinde gezdirdi. "Harika değil mi?"
"Öyle." Uzanıp elimden tutması ile beni kendi etrafımda çevirdi. "Bomba gibi olmuşsun!"
"Akasya Hanım? İnci Hanım?" Maria'nın bize seslenmesiyle birlikte ona döndük. "Makyajınız için sizi almam gerekir." İnci ile tıpış tıpış Maria'nın arkasından makyaj masalarına doğru yöneldik. Şansımıza tam biz geldiğimizde iki masa boştu. Direkt ikimizi de alarak saçımıza ve makyajımızı yapmaya koyuldular.
Ne kadar süre geçmişti bilmiyorum ama az daha burada oturmaya devam edersem her an uykuya dalabilirdim. "Ne zaman biter?" Söylenmemle birlikte makyajımı yapan kadın ile saçlarımla uğraşan adam aynadan bana baktı. Kadın herhangi bir cevap vermezken adam yorgun bir ifadeyle gülümsedi. "Çok az kaldı merak etmeyin."
Yaklaşık bir on dakikanın sonunda hem saçım hem makyajım bitmişti. Sarı saçlarım ilk olarak maşa ile dalgalandırılmıştı. Ardından bir tutamı toplanarak arkadan küçük dağınık bir topuz haline getirilmişti. Makyajım ise daha çok gözlerime öne çıkarmaya yönelikti. Göz kapaklarımda koyu renkler kullanılmasına rağmen dudaklarımda kırmızı bir ruj vardı.
Uyuşmuş olan bacaklarımla zorlukla dakikalardır oturduğum sandalyeden ayaklandım. "Akasya Hanım," yanıma gelen bir kadın elinde ki bir çift yeşil önü taşlı ayakkabıyı önüme bıraktı. "Teşekkürler." Kadının yanımdan uzaklaşması ile az önce kalktığım sandalyeye geri oturdum. Kendi ayakkabılarımı çıkartarak getirdiği ayakkabıyı giyindim. "Akasya?"
İnci'nin sesini duymamla hızla başımı kaldırıp ona bakındım. Koyu renk saçları maşa ile dalgalandırılıp serbest bırakılmış, yüzüne ise elbisesine uygun parlak ve taşlı makyaj yapılmıştı. Yeniden konuşmak için dudaklarını araladığında yanımızda beliren Maria artık çıkmamız gerektiğini söyledi. İnci ie bulunduğumuz bu boğucu odadan çıkarak Maria'nın eşliğinde çekimlerin yapıldığı alana ilerledik. İlk önce benim fotoğraflarımın çekileceğini söyleyerek beni yeşil bir perdenin önüne aldılar.
Fotoğrafçı birkaç dakikalığına yanımızdan uzaklaşıp bilgisayarların başına gittiğinde stresle İnci'ye döndüm. Kocaman gülümsemesi ile baş parmaklarını havaya kaldırarak bana destek olmaya çalışıyordu. Tam önüme döneceğim sırada yanında dikilen Alex dikkatimi çekti. Her zaman ki ifadesi ile bana bakıyordu. Ellerini arkasında bağlamış öyle bir bakıyordu ki, resmen etrafa korku salıyordu. "Başlayabiliriz."
Fotoğrafçının konuşmasıyla irkilerek ona döndüm. Çok stresliydim. Daha önce bu kadar insanın arasına karışmamıştım. Daha önce ciddi bir iş almamıştım. Bugün yanımda İnci olmasaydı kesinlikle benim için daha kötü ve zor olurdu. "Sol bacağımızı çapraz gelecek şekilde sağ bacağımızın önüne atalım," denildiği gibi yaparak fotoğrafçıya baktım. Gözlerini ayaklarımdan çekerek yüzüme çevirdi. "Evet. Şimdide ellerimizi belimize yerleştirelim lütfen." Yine aynı şekilde fotoğrafçının istediği gibi ellerimi belime yerleştirdim. Fotoğrafçı elini çenesinin altına koyarak başımı kaldırmamı işaret ettiğinde anlık olarak duraksadım. Bu hareket bana Sofia'ya ve tartıyı hatırlatmıştı. Sertçe yutkundum.
Çenemi havaya kaldırarak fotoğrafçıya bakmaya devam ettim. "Şimdi sizden bu şekilde kalmanızı ve ben fotoğraflarınızı çekerken kameraya bakmanızı istiyorum."
Fotoğrafçı kamerayı gözüne yaslayarak fotoğraflarımı çekmeye başladı. Ardı ardına gözüme patlayan flaş ışıklarına rağmen kameraya bakmaya devam ettim. "Gülümseyelim." Fotoğrafçının isteği üzerine samimi olmasını umduğum bir şekilde gülümsedim. Birkaç dakika daha böyle devam etti. "Maria!" Fotoğrafçının bağırması ile koşarak yanımıza gelen Maria korkuyla bakındı. "Ferhat nereden?"
"Çekimde." Fotoğrafçı, Maria'dan aldığı yanıtı beğenmemiş olacak ki homurdandı. Kamerasını bırakarak etrafında dönmeye başladı. "Başka erkek manken yok mu?"
Maria olumsuz anlamda başını salladı. "Maalesef. Normalde iki kişi olacaklardı ancak dün akşam diğer erkek manken zehirlenmiş."
"Bana bak Maria bir sonra ki çekimden önce bana hatırlat bir daha bu mankenlik ajansı ile iş yapmıyoruz." Maria hızlıca başını salladı. "Anladın mı?" Maria korkuyla başını daha fazla sallamaya başladı. "Anladım Efendim."
"Şimdi gidebilirsin." Maria yanımızdan ayrıldıktan sonra bile arkasından bakakalmıştım herkes ona yükleniyordu. O ise sadece işinden olmamak için bütün bunlara katlanmak zorunda kalıyordu. İçim sızlamıştı. Fotoğrafçı sinirle saçlarını karıştırırken diğer yandan da etrafına bakınıyor ne yapacağını düşünüyordu. Sonra bir anda durdu. Sırtı bana dönüktü. İnci ellerini önünde bağlamış, çatık kaşlarıyla fotoğrafçıya bakıyordu. Fotoğrafçı eliyle Alex'i işaret etti. "Sen,"
Alex'in gözleri ona seslenen fotoğrafçıya döndü. "Evet, sen!" Alex'in kaşları yavaş yavaş çatılmaya başladı. Ancak fotoğrafçıya herhangi bir şey demedi. "Mankenim ol! Sadece birkaç kare. Ne kadar istersen öderim." Fotoğrafçıdan gelen beklenmedik teklif üzerine Alex bile şaşırmıştı. "Ben bir korumayım. Mankenlik yapmak görevlerimin arasında değil." Fotoğrafçı aldığı olumsuzu yanıt üzerine bir anda dizlerinin üzerine çöktü. "Yalvarırım sana. Ne kadar? Ne kadar istiyorsun?" Gözlerim ardına kadar açılmış bir halde dizlerinin üzerine çökmüş olan adama bakıyordum. Alex fotoğrafçıya hiçbir yanıt vermeden bana doğru yürümeye başladı.
Fotoğrafçı ilk başta Alex'in burayı terk ettiğini düşünerek hayal kırıklığına uğrarken sonrasında bana doğru geldiğini fark etti. Hızlıca ayağa kalkarak fotoğraf makinesine sarıldı. "Sadece birkaç kare!" Adam sevinçle kamerasına sarıldığında ne yapacağımı bilemeyerek birkaç adım uzağımda duran Alex'e baktım. "Lütfen yaklaşın," Alex iki büyük adımda yanıma kadar gelmişti. Omuzlarımızın birbirine değmesi üzerine bedenim anında kaskatı kesildi. "Akasya sırtını Beyefendiye doğru yan çevir. Siz de elinizi Akasya'nın beline koyun lütfen." Az önce Maria'ya karşı bağırıp çağıran adam şimdi Alex sayesinde kediye dönmüştü.
Belimde Alex'in elini hissedince gergin olan bedenim iyice gerildi. "Akasya elini Beyefendinin elinin üstüne koy," gerginlikten soğuk olan elimi tereddütle onun elinin üstüne koydum. Eli sıcacıktı. Benimkinin aksine. "Başını geriye doğru atarak Beyefendiye bak." Dediği gibi başımı kaldırıp Alex'e baktığım sırada art arda flaş patladı. Fotoğrafçı konuşmak için durduğunda Alex başını eğerek gözlerime baktı. Yine aynı şekilde flaşlar patlamaya devam ederken sertçe yutkundum. Alex'in mavi hareleri yüzümde ağır ağır dolaşırken fotoğrafçının sesini işittim. "Bu kadar!"
Alex'ten uzaklaşmak için bir adım attığımda belimden sıkıca kavraması üzerine uzaklaşamadım. Gözlerini gözlerimden ayırmadan kulağıma doğru eğildi. "Bu iyiliğimin bir karşılığı olmalı."
"Ben..." ne diyeceğimi bilemedim. Başladığım cümlenin devamını getiremedim. Kıvrak bir hareketle elinden kurtuldum. "Lavaboya gitmeliyim." Fotoğrafçı sevinçle çektiği fotoğraflara bakarken koşar adımlarla insanların arasından sıyrılarak kendimi dışarıya attım.
Bölüm etkileşimi
